|
Akut Bobrek Yetmezligi ve Tedavisi |
|
Hasta Bakıcısı,Hasta Bakıcı,Hastama Bakıcı,Hasta Bakımı
|
Böbrek yetmezliği, böbreklerin metabolik atıkları atma, sıvı ve elektrolit dengesini yitirmesi olayıdır. Normalde glomerullerden bir dakikada 120 mi. kan süzülür (Glomerul Filtrasyon Hızı=GFH). Bu miktar dakika 50 mi. altına düşünceye kadar böbrek metabolik atıkları atabilir. Bu durumda günlük idrar miktarı ortalama 400 mi. dir. Ancak GFH dakikada 50 mi. altına inince böbrek yetmezliği gelişir. Böbrek yetmezliği akut ve kronik olarak iki gruba ayrılır. Akut böbrek yetmezliği aniden gelişir, kısa sürer ve genellikle uygun tedavi ile düzelir. Fakat bazen, tedaviye karşın hastalık düzelmez ve üremi tablosu oluşur.
Akut Böbrek Hastalığı Yetmezliği
Akut böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarının hızla bozulması sonucu, azotemi ve oligürinin (24 saatte 400 ml.nin altında idrar) eşlik ettiği bir durum olarak tanımlanır. Akut böbrek yetmezliğinin nedenleri prerenal, intrarenal ve postre-nal olarak gruplanabilir. Preneral Yetmezlik: Glomerul perfüzyonu azaltan; kalp yetmezliği nedeniyle hipovolemi, kanama ya da yanıklar gibi böbrek dışı nedenler, preeklemsi, septik düşük ve plasentanın erken ayrılması gibi jinekolojik nedenler sayılabilir.
İntrarenal Yetmezlik: Glomerulonefrit, piyelonefrit gibi primer böbrek hastalıkları, diyabet ve sistemik lupus eritematozus gibi siste-mik hastalıklar, nefrotoksik maddelerin absorpsiyonu ya da trans-füzyon reaksiyonu sonucu akut tubular nekroz vb. böbreğe ait bozukluklar neden olmaktadır. Postrenal Yetmezlik: Taş, tümör, prostat hipertrofisi gibi nedenlerle tubuluslardan meatusa kadar sistemin, herhangi bir yerinde tıkanma sonucu, idrar akımının engellenmesiyle gelişir.
Böbrek Yetmezliği Belirtileri ve Bulgular
Akut böbrek yetmezliğinin klinik seyrinde oligürik ve diürez evresi görülür. Hastalığın belirti ve bulguları içinde bulunduğu evreye göre farklılık gösterir. Oligüri Evresi: 1-2 hafta ya da haftalar sürebilir. Bu evrede en önemli belirti, idrar miktarının azalmasıdır. İdrar miktarı 400 ml'nin altındadır. Bazen 100 ml'nin altına iner ya da hasta hiç idrar yapamaz (Anüri).
Kanda potasyum sülfat, kreatinin, fosfor, kanda üre yükselir. Tubuluslarda reabsorbsiyon olmadığından sodyum, klor, kalsiyum ve karbondioksit azalır. Sıvı retansiyonu nedeniyle sakral, periorbital ya da periferal ödem, İdrarda proteinüri, hematüri, Bulantı-kusma ve halsizlik Hipertansiyon Konjestif kalp yetmezliği belirtileri (boyun venlerinin genişlemesi ve akciğerlerde railer), Anemi nedeniyle solgunluk Asidoz, ciltte üre tuzları, kaşıntı, görme bozukluğu, baş ağrısı, bulantı-kusma gibi, solunumun idrar kokması gibi üremi belirtileri görülür. Diürez Evresi: Böbrek nefronlarındaki bozukluk düzeldiğinden idrar miktarı artar. Günlük idrar miktarı günde 1-2 İt. ya da 3-4 İt.'ye kadar artar, kanda yükselen metabolik atıklar ve elektrolitler normale döner. Hastalığın iyileşmesi 3-12 ay gibi uzun bir süre gerektirir.
Akut Böbrek Yetmezliği Tedavi ve Hemşirelik Bakımı
Akut böbrek yetmezliği için tedavi, içinde bulunduğu evreye göre planlanır. Tedavide Amaç; Yetmezlik nedenini ortadan kaldırmak, Sıvı-elektrolit dengesini düzenlemek, Metabolik komplikasyonları ve enfeksiyonları önlemek, Böbrek fonksiyonları düzelinceye kadar hastayı hayatta tutmaktır. Aldığı çıkardığı sıvı dikkatle hesaplanır, çıkardığı idrardan fazla kesinlikle verilmez (volüm artışı nedeniyle akciğer ödemi gelişebilir). Hastaya verilecek sıvı miktarı; bir gün önce çıkardığı idrar miktarı + fizyolojik kayıp (500 mlt) = günlük verilecek sıvı miktarı. .İdrar miktarı arttıkça verilen sıvı miktarı da artırılır. . Proteinden kısıtlı ya da proteinsiz, tuz ve potasyumdan kısıtlı ve hastanın enerji gereksinimini sağlaması için bol karbonhidratlı besinler (şekerleme, şekerli sıvı, bal gibi) verilir. Hastaya potasyum içeren, patates, muz, portakal, kayısı, çikolata, mantar, fıstık, kabak, ıspanak, domates, havuç, kuru fasulya, üzüm verilmez. Kilo kontrolü yapılır. Kilo artışı fazla sıvı verildiğini gösterir. Ağızdan beslenemeyen hastalarda (özellikle bulantı ve kusması olanlarda) intravenöz yolla gerekli kalori, konsantre glikoz eriyikleri verilerek sağlanır. Elektrolit ve asit-baz dengesizliğini düzeltmek için; Geçici olarak hiperkalemi tedavisi için intravenöz glikoz ve insülin ya da kalsiyum glikonat, Serum potasyum düzeyini düşürmek ve asidozu düzeltmek için, intravenöz sodyum bikarbonat, Dikkat; Kan zayıflığı hiperkaleminin tehlikeli boyutlara ulaştığının göstergesi olabilir, derhal hekime bilgi verilmelidir.
Akut böbrek yetmezliğinin oligüri evresinde sık görülen ve ölümcül olabilen komplikasyon hiperkalemidir.
Yükselen fosfatı bağlamak için alüminyum hidroksit antiasit verilir. Hipokalsemi nedeniyle tetani geliştiğinde intravenöz kalsiyum glikonat verilir. Gerektiğinde antibiyotik verilir. Antihipertansif ilaçlar düzenli verilir. Yüksek üre nedeniyle hasta enfeksiyonlara yatkın olduğundan gerekli önlemler alınır, el yıkamaya özen gösterilir. Not: Sepsis, akut böbrek yetmezliğinde başlıca ölüm nedenidir. Varsa, kalıcı idrar kateterinin sık sık bakımı yapılır. Diürez başlamazsa, kanda üre ve potasyum miktarı çok artmışsa ve hastada asidoz bulguları varsa, hasta diyalize alınır.Böbrek Tüberkülozu
Böbrek tüberkülozu, çoğunlukla sekonder olarak gelişen, hematüri, dizüri ile seyreden ve Koch basilinin neden olduğu tüberküloz enfeksiyonudur.
Bobrek Tuberkilozu Belirtileri ve Bulgular
Hematüri, dizüri Aşırı yorgunluk, halsizlik İştahsızlık İdrarda lökosit ve cerahat Böbrek filminde medullada kalsifikasyonlar İdrar kültüründe tbc basili görülebilir.
Tedavi ve Bakım
Antitüberkülotik tedavi uygulanır. Uzun süren (2-3 yıl) tedavinin gereği ve önemi anlatılır. |
|
|
Hasta Bakıcısı,Hasta Bakıcı,Hastama Bakıcı,Hasta Bakımı
|
Piyelonefrit Nedir
Piyelonefrit, böbrek pelvisi ve kalikslerin iltihabı hastalığıdır. Etken genelde E. Coli'dir, dışkı yoluyla üretraya ve oradan yukarı doğru yayılır. İdrar yollarında taş oluşu, kalıcı kateterde enfeksiyona yatkınlığı artırır.
Akut Piyelonefrit Belirtileri ve Bulgular
Titreme ile yüksek ateş Belde ve kasıklarda ağrı Sık ve ağrılı idrar yapma Baş ağrısı,bulantı ve kusma Bulanık ya da kanlı idrar idrar çöküntüsünde çok sayıda lökosit ve bakteri vardır. Hastada lökositoz ve sedimentasyon hızlanması olur.
Tanı
İdrar muayenesi ve idrar kültürü ve intravenöz piyelografi yapılır.
Piyelonefrit Tedavisi ve Bakım
Uygun antibiyotik (genelde Penisilin ve Gantrisin) verilir. Tedaviye idrar kültürü steril oluncaya kadar devam edilir. Yatak istirahati verilir. Böbrek yönünden sakıncası yoksa, ağız ya da parenteral yoldan bol sıvı verilir. Akut piyelonefrit, septik şokun önde gelen belirtilerinden olduğunda şok belirtileri yakından izlenir.
Hastalığın tekrarının önlenmesi için hastaya uygun sağlık alışkanlıklarının kazandırılması önemlidir.
Kronik Piyelonefrit
Piyelonefrit iyi tedavi edilmezse ya da taş vb. obstriksiyon devam ediyorsa, akut piyelonefrit atakları devam eder ve her yeni atak böbreği biraz daha bozar ve kronik piyelonefrit ve giderek böbrek yetmezliği yerleşir.
Kronik Piyelonefrit Belirtileri ve Bulgular
İdrar yoğunluğu düşüktür. İdrar çöküntüsünde lökositler, bazen bakteriler görülür. Kanda üre ve azotlu maddeler artar. Böbrek yetmezliği bulguları vardır.
Tanı
İdrar muayenesi I.V. piyelografi Gerekirse böbrek biyopsisi yapılır
Kronik Piyelonefrit Tedavi ve Bakım
Akut piyelonefritte olduğu gibidir. |
|
|
Anklioz Ankylosing Spondylitis Nedir |
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Anklioz'a yol açan spondylitis, Ankylosing Spondylitis
Anlaşılması görünüşte güç olan bu terim, bel kemiklerindeki (vertebralardaki) eklemlerle oluşan iltihap ve arteritleri anlatmak için kullanılır. İltihaplanan vertebralar sertleşip, katılaşır ve birbirleriyle birleşir (anklylosis). Eskiden sanıldığının tersine, hiç de seyrek olmayan bu hastalığa erkeklerin yakalanma oranı kadınlardan beş kat daha fazladır. Hastalık tipik bir biçimde 20'li yaşlardaki genç erkeklerde başlar.
