ANA SAYFA arrow Hasta Bakım
GÖZ KAPAKLARININ GERİLMESİ
Hasta Bakicisi
Boyun germe gıdığın alınması gıdı alınmasıBOYUN GERME VE GIDIĞIN ALINMASI
Boyun germe ameliyatı genellikle yüz germe ameliyatının bir parçasıdır. Ama gerektiğinde yalnız da yapılabilir. Boyundaki duruma göre operasyon yönlendirilir. Katlanma ve kırışıklıklar için kulak arkasına germe yapılır. Eğer gıdıda yağlanma var ise Liposuction yapılır veya çene altından yapılan bir kesi ile buradaki yağlar tıraşlanabilir. Geren bantlar kesilip kısaltılarak gevşeyen boyun dokuları gerilebilir. Ameliyat ve ameliyat sonrası yüz germe operasyonu gibidir.
göz kapağı estetiği, göz kapaklarının gerilmesi, göz torbalarının alınması, göz torbası, GÖZ KAPAKLARININ GERİLMESİ
GÖZ TORBALARININ ALINMASI

Yüz germe , yüz ve boyun derisinin sarkması ve kırışıklıkları gibi yaşlanma belirtilerini düzeltmek için uygulanır ve yüz gençleştirme cerrahisinin sadece bir kısmını teşkil eder. Oysa yüz gençleştirme ; alın germe , kaş kaldırma , göz kapakları estetiği , cilt yenileme (peeling) , dudak büyütme , doldurma gibi işlemlerin gereğine göre bir kaçını ya da hepsini kapsayabilir.

Estetik göz kapağı cerrahisi alt ve üst göz kapaklarındaki fazla deri ve torbaları oluşturan yağ kitlesinin giderilmesi operasyonudur. Bu operasyon torbalanmalar ve kapaklardaki sarkmalar gibi kişiye yorgun ifade veren durumları giderir. Kişiye daha genç ve canlı bir görünüm verir.

DOKTORLA GÖRÜŞME
Blefaroplasty düşünen kişinin atacağı ilk adım deneyimli bir plastik cerrah seçmektir. Sizi muayene ettikten sonra cerrah,yaş,derinin durumu ve diğer fiziksel ve tıbbi etkenler gibi,ameliyat kararını etkileyecek değişkenleri tartışacaktır.

Genç kişilerde blefaroplasty genellikle sadece kapak altındaki yağ dokusunu uzaklaştırmak için kullanılır. Daha ileri yaştakilerde deri tonusunun kaybı fazla derinin de uzaklaştırılmasını gerektirecektir. Bazı kişilerde kaşların ve şakağın düşmesi,göz kapağı cerrahisinden alınacak sonucu olumsuz yönde etkileyebilir. Cerrahınız bu durumda kaş kaldırma,şakak germe yapılmasını önerebilir. Görmeyi ve gözyaşı oluşumunu engelleyen veya azaltan göz sorunlarının ameliyat öncesi saptanması önemlidir. Bu durumların kapak ameliyatı öncesi bir göz uzmanı tarafından tedavi edilmesi gerekir.

Her yıl yüzlerce blefaroplasty başarıyla uygulanmaktadır. Yine de cerrahinin muhtemel riskleri ve blefaroplastiyle ilgili özel komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmiş olmanız gerekir. Enfeksiyon veya kan birikmesi gibi komplikasyonlar nadirdir.

OPERASYON
Göz kapağı ameliyatlarını genellikle genel anestezi altında özel bir hastanede yapılır. Ameliyat 1 saat kadar sürer.

Cerrahi müdahale sarkan dokudan uygun bir deri parçasını ve torbaları oluşturan yağ kitlelerini çıkarmaktan ibarettir. Üst göz kapaklarında kesiler sonradan belli olmayacak şekilde kapak kıvrımından yapılır. Alt göz kapağında ise ameliyat izi kirpiklerin dibinden yapılır. Çıkarılacak deri miktarı hasta oturur pozisyonda iken dikkatle işaretlenir ve her iki göz kapağından işaretlenen deri fazlalığı çıkarıldıktan sonra her iki göz kapağındaki yağ torbalarının fazla kısmı çıkarılır. Kesiler dikildikten sonra ameliyata son verilir.

Ameliyat sonrası gözler nemli gazlı bez ile kapatılarak 1-2 saat kapalı tutulur ve üstüne buz konur. Bu ileride oluşacak şişliği ve morluğu azaltır.