Anklioza Yol Açan Nedenler (Ankylosan Spondylitis)
Hastalığın nedenleri pek bilinmese de, araştırmalar, kalıtım faktörünün çok önemli olduğunu göstermektedir. "HLA-B27" adı verilen gen ya da jenetik işaret, son zamanlarda yapılan araştırmalara katılan hastaların yüzde 90'ında bulunmuştur. Bu, yalnızca B27 geni taşıyan birinin spondylitis geliştirme olasılığının ortalamaya göre daha yüksek olduğu anlamına gelmez, aynı zamanda, bu kişinin akrabalarının vücutlarında da hastalık taşıyan genlerin yaygın olduğunu gösterir. Ancak, bu kişilerde hastalığa neyin yol açtığı anlaşılamamıştır. Araştırmacılar, arterite, bir enfeksiyonun neden olma olasılığı üzerinde çalışmaktadırlar.
Belirtiler
Birçok durumda görülen ilk belirti, yavaş yavaş gelişen bir ağrı ve özellikle sabahları yataktan kalkınca daha bariz bir şekilde hissedilen bel tutulmasıdır. Bu belirtiler kalçada ve uyluk kemiğinin arka kısmında da hissedilebilir. Sırttaki ağrının nedeni, belin alt kısmıyla (kuyruksokumu) kalça kemikleri arasında kalan yer olan sacroiliac'taki eklemlerin iltihaplanmasıdır. Bu iltihap yavaş yavaş belkemiğine yayılır, bel, sırt ve boyun tutulabilir. Belkemiğinin öne doğru eğilmesi yüzünden, arkaya doğru yapılan bel ve sırt hareketleri sınırlanır ve yavaş yavaş gelişen kamburumsu bir duruş edinilir. Daha kötü durumlarda boyun da eğilir. Kaburga kemikleri ve vertebralar adasındaki eklemlerin iltihaplanması nedeniyle nefes alıp verme zorlaşır.
Bu arteritten omuzlar, kalçalar ve dizler etkilenebilir, hatta hastalığın ilk belirtileri bazen bu bölgelerdeki ağrılar olabilir. Nadir olarak el ve ayaklardaki küçük eklemlerin de etkilendiği görülür. Romatizmal ağrılar vücudun her tarafındaki yumuşak dokularda, örneğin göğüste ve topuklarda görülebilir. Spondylitisin müzmin bir durum olmasına karşın, normal seyri çok ağırdır ve yıllarca hareketsiz kalır. Bazı hastalar, yalnızca arada bir ağrı hisseder ki, o da pek şiddetli değildir. Diğer hastalar periyodik olarak ağrılı dönemler yaşar ama ağrılar bir süre sonra azalır. Birçoğunda sırtın üst kısımları, boyun ve diğer eklemler hiçbir zaman etkilenmez. Yalnızca çok az insanda eklemlerin birleşmesiyle belkemiği esnekliğini bütünüyle yitirir ve kalça sakatlıkları görülür.
Şimdi sayacaklarımızdan birincisi dışında, tümü çok seyrek olarak gerçekleşen komplikasyonlar da ortaya çıkabilir. Bunlar, göz iltihaplanması, sızıntılı kalp kapakçıkları, kalbin yeterli hızda çalışamaması, akciğerlerin iltihaplanması ve bükülmez hale gelmiş belkemiğinin kırılmasıdır. Bazen, anklioza yol açan spondylitis belirtilerine benzer belirtiler, yaygın bir deri hastalığı olan sedef ve bir barsak iltihabı olan kolit gibi başka hastalıkları olan kişilerde de görülür.
Tedavi
Doktor, teşhisini sacro-iliac eklemlerinin ve genellikle aynı tipik değişiklikleri gösteren belkemiğinin röntgen filmini inceleyerek tamamlar. B27 işaretinin durumunu belirlemek ve hastalığın, tedaviye başlamadan önce ne ölçüde aktif olduğunu anlayabilmek için kan testi de yaptırabilir. Doktor, hastasının hareketliliğini korumak ve mümkün olduğu kadar aktif bir hayat sürmesi için onu cesaretlendirecek-tir. Dinlenme, eklemlerdeki katılaşmayı artıracak, birbirlerine kaynamalarına yol açacaktır; ama çok gerekiyorsa, süresi kısa tutulmalıdır.
Fizyoterapi ve yüzme, tutulmayı gevşetmede yararlı olur. Terapist, özellikle nefes alma ve bel alıştırmaları konusunda olmak üzere, hastasının düzenli bir ev alıştırmaları programı uygulaması için gerekli olan bilgileri verecektir. Otururken, ayakta dururken ve yürürken uygulanacak pozisyonlar önemlidir; sert bir yatak, uygun pozisyonda uyuyabilmesi için hastaya yardımcı olur. Bu sıradan önlemlerin, belkemiğini ve eklemleri şekil bozulmalarından koruduğu ya da kötüleşmesini engellediği konusunda kanıtlar vardır.
Hastalığın aktif olduğu dönemlerde, özellikle diz ya da kalçada ağrı ve şişkinlik varsa, doktor, kısa süreli bir yatak istirahati önerebilir. Ağrı ve iltihaplanmayı azaltmak için ayrıca bazı ilaçlar da verecektir. Aspirin tipi ilaçlar, gerekli görüldüğü zaman kullanılabilir. Bunun gibi, phenylbutazone ve indomethacin gibi ilaçlar da gerek akut, gerekse müzmin belirtileri kontrol altına almada çok etkilidir. Mide ve kemik ilikleri üzerinde potansiyel yan etkiler taşımalarından ötürü, bu ilaçlar sürekli doktor gözetiminde kullanılmalıdır.
Cerrahi müdahaleye, zedelenmiş bir eklemi, diyelim kalça eklemlerinden birini metal ya da plastik bir eklemle değiştirmek gerektiği zaman ve seyrek olarak başvurulur. Bu ameliyatların sonuçları çok başarılıdır. Ameliyata, gene seyrek olarak kötü bir şekilde eğilmiş belkemiğini düzeltmek için de başvurulabilir ama bu tür ameliyatların riskten uzak olmadığı bilinmelidir. Hastaların çoğu, bu tür müdahalelere gereksinim duymadan ömrünün sonuna kadar rahat bir hayat sürdürebilir. |
|
|
Gut Damla Hastaligi Hastalik Nedir |
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Gut Hastalığı Nedir, Damla Hastalığı
Gut Hastalık, Yunan ve Roma döneminden beri bilinen bir arterittir. Daha çok, yaşı 40'ın üstündeki erkekleri etkiler ve menopoza girenler hariç, kadınlarda pek görülmez.
Gut (Damla) Hastalığı Nedenleri
Gutun nedeni, eklemlere, deri ve böbreklere yerleşen ürik asit zerrecikleridir. Ürik asit, vücuttaki kimyasal süreçlerin ürettiği artıklardan biridir. Bu hastalığın kurbanları, vücutlarında daha fazla ürik asit oluşturdukları ve buna karşılık, böbreklerden, vücut dışına atılmak üzere idrarlarına daha az ürik asit geçirdikleri için kanlarında normalin üzerinde ürik asit taşırlar. Bu ürik asit kanda normal olarak çözülmeden kalır. Ama, belli koşullar altında, kanda çok fazla ürik asit birikince, iğne-biçimli ürik asit zerrecikleri eklemlerde toplanır ki, bu da gut nöbetine davetiye çıkarmak demektir.
Gutun kalıtımsal olabileceği, uzun bir zamandır kabul edilmektedir. Belli ırklar, örneğin Yeni Zelanda'daki Maoriler ve öbür Polinezyen ırklar gut hastalığına eğilimlidir. Vücutlarındaki bazı kimyasal oluşumların eksikliği yüzünden bu insanlar, kalıtımsal olarak ürik asit oranı yüksek bir kan taşıyabilirler ve bununla birleşen birçok faktör gut hastalığına yol açabilir. Bu faktörlere örnek olarak bir eklemin yaralanmasını, bir ameliyatı ve "idrar söktürücüler"i (vücuttaki fazla suyu atmak için kullanılan su-pilleri) gösterebiliriz. Yaygın inancın tersine, perhiz ve normal ölçülerle alkol içme gutta önemli faktörler değildir. Ne var ki, vücudun ürik asite dönüştürdüğü "pürinler" bakımından zengin olan karaciğer, böbrek, et suları, sardalya, balık yumurtası (havyar dahil) gibi yiyeceklerle, porto şarabı, burgonya şarabı ve öbür kırmızı şaraplar gibi belirli yiyecekler gutu geliştiren faktörler olabilir.
Gut (Damla) Hastalığı Belirtileri
Bir gut nöbeti sırasında, gut vakalarının yüzde 75'inde etkiye maruz kalan ayak başparmağı birkaç saat içinde hassaslaşır, şişer, ateşlenir ve ağrı vermeye başlar. Acı çeken hasta, gece yatağına neşeli bir şekilde yattığı halde sabahın erken saatlerinde gelen ağrıyla uyanmak zorunda kalır. Diz ve bilek gibi eklemler de aynı biçimde etkilenebilir. Hatta bazen, birkaç eklemin aynı anda hastalığa yakalandığı da olur. Tedavi dışında tutulursa, akut gut nöbeti ancak birkaç haftada yatışır.
Yeni nöbet, birkaç hafta ya da birkaç ay sonra ortaya çıkabilir. Bu aralar, hastalık tedavi edilmezse daha da kısalır. Arterit, eklemi yavaş yavaş tahrip eder. Bu, müzmin bir gut türüdür; "damlalar", ya da ürik asit zerreciklerinden oluşan kalsiyum birikintileri eklemde kalır ve hatta derinin altına, tipik olarak da kulak memesine yerleşir.
Gut Hastalık, önemli başka bir komplikasyonu, içlerinde ürik asit ihtiva eden böbrek taşlarıdır. Bu, midede çok şiddetli "sancılanma"lara yol açabilir. Bazıları bunları taş ya da kum halinde idrarlarına geçirir. Müzmin durumlarda doğrudan doğruya böbreğin kendisi yaralanır ve bazen görevlerini hakkıyla yapamaz. İçinde ciddi tehlike potansiyeli taşıyan bir durumda, normal olarak böbreklerin yok ettiği zehirli artıklar kanda toplanmaya başlar.
Gut Damla Hastalığı Tedavisi
Gut hastalığı antibiyotiklerle iyileştirilemese bile, gerek akut durumdaki belirtilerin, gerekse de daha sonra gelecek nöbetlerin şiddetini azaltacağı için, ilaçla tedavi yararlıdır. Doktor, tedaviye başlamadan önce kandaki ürik asit miktarını ölçmek için kan testi isteyebilir. Bazı hastalar için röntgen testi ve eklem sıvısında ürik asit zerrecikleri arama testi de yapılabilir.
Akut nöbetlerde geleneksel olarak colchicine adı verilen bir ilaç kullanılır. Colchicine her ne kadar etkili bir ilaçsa da, mide yanmaları, kusma gibi yan etkileri de vardır. Bu nedenle, yerini, doktorların önerecekleri uygun dozlarla kullanılmaları gereken in-domethacin ve phenylbutazone gibi ilaçlara bırakmıştır. Bu ilaçlar bir-iki gün içinde iltihabı kontrol altına alır ve ağrıları azaltır. Kısa bir süre için kullanıldıkları takdirde hazımsızlık gibi yan etkiler önemli değildir. Kendisinde gut hastalığı olduğunu bilen bir kişinin yanında bu ilaçlardan bulundurması ve belirtilerin ilk yoklamasında kullanması iyi olur. Nöbetler çok sık geliyorsa ve eklemler guttan ötürü tahrip olmuşsa, bunun anlamı, damlaların ya da kandaki ürik asit miktarının çok arttığıdır ki, bu aşamada yukarıdaki ilaçlar yetersiz kalır. Doktor, böbreklerin fazla ürik asiti vücuttan atabilmesinde yardımcı olacak bir hap içmenize karar verebilir. Daha açık söylersek, bu hap, kandaki ürik asit miktarını aşağı çekerek yeni bir gut nöbeti olasılığını azaltır. Başarılı bir tedavi için bu ilaçların düzenli bir biçimde ye ömür boyu kullanılmaları gerekmektedir.
Daha yeni ve daha iyi bir ilaç, yalnızca önemsiz sayılacak yan etkileri olan allopurinol'dur. Bu ilaç, gutun tedavisinde bir bakıma devrim yaratmıştır ve vücudun ürik asit oluşturmasını gerçekten önler. İlaç, yukarda belirtilen durumlar dışında, böbreklerden geçen ürik asit akışını azalttığı için, özellikle böbrekleri taş üretmeye eğilimli hastalar açısından çok yararlıdır. Kandaki ürik asit düzeyini etkili bir biçimde azaltan ve eklemlerle başka yerlerde ürik asit zerreciklerinin birikmesini engelleyen Allopurinol, bir gut nöbeti sırasında ortaya çıkan belirtiler üzerinde hiçbir etki yapmaz. Bu ilaçla tedavi düzenli olmalı ve ömürboyu sürdürülmelidir. Özellikle akut gut nöbetlerinden sonraki ilk haftalar içinde meydana gelen ağrı ve şişmeyi durdurmak için —biri allopurinol, diğeri küçük dozlarda colchicine ya da indomethacin gibi bir ilaç olmak üzere— iki ilaç birden salık verilir.
İlaçla tedavi artık çok etkili olduğundan hastayı sıkı bir diyet içinde tutmak, ya da başka önlemler almak pek önemli değildir. Gene de, hastalar aşırı miktarlardaki alkolden ve purinler bakımından zengin olan yiyeceklerden kaçınırlarsa akıllılık etmiş olurlar. Aşırı şişmanların zayıflamaları gerekmektedir. Doktorların bunlara bol miktarda sıvı besin önermeleri iyi olur. Nihayet, idrar söktürücüler (su-pilleri) ya da aspirin gibi ilaçlar kandaki ürik asit miktarını artıracakları için, mümkünse bunlardan kaçınılmalıdır. Bugün, uygun bir tıbbi gözetim altındaki gutlu kişi, bu sayede daha büyük acılardan ve sakatlanmalardan uzak tutulabilir. |
|
|
Osteoarterit Arterit Nedir Bilgiler Artrit |
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Osteoarterit Hakkında Bilgiler
Arteritlerin en yaygını olan bu arterit türü dejeneratif (eklem tahribatına yol açan) ve vücuttaki bir ya da birden daha çok eklemi etkiyen bir hastalıktır. İnsanlarda da, hayvanlarda da görülür. Aslında bu arteritin varlığına ilişkin işaretler tarih öncesi insanında ve çok sayıda fosil kalıntısında da bulunmuştur. Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan farklı araştırmalar, insanların yüzde 10'unun şurasında ya da burasında osteoarterit olduğunu göstermiştir. Ancak, hastalık oranı yaşla birlikte artar. Elli yaşın üstündeki insanların röntgen filmleri alınsaydı, bunların yüzde 80'den fazlasının vücudunda bu arteritin yol açtığı değişiklikler görülürdü. Neyse ki, bunlardan yalnızca yüzde yirmi beşi ağrılardan şikâyetçidir. Röntgen araştırmaları, yirmi yaş grubunda hastalık oranının yüzde 10 olduğunu göstermiştir. Hastalıktan gerçekten acı çekenlerin sayısının bu yaş grubunda da çok fazla olmadığını burada belirtelim. Bütün yetişkinler hastalığa yakalanabilirler ama, hastalık belirtileri orta-yaşlı kadınlarda daha sık görülür. Kuşkusuz çalışan kadınlarda daha yaygındır ve onları işten bile alıkoyar. Hastalığın üçüncü derecede yaygın olduğu kesim ise çalışan erkeklerdir.
Eklemlerdeki değişiklikler
Bu hastalıkla ortaya çıkan anormal değişiklikler esas olarak kemiklerin uçlarını kaplayan mafsal kıkırdaklarını etkiler. Ortaya çıkan ilk işaret, bu kıkırdağın belli ölçüde yumuşaması ve yüzeyinde, çıplak gözle görülemeyecek küçüklükte çatlakların oluşmasıdır. Bu çatlaklar bir süre sonra daha da derinleşir ve eklem sıvısında bulunan enzimler mafsal kıkırdağının daha derindeki tabakalarını tahrip eder. Aynı zamanda, küçük kıkırdak parçaları eklem yüzeyine dağılır ve düz yüzey pürüzlü bir hale gelir. Yürüme sırasında, dizde olduğu gibi, iki pürüzlü yüzeyin birbirine sürtünmesi mafsal kıkırdağının yıpranmasına neden olur; artık normal düzeni bozucu değişiklikler başlamıştır.
Kıkırdağın hemen altındaki kemik de tarhibattan kurtulamaz. Kemik, adeta daha kuvvetli bir hale gelmek için kalınlaşır ve yeni kemik genişleyerek eklemin sınırlarına dayanır (osteophytes). Muhtemelen, tahrip olmuş yüzeyde bulunan sıkışmış sıvının yaptığı basınç nedeniyle kemikte de delikler ve kistler oluşur. En kötüsü, mafsal kıkırdağının, hemen altında aynı hücuma maruz kalmış kemikle birlikte tamamen yıpranması durumudur. Bu durumda kemik uçları eklemlerin hareket etmesiyle birlikte birbirini ezer. Dolaylı olarak, çevrede bulunan tendonlar, vücut bağları ve kaslar da etkilenir ve zayıf düşer. Sonuç olarak eklemin bütün yapısı değişir ve şekli, kötü bir biçimde bozulabilir.
Osteoarterit Nedenleri
Muhtemelen birçok faktör işe karışmaktadır. Osteoarteritler genellikle iki büyük kategoriye ayrılır: "birincil" ve "ikincil". Birincil tipte normal bir eklemde bozucu değişmelere yol açan ve nedenleri bilinmeyen bir arterit söz konusuyken, ikincil tipte, arteritin nedenleri bilinir.
Birincil tipte, arteritin kalıtımla geçme şansı değişken, ama belirlidir. Bu genetik faktör, anneden çocuğa geçen bir gen olarak düşünülür ve erkek çocuktan çok kız çocuğa geçtiğine inanılır. Şekil bozukluğuna varan eklem zedelenmesine yol açan ve kalıtımla geçen birkaç başka hastalık daha vardır.
İkincil tipte, hastalığa yol açan en yaygın faktörün eklemlere yanlış ve aşırı bir biçimde yüklenme olduğu düşünülür. Böylece, doğum sırasında kalça eklemlerinde olduğu gibi bir eklem şekil bozukluğuna uğrar ya da kayarsa, "karşılaşma"nın mükemmelliği ya da mafsal kıkırdak yüzeylerinin uyumu kaybolur ve osteoarterit gelişir. Benzer biçimde, bir eklemde daha önce meydana gelmiş bir zedelenme de ikincil tipte arterite yol açabilir. Eğer bir kırık, uygun biçimde yerleştirilmezse, kemik kötü kaynar ve böylece üzerine çok yük binen en yakındaki eklem, bir süre sonra osteoarterit üretir. Ancak, bu tür bir zedelenme şiddetli olmayabilir; hastalık genellikle hafif ve düzenli aralıklarla seyreder. Anlaşılabileceği gibi, belli türden işlerde çalışan işçilerin eklemlerinde dejeneratif değişikliklerin gelişme olasılığı, bütün gün masalarında oturanlardan daha fazladır. Bu tür işlerde çalışanlara ve hastalıklarına örnek olarak, havalı pompayla çalışan beton delme işçilerinin dirseklerini, madencilerin dizlerini ve hamalların bellerini gösterebiliriz. Belli tür sporlarla uğraşanlar bile risk altındadır. Obesite (aşırı şişmanlık) başka bir önemli faktördür ve özellikle ağır yük taşıyan kalça ve diz eklemlerinde olmak üzere, osteoarterit, zayıflardan çok şişmanlarda görülür.
Bütün bu faktörler, içinde ana hastalık nedeninin yattığı mafsal kıkırdağını etkiler. Araştırmacı bilim adamları mafsal kıkırdağının neden dejenere olduğu konusu üzerinde sıkı bir biçimde çalışmaktadırlar. Örneğin, mafsal kıkırdağının kimyasal yapısındaki karmaşık değişikliklerin, onun böyle bir hastalığa yakalanma olasılığını artırdığı artık bilinmektedir. Son zamanlarda elde edilmiş birtakım kanıtlar da bazen mafsal sıvısında ve kıkırdağında da bulunan bazı kalsiyum tuzlarının osteoarterite yol açabileceğini göstermiştir.