İYİLEŞME
Cerrahi sonrası bir miktar hassasiyet ve rahatsızlık hissi olabilir. Eğer hafif bir ağrı hissedilirse ağrı kesicilerle kontrol edilebilir.

Şişme ve morarmayı önlemek amacıyla başınız yüksekte yatmanız ve gözünüze soğuk kompres uygulamanız istenecektir. Ameliyat sonrası birkaç gün göz damlası kullanmanız önerilecektir.

Üst göz kapağındaki gizli dikiş 5.gün alınır. Alt göz kapağındaki dikişler kendiliğinden düşer. Göz kapağı derisi ince olduğundan ameliyat sonrası hızla şişme ve morarma eğilimindedir. Fakat ilk hafta şişme ve morarma gerileyecektir. Artakalan renk değişimi hafif makyajla kapatılabilir. Kısa süreli ameliyat sonrası gözyaşı ifrazatında artma ve parlak ışığa hassasiyet olabilir. Hasta güneş gözlüğü takarak günlük hayatına devam edebilir.

Göz civarındaki sarkma,fazla yağ ve deri dokusunun uzaklaştırılması daha genç ve dinlenmiş bir görünüm sunar. Blefaroplasty göz kapağı ve göz dış kenarındaki ince kırışıklıkları azaltacak fakat tamamen yok etmeyecektir. Ameliyat izleri 4-6 ay sonra fark edilmez hale gelir
 
ALIN GERME (GEREKTİĞİNDE
Hasta Bakicisi

Alın germe Kaş Kaldırma Estetik Cerrahi Alın germe Kaş KaldırmaALIN GERME (GEREKTİĞİNDE ENDOSKOPİ İLE)
Botox uygulaması yaygınlaştıktan sonra alın germe ameliyatları son derece azalmış , yalnızca ileri vakalarda uygulanmaktadır. Alındaki çizgi ve kırışıklıkların artması, kaşların aşağı gözler üzerine düşmesi bu ameliyatı gerektirir.
Ameliyat genel anestezi altında veya lokal anestezi + medikasyon ile hastanede yapılır. Hasta aynı gün evine dönebilir. Alın tek başına ameliyat edilebileceği gibi yüzün diğer bölgeleri ile birlikte yapılabilen iki yöntemi vardır. Klasik yöntemde saç içinden taç şeklinde bir kesi yapılarak alın gerilir. Endoskopik yöntemde ise yine saçlı deri içinden açılan deliklerden endoskop sokularak alın ve kaşlar gerilir.

Alın germe sonucu kaşlar normal yerine gelir, alındaki kırışıklıklar giderilir, yüze daha genç, daha dinç bir ifade gelir ve yorgunluk ifadesi kalkar. Hasta 1 hafta sonra işine dönebilir.

KAŞ KALDIRMA
Kaş kaldırma yüzdeki yorgun ve üzgün ifadeyi yok ederek yüze gençlik ve dinçlik ifadesi verir. 3 şekilde yapılabilir.

1.Basit Yöntem: Kaşların bir dikiş ile saçlı deri içinden çekilmesi. Lokal anestezi ile 20 dakika içinde uygulanır ve hasta hemen evine ve işine dönebilir. Uygun vakalarda iyi sonuç vermektedir. Hafif bir çekik kaş görünümü sağlanabilir.

2.Endoskopik Yöntem : Endoskop ile saçlı deriden girilerek kaşlar kaldırılır. Lokal anestezi ile yapılabilir. Hasta aynı gün evine, ertesi gün işine dönebilir.

3.Mini Yüz Germe (Manken Lifting) : Kaşlar, şakaklar ve üst yüz bölgesinin gerilmesi. Lokal veya genel anestezi ile yapılabilir. Saçlı deride şakaklardan yapılan bir kesi ile kaşlar, göz kenarları ve şakaklar gerilir. Hasta aynı gün evine, 4 gün sonra da işine dönebilir.

4.Yüz Germe : Klasik yöntemde yüz ve boyun aynı seansta gerilir. Gerekli ise alın ve göz kapakları da birlikte gerilir.
Özellikle çene alt kenarlarında yanakların torbalanması, dudak-yanak kenarındaki çizginin derinleşmesi ve boyundaki katlanmalar bu ameliyatla giderilerek yüze eski genç görünümü kazandırılır.