Eklemlerde ortaya çıkan belirtiler
En sık görülen belirti, bir ya da daha çok sayıda eklemde hissedilen ağrı veya acıdır. Bu eklemleri hareket ettirmek zorlaşabilir ve eklemler esnekliklerini biraz yitirir. Belirtiler, orta yaşlı ya da yaşlı insanlarda birkaç hafta ya da birkaç ay boyunca tedricen gelişir. Yaygın olarak duyulan bir şikâyet, soğuk ya da rutubetli havalarda ağrıların daha da artmasıdır. Ağrı, eklem yerinde oluşan herhangi bir yaralanmadan ve içi sıvıyla dolu bir şişmeden sonra da artar. Eklemlerin aşırı kullanılması belirtileri daha da şiddetlendirir ve geceleri ağrı iyice rahatsız edici olabilir.
Hastalık belirtileri bazen belli türden burkulma ve yaralanmalardan sonra çok hızlı bir biçimde gelişir. Başlangıçta çok bariz olan ağrı ve tutulmalar, dinlenme ve tedaviyle geçer. Fakat hastalık nasıl başlarsa başlasın, belirtiler hep değişir; bazen azalır bazen de artar. Her hastanın "iyi" ve "kötü" günleri vardır. Sakatlık pek görülmez ama, uzun süren vakalarda kas zayıflaması ve eklem deformasyonu ciddi bir problem olabilir. Sonuç ne olursa olsun, osteoarteritin eklemlerle ilgili bir hastalık olduğunu ve genel bir halsizlik hissine, ateşlenmeye, iştahsızlığa ya da kilo kaybına yol açmadığının bilinmesi önemlidir. Bu anlamda osteoarterit, örneğin, vücudun tümünün ağrılardan musdarip olduğu romatizmal arteritten bütünüyle farklıdır.
Sıkça etkilenen eklemler
Hastalıktan daha çok hangi eklemlerin etkileneceği, büyük ölçüde yukarda tartıştığımız nedenlere bağlıdır. Özellikle kadınlarda olmak üzere ellerde küçük kemiksi şişkinlikler ortaya çıkabilir. Ellerin uç eklemlerinin üstünde (Heberden düğümü) ve parmakların orta eklemlerinde görünen bu şişkinlikler elleri yumru yumru yapar. Başparmağın alt kısmı da etkilenerek karemsi bir biçim alabilir. Parmaklar sertleşir ve elle çalışmak acı duymaya yol açabilir. Akut belirtilerde seyrek olarak görülen kızarıklık ve şişme, bu eklemlerde iltihap bulunduğunun göstergesi olabilir. Korkulduğunun tersine, böyle bir durumda ellerinizi kullanmaya devam edebilir, örneğin örgü örebilir ve dantel işleyebilirsiniz. Birincil tipteki bu osteoarterit, göğüs ve kürek kemikleriyle birlikte köprücük kemiğine yerleşmiş eklemlerde, dizlerde, baş parmaklarda ve boyun ve sırttaki küçük eklemlerde de ortaya çıkabilir.
Diz ve kalçalardaki arterit, yürürken ya da merdiven çıkarken karşılaşılan güçlüklerin nedenidir çoğunlukla. Her iki eklemin de ağır yükler taşımak zorunda olduğu düşünülürse, çok şişman insanların zayıflara oranla daha fazla ağrı hissettiklerini öğrenmek şaşırtıcı olmaz. Hasta, gençse, başka nedenlerle ortaya çıkmış ikincil bir arteritin varlığı düşünülebilir. Dizde ortaya çıkan arteritte uyluk kasları bir süre sonra zayıflar, bunun sonucunda diz eklemini düz tutmak zorlaşır ve şişkinlik görülür. Dizin arka kısmında kistler oluşabilir. İlerlemiş vakalarda dizdeki yumulma çok seyrek olarak ya dışa doğru (yamuk bacak), ya da içe doğru bir çıkıntı (çarpık bacak) halini alabilir. Özellikle gençlerde ve atletik yapılı yetişkinlerde olmak üzere, yalnızca dizkapağının arka kısmının etkilendiği de olur.
Kalçanın hastalanması durumunda, kalçadan geçen sinir dizden de geçtiği için, sinirin uyarılması, yalnızca kalça bölgesinde değil, dizde de ağrıya yol açar. Böyle durumlarda yürüme sarsaklasın Yine, kalça kasları zayıfladığı için kalça kemiğini düzgün tutmak ve bacakları ayırmak mümkün olmaz. Bunu, daha şiddetli vakalarda bacağın kısalması izler. Bu şekil bozukluğu, yürürken sırt ağrısı yapan sırt eğilmesine de yol açar.
Osteoarterit sık sık ayaklarda, özellikle de başparmak eklemlerinde görülür. Bu eklemler vücuttaki diğer eklemlerden daha çok yük taşır. Bunyonları hemen hemen herkes bilir. Bunyonların yol açtığı ağrı ve şişkinliklerin nedeni genellikle dar ayakkabılar, daha çok da yüksek topuklu olanlarıdır. Ne yazık ki, genç kızlar, modaya uygun, ama hastalığa da uygun ayakkabıları tercih ederek, sonraki yılların bozuk biçimli, sıkıntı kaynağı ayakları için ilk girişimleri yapmış olurlar.
Bu konu, boyun ve sırt ağrıları hakkında da bir hatırlatma yapmadan tamamlanmış sayılmaz. Hayatının şu ya da bu döneminde bu ağrıları hiç tanımadan yaşayan çok az insan vardır çünkü. Bu ağrıların pek çok nedeni vardır ama, en yaygın olanı, vertebralardaki (belkemiği kemikleri) küçük eklemlerde ve disklerde (vertebralar arasındaki yuvarlak, yassı yastıkçıklar) oluşan dejeneratif değişmelerdir. Osteoarteritin, belkemiğinde görülen bu özel türüne spondylosis denir. Kol ve bacaklardaki karıncalanmayla birlikte ortaya çıkan şiddetli ağrılar ve hareketliliğin azalmasının nedeni, boyun ya da sırttaki bir diskin "kayması" olabilir. Diskin sinirlere yaptığı baskı kol ya da bacaktaki kasların zayıflamasına ve acı duyulmasına yol açar. Kuşkusuz böyle bir durum genç bir insanda ve spondylosise bağlı olmadan da ortaya çıkabilir. Müzmin vakalarda, özellikle de yaşlılarda boyun ve sırt, esnekliğini bir ölçüde yitirir ve hastaların hareket yetenekleri azalır.
Doktor teşhisi
Doktor, hastanın anlattığı belirtileri ve açıkça görülen diğer ayrıntıları not ettikten sonra, rahatsızlığa yol açan eklemi ya da duruma göre eklemleri muayene etmek isteyecektir. Bu, ele alınan eklemde kemiksi şişkinliklerin bulunması, eklemler hareket ettirildiğinde duyulan tipik gıcırtılı sesin duyulması gibi öbür ipuçlarıyla birlikte teşhisi güçlendirecektir. Sırt ve boyun ağrısı olan hastalarda duyumları, kas gücünü ve özel bir "çekiç" kullanarak kol ve bacak reflekslerini ölçmek gerekli olabilir. Vücudun diğer bölgeleri osteoarteritten etkilenmez.
Özel testler içinde en yararlısı, teşhisi tamamlayacak olan röntgen filmidir. Röntgen filmi, hastalığın bütün belirtilerini ortaya çıkaramasa da, eklemin hasar görmüş bölgesini tetkik etmede yararlı bir yoldur. Test için kan almak da normal yollardan biridir. Eğer bunlar ve eklem sıvısının incelenmesi gibi öbür laboratuvar testleri istenmişse, bunun nedeni, doktorun, elde ettiği belirtilere başka hastalıkların yol açmadığından emin olmak istemesidir. |
|
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Romatizmada Doktor teşhisi, Romatizma Teşhisi
Eklem iltihabı belirtisi olan herkes hemen bir doktora görünmelidir. Doktor, hastasının belirtileri hakkında ona sorular sorarak, eklemleri ve vücudun kalp ve akciğerler gibi organlarını ayrıntılı bir biçimde inceler ve hastalığa teşhis koyar. Teşhisi kesinleştirmek için kan testlerine ve eklemlerin röntgen filmine ihtiyaç duyulacaktır. Belirtilerin özelliklerine göre, bazen daha başka özel testlere de gerek duyulabilir. Hastaların çoğu anemiktir (kan yetersizliği) ve yaklaşık yüzde 75'i kanlarında, çok değerli bir ipucu olan özel bir faktör —romatizmal faktör— taşır. Başka bir test, ince, uzun ve dik bir tüpe yerleştirildiğinde kanın hangi oranda çöktüğünü ifade eden "kan sedimantasyon oranı"dır. Testin tamamlanma süresi olan bir saatin içinde, daha aktif olan arteritlerde tüpe daha fazla kan damlayacaktır. Röntgen filmleri minicik, her şeyi açığa vuran "çöküntüler", yani iltihap kapmış albüminli zarın zedelediği eklemlerdeki harap bölgeleri gösterebilir. Bazen doktor, şişmiş eklem bölgesine bir iğne batırarak elde ettiği sıvıyı, incelenmek üzere laboratuvara göndermek isteyebilir |
|
|
Romatizma Nedenleri, Romatizma Belirtileri, Neden Olur |
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Romatizma Nedenleri, Romatizma Belirtileri, Neden Olur
Bu hastalığın nedeni tıp için hâlâ bir gizdir. Gene de araştırmacılar tarafından pek çok kuram öne sürülmüştür. Bunların içinde akla en yakın olanı, romatizmal arteritin, virüs adı verilen minicik mikropların yol açtığı bir tür enfeksiyon olabileceğini öne süren kuramdır. Bu virüsler, henüz bilinmiyor olsalar da, eklemlere girmenin bir yolunu bulabilmekte ve iltihaplanmayı başlatabilmektedirler. Bu tür bir enfeksiyon, örneğin soğuk algınlığı ya da gribin yol açtığı türden bir enfeksiyon değildir. Arterit virüsü muhtemelen bilinmeyen türden bir virüstür ve harekete geçmeden önce vücutta uzun bir süre gizlenebildiği için, keşfetmek daha da zorlaşmaktadır. Gerçi hasta kişilerin eklemlerinde belli türden virüsler bulunmuştur ama, bu konuda bugüne değin kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.