 
YÜZ GENÇLEŞTİRME (FACİAL
Hasta Bakicisi

Yüz gençleştirme Estetik Cerrahi Yüz gençleştirme Estetik Cerrahi Yüz gençleştirme Estetik Cerrahi YÜZ GENÇLEŞTİRME (FACİAL REJUVENATİION)Son zamanlarda estetik cerrahideki müthiş gelişmeler : Yüz gençleştirme (facial rejuvenation) , vücut gençleştirme ve düzeltme (Body Counturing) , cildin soyulması( peeling - Lazer veya Kimyasal ) , saç ekme ile insanları adeta yeni baştan yaratmak mümkün olmaktadır.

Günümüzde giderek hızlanan iş, eş ve aş bulma yarışında gençlik, dinamiklik ve güzellik daha da önem kazanmaktadır. Estetik cerrahi gençleşmek ve güzelleşmek konusunda insanlığa yeni imkanlar sunmakta. Bu imkanlardan yararlanmak isteyenlerin en çok dikkat etmesi gereken konu ise işin uzmanı olan doktoru seçebilmektir. Doktor seçiminde en önemli konu doktorun kariyeri,yeteneği ve tecrübesidir. Doktorunu iyi seçen kişilerin işlerinin iyi gitme şansı yükselecektir.

Son senelerde estetik cerrahideki müthiş gelişmeler yüz germe teriminin yerine yüz gençleştirme (facial rejuvenation) konseptinin yerleşmesine neden olmuştur. Yüz gençleştirmede ; yüz germe, cildin soyulması (peeling - lazer veya kimyasal -mekanik), Liposuction , Lipofilling , Botox gibi yöntemler birlikte veya gruplar halinde uygulanarak yüzün özel ihtiyaçlarına göre kombine bir işlem ile çok daha mükemmel sonuçlar alınabilir.

 
GÖZ KAPAKLARININ GERİLMESİ
Hasta Bakicisi

göz kapağı estetiği, göz kapaklarının gerilmesi, göz torbalarının alınması, göz torbası, GÖZ KAPAKLARININ GERİLMESİ
GÖZ TORBALARININ ALINMASI

Yüz germe , yüz ve boyun derisinin sarkması ve kırışıklıkları gibi yaşlanma belirtilerini düzeltmek için uygulanır ve yüz gençleştirme cerrahisinin sadece bir kısmını teşkil eder. Oysa yüz gençleştirme ; alın germe , kaş kaldırma , göz kapakları estetiği , cilt yenileme (peeling) , dudak büyütme , doldurma gibi işlemlerin gereğine göre bir kaçını ya da hepsini kapsayabilir.

Estetik göz kapağı cerrahisi alt ve üst göz kapaklarındaki fazla deri ve torbaları oluşturan yağ kitlesinin giderilmesi operasyonudur. Bu operasyon torbalanmalar ve kapaklardaki sarkmalar gibi kişiye yorgun ifade veren durumları giderir. Kişiye daha genç ve canlı bir görünüm verir.

DOKTORLA GÖRÜŞME
Blefaroplasty düşünen kişinin atacağı ilk adım deneyimli bir plastik cerrah seçmektir. Sizi muayene ettikten sonra cerrah,yaş,derinin durumu ve diğer fiziksel ve tıbbi etkenler gibi,ameliyat kararını etkileyecek değişkenleri tartışacaktır.

Genç kişilerde blefaroplasty genellikle sadece kapak altındaki yağ dokusunu uzaklaştırmak için kullanılır. Daha ileri yaştakilerde deri tonusunun kaybı fazla derinin de uzaklaştırılmasını gerektirecektir. Bazı kişilerde kaşların ve şakağın düşmesi,göz kapağı cerrahisinden alınacak sonucu olumsuz yönde etkileyebilir. Cerrahınız bu durumda kaş kaldırma,şakak germe yapılmasını önerebilir. Görmeyi ve gözyaşı oluşumunu engelleyen veya azaltan göz sorunlarının ameliyat öncesi saptanması önemlidir. Bu durumların kapak ameliyatı öncesi bir göz uzmanı tarafından tedavi edilmesi gerekir.

Her yıl yüzlerce blefaroplasty başarıyla uygulanmaktadır. Yine de cerrahinin muhtemel riskleri ve blefaroplastiyle ilgili özel komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmiş olmanız gerekir. Enfeksiyon veya kan birikmesi gibi komplikasyonlar nadirdir.

OPERASYON
Göz kapağı ameliyatlarını genellikle genel anestezi altında özel bir hastanede yapılır. Ameliyat 1 saat kadar sürer.