Konuyla yakından bağlantılı başka bir kuram, "otomatik-bağışıklık" diye adlandırılan kuramdır. Laboratuvarlarda hayvanlar üzerinde yapılan son deneyler, belli bazı virüslerin, vücudu, kendi kendisine karşı antikorlar (otomatik-antikorlar) üretmek üzere harekete geçirebileceğini göstermiştir. Başka bir deyişle, vücudun savunma ya da bağışıklık sistemi anormalleşir ve vücut, kendinden olanla yabancı olanı ayırt edemez. Normal olarak virüslere saldırmaları gereken antikorlar vücudun kendisine —bu durumda eklem dokularına— saldırarak iltihaba ve arterite neden olurlar.
Eklem Romatizması, Eklemlerde ortaya çıkan belirtiler
Romatizmal arterit, birçok durumda, ısrarlı bir ağrı ve bir ya da daha fazla sayıda eklemde oluşan tutulmayla (katılaşmayla) başlar. Bu başlangıç aşaması birkaç hafta sürer ve hastalık ağır ağır gelişir. Bazen yalnızca bir eklemde, örneğin yalnızca dizde görülürse de, genellikle ilk olarak eller ve ayaklar etkilenir. Bu tutulma, tipik bir biçimde sabah uyanıldığında daha kötüdür ve gün boyunca vücudu terk eder. Eklem iltihaplanmasının karakteristik özellikleri, eklem yerlerinin şişmesi, hassaslaşması ve hareket halinde ortaya çıkan ağrılardır.
Bazen belirtiler hızla çoğalır ve hasta, özellikle sabahları ortaya çıkan tutulmalarda hareket edemez olur. Arterit, her durumda dirsekler, omuzlar, kalçalar, dizler ve bilekler gibi öbür eklemlere de sıçrayabilir. Çene ve belkemiğindeki, özellikle boyundaki eklemler bile etkilenebilir. Böyle durumlarda ağzı açıp kapamak ya da başı hareket ettirmek çok rahatsız edici olur. Seyrek olarak, boğuk bir ses, hançere (ses kutusu) eklemlerinde arterit olduğuna işaret edebilir. Hastalığın bazı aşamalarında tendon tabakaları sık sık iltihaplanır ve bu da özellikle ellerde ve ayaklarda olmak üzere ağrıyı ve şişkinliği daha da artırır. Parmaklarda görülen başka bir belirti, iltihaplı tendonun parmağı hareket ettirdiğinde duyulan garip sesler olabilir (bu parmağa sık sık "iltihabın ilk başladığı parmak" olarak başvurulur). Bu arada, özellikle ekleme yakın yerlerde içleri sıvıyla dolu yumuşak şişkinlikler (kistler) de olabilir. Bunların en yaygınları diz arkalarında olanlardır. İltihap bazen bir bursan'ı da etkileyebilir. Bursan; eklemi astarlayan albüminli zara benzeyen bir zarla astarlanmış küçük bir oyuktur ve esas işlevi sürtünmeyi azaltmaktır. Bursanlar arasında en çok bilineni, benzer türde bir sıvıyla dolup şişen, dirsek üzerinde görülen bursandır.
Vücuttaki değişiklikler
İltihaplı tendonlar bazen, özellikle iltihaplı ekleme sürtündükleri yerlerde bütünüyle yıpranırlar ve zaman zaman da tümüyle parçalanırlar. Örneğin, böyle bir etkiye maruz kalmış parmak düzeltilemez ve hangi yöne dönmüşse, o yönde eğik olarak öylece kalır.
Fakat, aynı şekilde endişe verici olan ve daha sık görülen başka değişiklikler de olur. El parmakları tipik bir biçimde dışa döner; parmaklar, "kuğu-boynu" denilen bir şekil bozukluğuna uğrar ve S-şeklini alır. Şiddetli durumlarda, şişkin parmaklar daha da çirkin ve biçimsiz bir şekle girer. Şaşırtıcıdır ama, bu durumda eşyaları tutmak ve günlük işlerinizi yapmak için elinizi kullanmaya devam edebilirsiniz.
Ayakta da benzer değişiklikler görülür; baş parmak dışa doğru bükülür (bunyonlar) ve diğer parmaklar alta doğru kıvrılarak "çekiç"e benzer bir biçim alır. Bu eğiklikler eklemlerden birini etkileyebilir. Böyle bir durumda kolu ya da bacağı düz tutmak ya çok zor, ya da olanaksız olur. Dizler, dışa doğru eğilmelere karşı da (yamuk-bacak), içe doğru eğilmelere karşı da (çarpık bacak) hassastır ve hasta, sallantılı, çarpık bir yürüyüş edinir. Çok ileri vakalarda eklemler hareketsizdir, hiç çalışmazlar.
Vücudun tümünde ortaya çıkan belirtiler
Romatizmal arterit yalnızca bir eklem hastalığı değildir, hastalıktan bütün vücut etkilenir. Hasta, yorgunluk ve zayıflık hissi duyar, ateşlenir ve genellikle de sararır. Sık sık İştahı kesilir ve bunun sonucunda kilo kaybeder. Ağrılı eklemin bitişiğindeki kasların küçülmesi, zayıflamayı daha da ileri götürür. Bütün vakaların hemen hemen yüzde yirmi beşinde, deri altındaki düğümlerin ya da şişkinliklerin, dirseklerde olduğu gibi dışa doğru basınç yaptığı görülür. Bu düğümler, tendonlar da ve daha seyrek olarak kalp ve akciğerler gibi iç organlarda da görülür.
Aslında, doğrudan doğruya eklemlere bağlı olmayan çok sayıda arterit belirtisi vardır. Hasta, sinirler üzerindeki baskıdan ya da sinirlerin uyarılmasından kaynaklanan el ve ayak parmakları "karıncalanmasından şikâyetçi olabilir. Bu karıncalanma bazen, doğrudan doğruya sinirlerin kendilerinin iltihaplandığı daha ciddi bir iltihabın, ya da boyundaki arteritin omuriliğe baskı yaptığının bir işareti olabilir. Kan damarlarının iltihaplanması parmak uçlarında acı veren beneklere ya da bacaklarda müzmin çıbanlara neden olabilir. Seyrek olarak el ve ayak parmaklarında kangren olur, hatta bazen "İnme" bile görülebilir. Akciğerin doğrudan doğruya iltihaplanması, insanı fiziksel yorgunluklardan sonra nefes darlığı içinde bırakırken, akciğerleri kaplayan zarın iltihaplanması zatülcenpe (göğüs zarı iltihabına) ve bölgedeki sıvının artmasına yol açar. Son olarak, kalbi kaplayan kesenin iltihaplanması da göğüs ağrılarına neden olabilir.
Gözyaşı yetersizliğinden ötürü, çok kuru olduklarında gözler bile kurtulamaz. Aynı durum, salivanın (ağızda, esas olarak yemek yerken üretilen sulu usare) azalması yüzünden ağzın kurumasıyla birlikte de ortaya çıkar. Daha ciddi bir iltihap türü göz küresinin çeşitli yerlerinin iltihaplanmasıdır, çünkü göz küresi doğrudan doğruya görmeyle ilgili bir organdır. Boyun, koltukaltları ve kasıklardaki guddeler büyüyebilir ve ele gelecek biçimde küçük topakçıklara dönüşebilir. Aynı şekilde karaciğer ve dalak da büyüyerek, özel bir anemi türüne yol açar ve kanla ilgili problemler doğurabilir.
Arteritin seyri
Neyse ki, bütün bu belirtiler ve oluşumlar çok sık görülmez ve romatizmal arteritli çoğu inşan, daha kötü belirtilerle hiç karşılaşmadan hayatını sürdürür. Hastalık, bir ya da iki eklemin arteritten hafifçe etkilenmesinden, ileri derecede sakatlanmalara ve şekil bozukluklarına kadar pek çok değişik biçimde seyredebilir. Karakteristik biçimde belirtilerin çoğaldığı ve (belirtilerin şiddetlenmesi) azaldığı (düzelme) dönemler vardır. Bazı durumlarda bu düzelme kesin bir iyileşmeyle son bulur. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan hastaların sayısı fazla değildir ve tüm arteritlilerin yalnızca yüzde 10'una ulaşır. Çoğu insan eklem iltihabı belirtileri taşır, ama önemli olan sosyal ve ekonomik olarak kendi kendine yeterli bir durumda kalabilmektir. |
|
|
Romatizmal Arterit Artrit Hastaligi İltihap |
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Romatizmal Arterit, Romatizma Hastalığı
Romatizmal arterit, tipik bir biçimde kollar ve bacaklar gibi vücudun iki yanındaki eklemleri birlikte etkiler ve zaman zaman gelip giden belirtilerle ortaya çıkar.
Dünyanın değişik yerlerinde yapılan araştırmalara göre, romatizmal arterit, arteritlerin en yaygın türlerinden biridir ve yaklaşık olarak insanların yüzde 2-3'ünde görülür. Ancak bu hastalığa ilkel topluluklarda pek rastlanmaz. Bilinmeyen nedenlerle, kadınların bu tür arterite yakalanma olasılıkları erkeklerden üç kat fazladır. Hastalık, bebeklerden yaşlılara kadar her yaşta gelişebilirse de, en yaygın olarak 25-55 yaşları arasında olanlarda görülür.
İltihap ve Arterit, İltihaplı Romatizma
Arteritin karakteristik göstergesi, eklem dokularının bazı türden yaralanma ve zedelenmelere karşı bir reaksiyonu olan "iltihap"tır. Bu tür reaksiyonun yol açtığı sonuçlar eski zamanlarda bile biliniyordu. Milattan sonra birinci yüzyılda yaşayan Romalı fizikçi Celsus, iltihabın belli başlı dört işaretini şöyle sıralıyordu: Yanma, acı, kızarıklık ve şişme (Latince adlarıyla, calor, dolor, rubar ve tumor). Bunlara beşinci bir işaret olarak zaman zaman işlev kaybı (funcito laesa) da eklen ir. Bu tanım, genel olarak iltihabın ne olduğunu ifade etmek için yapılmış olsa da, bugün eklem iltihapları için hâlâ geçerliliğini korumakta ve arterite maruz kalmış hastaların yakından tanıdığı belirtileri oldukça doğru bir biçimde yansıtmaktadır. Bu belirtilere, vücut ısısında hafif bir yükselme, baş ağrısı, iştah kaybı ve genel bir halsizlik hissi de eklenebilir.
Bu belirtilere karşı vücudun gösterdiği değişikliklerin oldukça karmaşık olduğunu bugün artık biliyoruz. En basitinden, vücudun, etkiye maruz kalmış ekleme daha fazla kan göndermesi sonucunda albüminli zarda bulunan kan damarları genişler. Daha sonra, kan damarı çeperleri, kanı oluşturan maddelerden ikisi olan protein ve kan sıvısını çevredeki dokuların içine sızdırır. Başka bir karakteristik değişme, akyuvarların (lökositlerin) bu kan damarlarının dışına çıkmasıdır. Kan damarlarının böylece şişmesi ve iltihaplı dokulardaki sıvı toplanması, ilk kez Celsus tarafından gözlenen kızarıklık, yanma ve şişmenin nedenini açıklar. Acı hissi, eklem içindeki sinir ucunun uyarılmasından gelir; ancak, bunun nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. İltihabı ilk başlatan şeyin ne olduğunu bulmak için arterit konusunda çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar, vücutta doğal olarak bulunan birçok kimyasal maddenin iltihaba yol açtığını ortaya çıkarmıştır.
Eklemdeki yaralanma ya da zedelenme geçiciyse, ya da şiddetli değilse, akut iltihap (ya da albüminli zar iltihabı) geriler ve vücudun onarma faaliyeti başlar. Kan damarları normal ölçülerine döner, normal kan dolaşımı kurulur, akyuvarlar ölür ya da yeniden kan damarlarının içine girer, dokudaki sıvı, dolaşım içine çekilir ve yaralı hücrelerin yerine yenileri yerleştirilir. Öte yandan, iltihaba yol açan nedenler varlığını sürdürüyorsa, arterit de sürer ya da bir başka deyişle müzminleşir. Yukarıda tanımlanan belirtiler ve işaretler arteritin bu türünde daha az şiddetliyseler de, gene de rahatsız edicidirler. İyileşme kısmidir ve "zaman zaman" alevlenen iltihapla yan yana görülür. Bu müzmin iltihabın ana özelliği, eklemi astarlayan zarın, küçüklü büyüklü değişik tipte hücreler tarafından süzülmesidir. Vücut, dışardan giren maddeleri ihraç etmede başarısızlığa uğrar ve görevini biraz şaşırır. Bu arada bazı hücreler iltihap üretmeye başlar.
Son zamanlarda yapılan araştırmalar, bu hücrelerden bazılarının eklemlerdeki zedelenmelerle ilgisi konusuna ışık tutmuşlardır. Vücut, normal olarak "kendinden olan"la "yabancı olan"ı ayırt edebilir. Buna, vücudun "bağışıklık sistemi" denir. Bazı durumlarda bu sistem bozulur ve vücudun savunma hücreleri vücuda karşı antikor (hastalık-yapıcı "yabancı öğeleri yok etmek için vücut tarafından geliştirilen maddeler) üretmeye başlar. Bunlar bazen doku zedelenmesine yol açacak kadar çoğalırlar. Kötü bir kısır döngü başlamıştır artık: İltihabın yol açtığı eklem zedelenmesi vücudun antikor üretmesine neden olur, bu antikorlar daha fazla iltihap üretir ve daha çok zarara yol açar.
Eklemlerdeki değişiklikler
Eklemlerdeki değişiklikler, kalınlaşarak katlanan albüminli zarın iltihaplanmasından ibarettir. Zar içinde sayıları sürekli artan hücreler, değişik türlerdeki alyuvarlar ve zarın her zamankinden daha fazla kanla dolması bu iltihaplanmaya yol açan başlıca öğelerdir. Bunlar, dokunun "öfkelenmesine" yol açar; mafsal kıkırdağına sıçrar ve eklem sıvısındaki enzimlerle (hücreler tarafından üretilen kimyasal maddelerle) birlikte kıkırdağı kemirerek aşağıdaki kemiğe doğru yönelir. Bu değişiklikler, eklemi deforme edip yerinden oynatarak zedelenmesine yol açar. Bol miktarda protein ve çok sayıda hücre ihtiva eden gereğinden fazla sıvı, eklem içine yerleşir. Seyrek olarak, çok şiddetli durumlarda kıkırdak kötü biçimde tahrip olabilir ve kemik ucu yaralı dokuyla birleşebilir. |
|
|
Romatizma Eklem Kas Romatizmasi |
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Romatizma Nedir, Romatizmal Hastalıklar Hakkında Bilgiler
Basit olarak bir eklemdeki iltihabı anlatmak için kullanılan "arterit" sözcüğü, eski Yunancada eklem anlamına gelen arthron ve iltihap anlamına gelen itiş sözcüklerinin birleşmesinden oluşur. Arteritin en belirgin özelliklerinden biri, etkiye maruz kalmış eklemi astarlayan albüminli zarın ya da synovium'un iltihaplanmasıdır. Buradan da anlaşılabileceği gibi, hastalığı tam olarak ifade etmese de, arterit yerine "albüminli zar iltihabı" da ikinci bir adlandırma olarak kullanılabilir. Öte yandan "romatizma", kaslardaki ve eklemlerdeki çeşitli acı ve ağrıları anlatmak için genellikle kullanılan karmaşık bir terimdir ve farklı kişiler için farklı anlamlar taşır. Bazıları için romatizma bir arterit türüyken, bazıları için tanımı çok daha zor bir şeydir. Doktorlar bile kesin bir tanım üzerinde anlaşabilmiş değillerdir! Kaslar, tendonlar ve vücut bağları gibi yumuşak dokulardaki ağrı ve tutulma (katılaşma) anlamına gelen "yumuşak doku romatizması" ifadesi, romatolojistlere (romatizmal hastalıklarla uğraşan uzmanlar) daha kabul edilebilir bir tanımlama gibi görünmeye başlamıştır.
Eklemlerin yapısı, Eklem Romatizması
Arteritleri kavramak ve önlemlerini anlamak, eklemlerin temel yapılarını bilmeniz durumunda daha kolay olacaktır. Bir eklem, her şeyden önce iki kemiğin karşı karşıya geldiği yerdir. Çok çeşitli türleri varsa da, eklemler iki temel kategoriye ayrılabilirler: Birinci kategoriye giren eklemler fazla hareketli değildir ve oyukları yoktur; ikinci kategoriye girenler ise rahatça hareket ederler ve her eklemin bir oyuğu vardır.
Birinci tür eklem synarthrosis diye bilinir ve lifli doku ile mafsal kıkırdağından ya da bunların ikisinin bileşiminden oluşur. Bu tür eklemlerin örnekleri kafada ve belkemiğinde bulunabilir. İkinci tür eklem arteritlerden çok sık etkilendiği için, burada bu eklem türünün yapısını anlamak ve nasıl çalıştığını çok fazla ayrıntıya girmeden de olsa incelemek önemlidir. Bu eklem türü —albüminli eklem yada diarthrosis— vücutta en yaygın olan eklemdir ve omuzda, dirsekte, bilekte, parmakta, kalçada, dizde ayak bileğinde ve ayak parmağında bulunabilir. Bazıları ikiden fazla kemikten oluşsa da, temel yapıları değişmez. Kemiklerin uç kısımları kıkırdak ya da mafsal kıkırdağıyla kaplanmıştır. "Mafsal kıkırdağı" çok sayıdaki sürtünmenin etkilerini bertaraf eden düz, parlak bir yüzeye sahiptir. Bu kıkırdak bir ölçüde esnek ve içinde sinir olmadığı için, "duyarsız"dır. Eklemlerin sürekli hareket halinde olmalarının yol açabileceği etkilenmeler bu yüzden acı duymadan atlatılır. Biri dışbükey (dışa kıvrık), öbürü içbükey (içe kıvrık) olan bu iki yüzeyin karşılıklı teması, eklemin çalışmasında temel bir işlev görür. Bu uygun biçimli "karşılaşma"daki herhangi bir bozulma mafsal kıkırdağının tahribata uğramasına yol açar ve vücudun böyle bir durumu gidermek için yapabileceği çok şey yoktur.
Eklemi uygun bir çalışma düzeni içinde tutmaya yarayan ve eklem duvarlarına tutunmuş çok sağlam yapılı lifli kapsüller, temas halindeki kemikleri sıkıca birbirine bağlar. Vücut bağları, tendonlar ve kaslar da hareketlerine yol göstererek ya da bu hareketleri sınırlayarak eklemlere ek destek sağlar. Kapsülün hastalığa karşı güçlü bir direnme yeteneği vardır ama, hastalığı bir kez kaptıktan sonra zor iyileşir. Kapsülün iç kısmını astarlayan ince, parlak bir tabaka vardır ki, mafsal kıkırdağı dışında, eklemin içindeki bütün yüzeyleri kaplar. "Albüminli zar" denilen bu tabaka, az miktarda temiz, saman renginde ve yapışkan bir sıvı üretir. Bu albüminli sıvı'nın çok önemli iki işlevinden biri, harekete geçtiklerinde eklem yüzeylerini "yağlamak", öbürü ise, özellikle mafsal kıkırdağı olmak üzere eklemin iç kısmını beslemektir. Kapsülün tersine, albüminli zar bol miktarda kana ve kendi kendini iyileştirme yeteneğine sahiptir. Mafsal kıkırdağında ise ne kan damarı ne de sinir vardır. Sinirler, albüminli zarda ve kapsülde bulunur. Görevleri, öncelikle acıyı duyurmak, sonra da sabit eklemlerde duruş pozisyonunu, hareketli olanlarda da hareketlilik derecesini saptayarak beyne ek bilgi iletmektir. Beyninizin, eklemlerinizin ne yaptığının farkında olduğunu, gözleriniz kapalıyken bile sınayabilirsiniz. |
|
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
İyot Zehirlenmesi, İyot ile iyod bileşimlerinin tüketilmesi durumunda zehirlenme ve deride alerjik yönde aktiviteler ortaya çıkar. Kronik zehirlenmeler çoğunlukla tedavi niyetiyle alınan iyod bileşikleri ile gerçekleşir.
Belirti ve Bulgular
İyod Zehirlenmelerinde, 20-30 gram tentürdiyot öldürücü bir etki yaratabilir. Koyu renkte kusma, Ağız da yanma, ağrı ve irritasyon gerçekleşir. Ağızda kötü bir tat ve yanık durumu oluşur. Deri kısmında alejik döküntüler meydana gelebilir. Böbrek yetmezliği, Şok, hafıza kaybı (kollaps), İshal yanında ölümede yol açabilir.