Cerrahi müdahale sarkan dokudan uygun bir deri parçasını ve torbaları oluşturan yağ kitlelerini çıkarmaktan ibarettir. Üst göz kapaklarında kesiler sonradan belli olmayacak şekilde kapak kıvrımından yapılır. Alt göz kapağında ise ameliyat izi kirpiklerin dibinden yapılır. Çıkarılacak deri miktarı hasta oturur pozisyonda iken dikkatle işaretlenir ve her iki göz kapağından işaretlenen deri fazlalığı çıkarıldıktan sonra her iki göz kapağındaki yağ torbalarının fazla kısmı çıkarılır. Kesiler dikildikten sonra ameliyata son verilir.

Ameliyat sonrası gözler nemli gazlı bez ile kapatılarak 1-2 saat kapalı tutulur ve üstüne buz konur. Bu ileride oluşacak şişliği ve morluğu azaltır.

İYİLEŞME
Cerrahi sonrası bir miktar hassasiyet ve rahatsızlık hissi olabilir. Eğer hafif bir ağrı hissedilirse ağrı kesicilerle kontrol edilebilir.

Şişme ve morarmayı önlemek amacıyla başınız yüksekte yatmanız ve gözünüze soğuk kompres uygulamanız istenecektir. Ameliyat sonrası birkaç gün göz damlası kullanmanız önerilecektir.

Üst göz kapağındaki gizli dikiş 5.gün alınır. Alt göz kapağındaki dikişler kendiliğinden düşer. Göz kapağı derisi ince olduğundan ameliyat sonrası hızla şişme ve morarma eğilimindedir. Fakat ilk hafta şişme ve morarma gerileyecektir. Artakalan renk değişimi hafif makyajla kapatılabilir. Kısa süreli ameliyat sonrası gözyaşı ifrazatında artma ve parlak ışığa hassasiyet olabilir. Hasta güneş gözlüğü takarak günlük hayatına devam edebilir.

Göz civarındaki sarkma,fazla yağ ve deri dokusunun uzaklaştırılması daha genç ve dinlenmiş bir görünüm sunar. Blefaroplasty göz kapağı ve göz dış kenarındaki ince kırışıklıkları azaltacak fakat tamamen yok etmeyecektir. Ameliyat izleri 4-6 ay sonra fark edilmez hale gelir.

 
Metabolizmayı hızlandıran öneriler
Hasta Bakicisi

Kilo almamak için… Hangi yaşta, neler uygulamalı?

Metabolizmayı hızlandıran ipuçları

Diyet yapmanıza rağmen kilo veremiyor musunuz? Artık çilekli pastaları ya da mis kokulu kurabiyeleri sadece uzaktan izlemekle yetinmenize rağmen karın ve kalça çevrenizin genişlemesinden mi yakınıyorsunuz? Bu sorununuzun altında yatan neden, metabolizmanızın yavaşlaması olabilir! Peki, metabolizmanızın hızlanmasını sağlamak için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?

Uzun süredir yediklerinize, içtiklerinize dikkat ediyor, ancak buna rağmen fazla kilolarınızdan bir türlü kurtulamıyorsunuz. Oysa, bundan birkaç yıl öncesine kadar istediğiniz her şeyi büyük bir afiyetle tüketiyor, buna rağmen kilo sorunuyla karşılaşmıyordunuz, değil mi? Bu konuda yalnız sayılmazsınız aslında. Çünkü, pek çok kadın, özellikle de menopoz dönemine yaklaştıkça zayıflayamamaktan yakınıyor. Kolay kilo alıp, zor vermenin nedeni ise çoğu kez hep aynı: Metabolizmanın yavaşlaması! Peki, “Bu sorumun bir çözümü yok mu?” dediğinizi duyar gibiyiz. Dert etmeyin, önerilerimizi uygularsanız, metabolizmanızı yeniden hızlandırmanız mümkün. Sizin için Metropolitan Florence Nigtingale Hastanesi’nden Endokrinoloji Diyabet ve Metabolizma Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Can ile Amerikan Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Dr Neslihan Kurtulmuş ‘dan aldığımız bilgiler doğrultusunda metabolizmanızı nasıl hızlandırabileceğinizi sizler için tek tek derledik. Üstelik, 20 – 30 ve 40’lı yaş gruplarına ayırmayı da ihmal etmedik!

Metabolik hız nedir?

Besinleri yakma hızına “metabolizma hızı” deniyor. Metabolik hız; bedeninizin aldığı besinleri enerjiye dönüştürme ve bu enerjiyi kalori olarak yakma kapasitesini ifade ediyor. Metabolizmanız yeterince çalışıyorsa, aldığınız besinler kolayca enerjiye dönüştürülüyor ve bu enerji eksiksiz olarak yakılıyor. Bunun aksine metabolik hızınız genetik olarak yavaş çalışıyorsa ya da hastalık gibi herhangi bir nedenden dolayı yavaşladıysa, besinleri enerjiye ve kaloriye dönüştürme kapasiteniz azalıyor. Bunun sonucunda ise; fazla kaloriler yakılamıyor, yağlar depolanıyor ve kilo artışı görülüyor.

Bazal metabolizma önemli!

Metabolizma, “Bazal metabolizma”, “Egzersizde harcanan enerji” ve “diyetle alınan besinlerin sindiriminde harcanan enerji” olmak üzere üç ana birleşen oluşturuyor. Metabolizma hızının en büyük belirleyicisi ise bazal metabolizma hızı. Bu, dinlenirken veya uyurken, yani hiçbir aktivite gösterilmediğinde harcanan kalori miktarını kapsıyor ve günlük harcanan kalorinin yüzde 60 ile 80’ini oluşturuyor. Bazal metabolizma, kilo vermek isteyen bir kişinin diyetle ne kadar zayıflayacağını belirleyen en önemli faktör.
Bu metabolizma hızı vücuttaki maddelerin birbirine dönüşmesini, biyolojik olayların devamını sağlıyor. Örneğin ağızdan alınan şekerin karaciğerde yağa dönüştürülüp, cilt altı yağ dokusunda depolanması gibi. Bu metabolizmanın hızı ise, genler, cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı, vücut ısısı ile egzersiz gibi pek çok faktörden ve etkileniyor. Fizik aktivite de enerji tüketiminde, yani kilo ama ve verme üzerinde en önemli faktörü oluşturuyor. Fizik aktivitenizi artırdığınız takdirde, metobolizma hızını da artırabilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre; fizik aktivitesi yüksek olan kişilerde şişmanlık daha az görülüyor.

Yaş ilerledikçe yavaşlıyor…

Yaşınız ilerledikçe buna paralel olarak metabolik hızınız da yavaşlıyor. Öyle ki, 20’li yaşlardan sonra vücudunuz her 10 yıllık dönemde yüzde 2 – 3 daha az enerji yakmaya başlıyor. Menopoz gibi hormonal faktörler de devreye girince metabolizmanızı daha da yavaşlıyor. Diğer taraftan, yaşımız ilerledikçe azalan bedensel aktivite düzeyi, kas kitlesinde azalmaya ve yağ depolarında artmaya yol açıyor. Metabolizma hızı yavaşladığı takdirde, obezite oluşma riski artıyor. Obeziteye eğilimli kişilerde görülen en önemli özellikler aşırı iştahın yanı sıra, yağ yıkımının azalmış olması. Yağların fazla alınması yağ yıkımını engeller. Dolayısıyla yağ tüketimi, günlük besin tüketiminin yüzde 30’unu aşmamalı. Alkol tüketimine de dikkat etmek gerekiyor. Bol miktarda yağların yıkımını engelledi için günde bir kadehten fazla tüketmemeye özen gösterin.

Metabolizma Ne sağlıyor?

X Metabolizma, vücudun yaşamsal fonksiyonlarına destek olmak için, yediğimiz besinlerin hücreler tarafından yakılması anlamına geliyor.

X Vücudun kendini yenilemesini sağlıyor, hücreler için gerekli yapıtaşları ve proteinleri üretiyor, dokular ve organların gelişimine yardımcı oluyor. Örneğin, metabolizma reaksiyonları sonucu üretilen bazı proteinler, kasları oluşturup, hareket etmemizi sağlıyor.

X Metabolizma sayesinde vücuttaki kimyasal değişimler için enzimler üretiliyor. Örneğin ağızdan alınan şekerin karaciğerde yağa dönüştürülüp, cilt altı yağ dokusunda depolanması gibi. 

X Vücut ısısının sabit tutulmasını sağlıyor, yağ dokusunun miktarını denetliyor.

Hangi yaşta, neler yapmalı ?