Tanı ve Tedavi
Hastaya Nişasta ile karıştırılmış su içirtirilr ve kusturulmaya çalışılır. Yumurtanın akı ve unlu çorba verilir. Kusturma işlemi, hastanın kusmuğunun rengi normale dönünceye kadar sürdürülmelidir. Emme (Absorban) olarak aktif kömür ile süt verilir. Mide yıkaması nişasta karıştırılmış su ile yapılır. Vücuttaki iyod nişastanın mavi renge dönüşmesine yol açar. Bu durumda, vücudda halen İyodun bulunduğu anlamına gelir.Karbondioksit Zehirlenmesi, Karbondioksit oranının havada yoğun bulunduğu yerlerde solunum yapılması halinde zehirlenme etkisi vardır.
Belirtiler ve Bulgular
Nefes Darlığı (dispne), baş ağrısı, kulakta çınlama, kan basıncında meydana gelen artış, zehirlenmenin yoğun olması halinde hastanın koma ve şok geçirme ihtimali yüksektir.
Tanı ve Tedavi
Karbondioksit Zehirlenmeleri durumunda, Hasta karbondioksit oranının yoğun olduğu ortamdan çıkartılır ve Temiz hava aldırılır. Hastaya suni solunum uygulanır. Yüz çevresine ve göğüs kısmına soğuk su ile masaj yapılır. Bal Zehirlenmeleri, Toplumda Deli Bal olarak bilinen, çoğunlukla Kuzey Anadolu Bölgesinde üretilen balların tüketilmesiyle meydana gelen zehirlenme durumudur.Yüksek duyarlılığa bağlı meydana çıkar.
Belirti ve Bulgular
Deride kaşıntı, ürtiker (deride pembemsi döküntüler), kalp atışlarında meydana gelen yavaşlama, kan basınçlarının düşmesi, bayılma, larenks ödemi (boğaz içi şişlik) oluşabilir.
Tanı ve Tedavi
Antihistaminikler (kaşıntı, alerji önleyici) bu tip haplar Ürtiker ve larenks (boğaz şişliği) ödemi gibi belirtiler meydana gelenlerde kullanılır. Gıda Zehirlenmesi, Yeteri kadar pişirilmemiş et, besin zehirlenmesine neden olur. Kusma,bulantı, ishal, halsizlik gibi belirtilere yol açan salmonellabakterisinin bulunması ihtimali yüksektir. Yemek hazırlamaya başlamadanönce ellerin ve araç gereçlerin sabunlu ve sıcak su ile yıkanması gerekir.çiğ haldeki kıyma ellenildiği takdirde eller ağıza götürülmemelidir.
Belirtiler (Gıda Zehirlenmeleri)
Besin Zehirlenmelerinde sıklıkla bulantı, kusma, Karın ağrısı,ishal durumları görülür. Belirtiler 1 saat ile 4 günlük süre içinde başlayabilir.birçok bakteri besin zehirlenmesine neden olur. Midye tarzı kabuklu denizürünleri önemli yer tutar. Kimyasal besin zehirlenmeleri; bulantı, kusmaishal, halsizlik, aşırı tükürük üretimi, bilinç kaybı, gibi belirtiler yaratır.Gıdaların sağlıksız yöntemlerle saklanması etkendir.
Tedavi Yöntemleri
Ağır şikayet yoksa doktora başvurulmadan tedavi sonuçlanabilir.Kusma, ishal gibi durumlar zehiri atmaya yardımcıdır. İlk 24 saatdoktora başvurulmaması kaydiyle herhangi bulantı yada ishal hapları kullanılmamalıdır. Sıvı tüketilebilecek durumlarda temiz su ve sulugıdalar alınmalıdır. Genellikle Çorba, Haşlanmış Patates tüketilmelidir.bu yolla vücudun su kaybı giderilmeye çalışılır. Yüksek ateş olmaması durumundaantibiyotik ilaçların kullanılması gerekmez. Sıvı kaybı fazlaysa ve buna bağlıolarak şok gelişirse, damarlardan sıvı enjekte edilmesi gerekebilir. Zehirlenme Sebepleri, Nedeni açıklanamayan belirtilerle başvuran her bireyde mutlaka zehirlenme olasılığı düşünülmelidir. Bu ilke özellikle aşağıdaki durumların varlığında geçerlidir:
Uyuklama yada koma, Konvülziyonlar, Taşipne (solunumla ilgili), Taşikardi (Kalp ritm bozukluğu), Kızarıklık, Kardiyak aritmi, Hipotansiyon, Alışılmadık davranışlar, Papillada anormallikler,
Alınan maddenin etki mekanizmasına bağlı olarak çok çeşitli fizik muayene bulguları elde edilebilir. Hastaların solunumu dispneik, yüzeyel veya tamamen durmuş olabilir. Nabız değişikliği ve hipotansiyon gözlenebilir. Bilinç düzeyinde değişiklikler, somnolans, stupor ve koma görülebilir. Pupillar miyotik veya midriyatik olabilir. Hastanın nefesinde ilaca veya toksik maddeye ilişkin koku duyulabilir.
Belirtiler ve Bulgular
Ağız yoluyla olan zehirlenmelerde ilk belirti gastrointestinal sistemin iritasyonuna bağlıdır. Ağız, boğaz ve midede yanma, bulantı, kusma, ishal olarak kendini gösterir. İlacın emilimine bağlı olarak solukluk, siyanoz, filiform nabız, konvülsiyon, şok ve koma gözlenebilir. Başlangıçta hastanın belirti vermemesi durumun ciddi olmadığını düşündürmemelidir. Öldürücü doz almış ve henüz belirti vermemiş olabileceği düşünülerek, bu yüzden her hasta ciddi olarak izlenmelidir.
Tanı
Özellikle bilinci kapalı hastalarda yakınları ve arkadaşlarıyla haberleşilerek gerekli bilgilerin toplanması ve laboratuar analizleri tanıya yardım eder. İdrar tahlili, pH, dansite, protein, hepatoksik ilaç zehirlenmelerinde karaciğer fonksiyon testleri, akciğer ödemi ve aspirasyon pnömonisini saptamak için akciğer grafisi, nefrotoksik ilaçlar akut böbrek yetmezliğine neden olabileceğinden elektrolit ve kreatinin ölçümleri, hastanın tanısınnı kesinleşmesinde ve yapılan tedavinin yeterliliği hakkında bilgi sağlamak için toksik ilacın dozunun bilinmesi, ritm ve ileti bozukluklarını saptamak için EKG çekilir.
Tedavi ve Bakım
Erken ve doğru tedavi ile zehirlenme vakalarının tamamen normale döndürülme şansı yüksektir. Bu yüzden hastaların hızlı bir şeklide değerlendirilmesi gerekir.
1- Semptomik tedavi
a) Solunum Bozukluğunun Tedavisi: Başa uygun pozisyon verilir. Takma dişler çıkartılır. Ağızadaki sekresyonlar ve kusmuklar temizlenir, gerekisre aspire edilir. Bunlarla solunum düzelmiyorsa yapay solunuma geçilir.
b) Hemodinamik kontrol: tansiyon, nabız sayısı, saatlik idrar miktarı ölçülür, hipovolomi ve ritm bozukluğu varsa tedavi edilir. Birçok ilaç vazomotor merkezleri depresyona uğratarak periferik dolaşım yetersizliğine neden olabilir. Hemen damar yolu açılarak hipovolomi (aşırı sıvı kaybı) düzeltilir. Buna rağmen düzelme olmazsa dopamin veya dobutamin kullanılır. Kardiyotoksi ilaçlarla oluşan ritm ve ileti bozukluğu tedavi edilir.
c) Merkezi sinir sistemi bulgularının tedavisi: Koma ajitasyonlu ise diazepam türü ilaçlara sakin komaya dönüştürülebilir. Ancak koma sakin ise, analeptiklere uyarılmaya çalışılmaz. Karbonmonoksit Zehirlenmesi, Genellikle kaza yada intihar sonucu görülen karbonmonoksit zehirlenmelerine sık rastlanır. Kömür ve karbonlu maddelerin tam yanmamasından, eksoz gazlarından ve ısıtmada kullanılan doğal gazlardan çevreye bol miktarda karbonmonoksit yayılır. Kapalı bir yerde yoğun miktarda karbonmonoksit solunmasıyla zehirlenme oluşur. Akut zehirlenmelerde karbonmonoksit hemoglobinle birleşerek kısa sürede karboksihemoglobin oluşur. Hemoglobinin karbonmonoksite afinitesi oksijene göre 20 kez fazladır. Havada 1/1000 oranında olsa bile öldürücüdür.
Belirti ve Bulgular
Baş ağrısı, terleme, yüzde pembe renk, bronş hipersekresyonu sonucu solunum zorluğu, pulmoner ödem gözlenebilir. Hipotansiyon bazen kardiyovasküler kollapsa varabilir. EKG'de iskemik ST ve S segment değişiklikleri, atriyal veya ventriküler ekstrasistoller ve dal blokları çoğu kez derin olmayan bir koma gözlenebilir. Akut pankreatit ve hiperpotasemili akut tübüler nekroz gelişebilir.
Tedavi ve Bakım
Acilen oksijen tedavisine başlanır. İdeal bir saat süreyle %100 oksijen tedavisi yapıldıktan sonra 6 saat %50, 12 saat %30 konsantrasyonda verilmesidir. Beyin ödemini ortadan kaldırmak için 200ml %20 mannitol infüzyonu yapılır, daha sonra %5 dekstroz solüsyonu ile devam edilir. Hiperkarbonemi %6-7 ml'den fazla ise, baş ağrısı, hafıza ve konsantrasyon kaybı, irritabilite, kişilik değişiklikleri ve aşırı yorgunluk tekrarlarsa hiperbarik oksijen tedavisi yapılmalıdır. Hasta 7-10 gün sonra tekrar muayene edilmek üzere taburcu edilir. Botulismus Zehirlenmesi (Konserve Zehirlenmesi), İyi hazırlanmamış ev yemeklerinde ya da bekletilmiş yemekler de yeniden ısıtma sırasında, sıklıkla da iyi hazırlanmamış konverse halindeki gıdalarda meydana gelir.
Belirtiler ve Bulgular
Başlangıçta toraksı tuttuğu için solunumu bozar. 12-100 saat içinde belirti verir. KBB (boğazda kuruluk ve boğaz ağrısı) ve göz şikayetleri (pitozis, görme bozukluğu), nörolojik olarak güçsüzlük, baş dönmesi, paralizi, solunum sistemine ait; solunum düzenindeki bozulma, dispne (nefes darlığı), gastrointestinal sistemde; bulantı kusma, diyare bazen konstipasyon görülebilir.
Tedavi ve Bakım ABC değerlendirilir ve sürdürülür. Konstipasyon (kabızlık) için müshil verilir. Antitoksin ajanları biliniyorsa yoğun bakımda uygulanır. Mantar zehirlenmeleri yurdumuzda ölümle sonuçlanan bitki zehirlenmelerinin başında gelir. Yurdumuzda Amanita phalloides (amatoksin) ve Amanita muscarina (muskarin - zehirli çayır mantarı) türlerindeki mantar zehirlenmelerine sık rastlanır.
Belirti ve Bulgular
Mantar Zehirlenmesi Belirtileri; Bulantı, kusma, ishal gibi gastrointestinal sistemin belirtileri sıktır. Bu belirtiler mantarın alımından muskarinik tipi zehirlenmelerde 4-6 saat, amatoksin tipi zehirlenmelerde 12 saat sonra başlar. Bu belirtilerden sonra 2-3 gün süren semptomsuz dönem başlar. Bu dönemde hasta erken olarak hastaneden çıkarılırsa sitotoksik etkilerin görüldüğü 3. Dönem gelişir ve karaciğer yetersizliği ile hastayı ölüme götürebilir.
Tedavi ve Bakım (Zehirlenme Tedavisi)
Genel önlemler alınır. Hasta kusmuyorsa kusturulur. Kaybedilen sıvılar ve elektrolitler yerine konur. Muskarin tipi zehirlenmelerde atropin kolinerjik semptomlar kaybolana kadar kullanılır. Tioksik asit (alfa lipoik asit) günde 300mg verilir. Tedaviye 7-10 gün devam edilir. Kristalize penisilin 24 milyon ünite infüzyon şeklinde verilir. Hemoperfüzyon ve hemodiyaliz yapılır.
Mantar Zehirlenmeleri - Zehirli Mantarlar
Pazardan mantar aldığınız zaman, elbette endişe etmeyin: Taze olmaları koşuluyla. Çünkü piyasada bilinen türleri satılır.Fakat mantar türlerini pek tanımadan, kendiniz kırlarda toplamaya kalkarsanız, ihtiyatlı olun: Çünkü bazı türleri çok ciddi sindirim bozukluklarına sebep olabilecekleri gibi, bazıları da insanı ölüme kadar götürebilir.Mantar toplarken, yalnız tazelerini toplamakla yetinin. Bütün olmalarına dikkat edin. Şüphelilerin hepsini atın yada tanıdığınız bir eczacıya sorun. Emin olduğunuz mantarlarla şüphelileri asla karıştırmayın.
Mantardan zehirlenme halinde, derhal doktora haber verin. Çünkü yalnız doktor, gereken tedaviyi uygulayabilir. İlk zehirlenme belirtilerinden sora, pişmiş, pişmemiş mantarları hemen toplayın: Çünkü doktor bunlara bakarak uygulanacak tedavi hakkında karar verebilir. Demir Zehirlenmesi, genellikle demir içeren ilaçların çocuklarda yanlışlıkla, erişkinlerde ise intihar amacıyla alınmasıyla oluşur.Belirti ve BulgularBulantı, mavi-yeşil renkli kusma, karın ağrısı, dizanteri benzeri ishal, nörolojik bulgular, siyanoz, asidoz, pulmoner ödem ve kardiyovasküler gözlenir. Sıklıkla gözlenen karaciğer yetmezliği ölüm nedenidir. Tedavi ve BakımDesferrioksamin (Desferal amp. 500mg) solüsyon ile mide yıkaması yapılır. Daha sonra vakit geçirmeden IV yolla 80 mg/kg/12 saat dozunda enjekte edilir. BAL ve EDTA kullanılabilir. |
|
|
Salisilat Zehirlenmesi (ASA) |
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Parasetamol Zehirlenmesi (Asetominofen), Analjezik ve antipretik olarak yaygın kullanılır. Toksik doz 140 mg/kg. Karaciğer toksisitesi yapar.
Belirtiler ve Bulgular
Bulantı ve kusma ilk görülen belirtidir. 24-48 saat içinde karaciğer enzimlerinde hafif yükselme, 2-3 gün sonra sağ kadran ağrısı, hepatomegali, sarılık ve kanama gelişebilir. İlacı plazma konsantrasyonu ilk 4 saat içinde 250 mg/litre, 12 saat içinde 50 mg/litre'den ve protrombin zamanı 22 saniyeden uzun ise prognoz kötüdür.
Tedavi ve Bakım
Destekleyici tedavi yapılır. İlk 1 saat içinde ipeka şurubu ile kusturma, 1 saati geçmişse gastrik lavaj yapılır. Müshille beraber aktif kömür verilir. Asetilsistein (mucomyst), assist şurup antidot olarak kullanılır. İlacın alımından sonra ilk 16 saat içinde verilmelidir. Başlangıç dozu 140 mg/kg, %5 dekstroz içinde 15-30 dakikada verilir. 70 mg/kg 4 saatte verilir. Oral kullanımın kusmalardan dolayı faydası yoktur.Bu grup ilaçlar kanın kohsantrasyonunu değiştirir ve beyinde solunum sistemini etkilerler. İntihar amacıyla alınabileceği gibi yüksek tedavi dozlarında da görülebilir. Toksik doz; 150 mg/kg dan yüksek dozlar alındığında gözlenir. Alınmasından sonraki ilk 6 saatte 50 mg/dl den yüksek salisilat düzeyi hafif, 70 mg/dl den yüksek düzey orta şiddette, 100 mg/dl'nin üstü ise ağır zehirlenmeyi düşündürür.
Belirti ve Bulgular
Solunum sistemini etkiler, medullayı uyardığı için hiperventilasyon (aşırı soluk alıp verme durumu) yapar. Gastrointestinal sistem (GİS) iritasyonu; bulantı, kusma, hematemez, melana, metabolizma hızlanır; beden ısısı artar, hipogisemi görülür, kalsiyum ve potasyum seviyesi düşer. Nörolojik bulgularda; tinnitus (kulak çınlaması), laterji, yüksek dozlarda halüsinasyon, nöbetler, komalar görülür.
Tedavi ve Bakım
GİS temizleme yöntemi (İpeka şurubuyla kusturma, mide yıkama ve aktif kömür), hipoglisemiye karşı dextroz, IV sıvı verilir, serum içinde K verilir. (K seviyesine göre), Metabolik asidoz (pH 7,1'in altında) için gerekli ise, NaHCO3, nöbetler başlarsa diezepam, mide kanamasını önlemek amcıyla antiasit (ulcuran), kanı temizlemek için yapılacak son işlem hemodiyaliz yapılır. Antidotu yoktur |
|
|
Barbitüratlarda Zehirlenme |
|
Yatılı Hasta Bakıcı
|
Korozif etki gösteren maddeler; sülfirik asit, nitrik asit, hipoklorik asit gibi mineral asitler ve soda, potas, amonyak (amonyak zehirlenmesi), hipoklorid (çamaşır suyu) gibi kostik alkalilerdir.
Belirti ve Bulgular
Temas eden mukoza bölgesindeki ağrının şiddeti kusma ile birlikte artar. Kanlı kusmalar sıktır. Glottis ödemi gelişebilir. Akut dönem atlatılırsa özofagus iltihaplanması ve mediastinit, gastrik perforasyon (bağırsak delinmesi) ve özofagus (yemek borusu) darlığı gelişebilir.
Tedavi ve Bakım
Mide yıkama, kusturma yada asit ve baz gibi nötrolizan tedavisi uygulanmaz. Aktif kömürün yararı yoktur. 200 ml su veya süt içilir. IV sıvı tedavisi yapılır. Ciddi glottis ödemi varsa trakeostomi (gırtlağa nefes alımı için delik açılması) yapılır. Darlık gelişmemesi için kortikosteroidler kullanılır. Perforasyon veya peritonit ya da geç dönemde ortaya çıkan darlıklarda cerrahi girişim yapılır.Haşere (Böcek) İlaçları ile zehirlenmeler, Organik fosfor içeren bileşiklerdir. Asetil kolin yükselir. kolinerjik kriz yapar. Etkisi alınan ilacın dozuna göre değişir.
Belirti ve Bulgular
Baş ağrısı ve ataksi (düzensiz kas hareketleri) gibi nörolojik belirtiler ve bradikardi, pupillalarda kontraksiyon, hipotansiyon, sekresyonlarda artma, pulmoner ödem, diyare, bronkospazm gibi kolerjinik belirtiler görülür. Ölüm nedeni genellikle solunum merkezi ve solunum kaslarının felci ve bronkospazm sonucu solunum durması ile olur. Bazen kalp durması gözlenebilir.
Tedavi ve Bakım
ABC değerlendirilir. Cilt üzerindeki bulaşmalar sabunlu su ile yıkanarak temizlenir. Ağızdan alınan durumlarda özofagusta problem yoksa Mide yıkaması ve aktif kömür uygulanır. Kolinerjik krizi kontor altına almak için atropin (toplam doz 50 mg'a kadar) yapılır. Antidot olarak pralidoksim kullanılır. Pralidoksim, asetil kolinesteraz enzimine yapışan organik fosfatlı molekülü yerinden koparır. 2 dakika içinde 1 g verilir.Tedavide sedatif, hipnotik ve antikonvülsan olarak kullanılır. İlaç bağımlılığı, intihar ya da kaza sonucu zehirlenmeler oluşur. Sekobarbital ve pentobarbital gibi kısa etkili olanlar çok toksiktir. Etkileri 15 dakikada başlar, 2-3 gramlık tek doz öldürücü olabilir. Öldürücü kan düzeyi 35 g/ml üzerindedir. Fenobarbital (luminal) gibi uzun etkili olanin etkisi 3-6 saatte başlar. 5 gram ve üzerindeki dozlar öldürücüdür.
Belirti ve Bulgular
Hafif vakalarda baş dönmesi, nistagmus, ataksi ve dizartri, hipotoni, yüzeyel solunum, apne, hipotansiyon, hipotermi, ağır vakalarda MSS depresyonu ve derin koma gözlenir.
Tedavi ve Bakım
Antidotu yoktur. Semptomatik tedavi yapılır. İlk 6 saat içinde gastrik laval yapılır. Aktif kömür uygulanır. Solunum yakından izlenir. Fenobarbital zehirlenmesinde idrar alkalileştirilir. (pH 7,5) Sıvı infizyonu ile şok önlenir. Gerekirse dopamin yapılır. Hasta komadaysa hemoperfüzyon ve hemodiyaliz uygulanır. Kardiyak aritmiye neden olduklarından MSS uyarıcıları |
|
|