20’li yaşlar

Genç kızlıktan kadınlığa geçiş yaptığımız, belki de en güzel dönemimizi ifade ediyor. Bu yaşlarda, kadınlık hormonları olan “östrogen” ve “progesteron” salgılanmaya başlıyor, regl düzene giriyor. Metabolizma hızlı çalışıyor ve besinler daha kolay yakılıyor. Diyet yapıldığında da fazla kilolar hızla kayboluyor. Genç kızlar zayıflamayı bir saplantı haline getirebiliyor, ince ve zarif gözükmek için her yolu deneyebiliyor. Bu isteklerinin ardında ise genellikle moda dünyasındaki zayıf manken görüntüleri etkili oluyor. Dolayısıyla yeme bozuklukları olan “Anorexia Nervosa” veya “Bulimia” bu yıllarda oldukça sık ortaya çıkıyor. 20’li yaşların sonlarında ise her yıl 150 gram kadar kas dokusu kaybediliyor. Bunun sonucunda güç ve kuvvet azalıyor, halsiz sorunu baş gösteriyor. Aynı zamanda 20’li yaşların başında hızlı çalışan metabolizma yavaşlamaya başlıyor ve kilo artışı görülüyor.

Ne yapmalı? Haftada iki saat ağırlık çalışarak bu sorunun önüne geçebilirsiniz. On iki haftalık düzenli sporla, kaybettiğiniz kas dokusunu geri kazanmanız mümkün. Düzenli yapacağınız egzersizler kemiklerinizi güçlendirip sizi ileride osteoporoza karşı da koruyacaktır. Unutmayın ki, egzersizler ayrıca ruh sağlığınızı korumanıza ve günlük sıkıntıları unutarak stres düzeyini azaltmanıza da yardımcı oluyor.

30’lu yaşlar

İş, aile derken en yoğun tempolu yaşadığımız 30’lu yaşlarda vücudumuz daha fazla yorulmaya başlıyor ve stres faktörü devreye giriyor. Stres sonucu da böbrek üstü bezlerinden  “kortizol” dediğimiz hormon salgılanıyor. Vücut, su ve tuz tutmaya başlıyor, kilo alınması daha kolay hale geliyor. Günümüzde birçok kadın 30’lu yaşlarda evlenip hamile kalıyor.  Ancak doğumdan sonra eski kilosuna dönmekte zorlanıp, fazla kilolarıyla yaşantısına devam ediyor. Burada çevrenin yeni annelere daha fazla yemeleri için baskısı da önemli rol oynuyor hiç kuşkusuz. İşte bu nedenle 30’lu yaşlarda dengeli beslenme çok büyük önem taşıyor.  30’lu yaşların ortaları ise “tiroid” hastalıklarının en çok görüldüğü döneme rastlıyor.  Tiroid bezi hızlı çalışıyorsa metabolizma da hızlanıyor. Bunun sonucunda kişi hızla zayıflamaya başlıyor. Ancak bu sağlıksız bir zayıflama olduğu için mutlaka bir endokrinoloji ve metabolizma uzmanına başvurmak gerekiyor. Günümüzde bu sorun tedavi edilebiliyor ve metabolizma hızı normal düzeyine iniyor. Daha sık rastlanan bir başka şikayet ise, tiroid bezinin yavaşlaması. Buna tıp dilinde “hipotiroidi” deniliyor. Tiroid yavaşlayınca tüm vücut işlevi yavaşlamaya başlıyor; kalp atışlarının sayısı düşüyor, bağırsak hareketleri yavaşlıyor, kabızlık başlıyor, unutkanlık gelişiyor. Bir başka sorun da, metabolizma hızının azalarak şişmanlığa yol açması. Dolayısıyla Bu dönemde zayıflamak isteyenlere mutlaka tiroid testi yapılması gerekiyor.

Ne yapmalı? Metabolizmanız yavaşladığı için bu dönemde dengeli beslenmeye özen gösterin. Fazla kalori içermeyen enginar, kereviz gibi besinleri daha sık yemeye dikkat edin. En önemlisi de, metabolizmanızın hızlanmasını sağlayan egzersizleri aksatmadan uygulamaya çalışın. Özellikle aerobik türü egzersizleri yapmanızda yarar var. Çünkü depolanmış yağları yakabilmeniz için mutlaka oksijene ihtiyaç duyacaksınız. Yaptığınız egzersizin türü ne olursa olsun, rahat soluk alıp verebilmeli; egzersiz sırasında nefes nefese kalmamalısınız. Örneğin, yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilir, golf oynayabilir ya da yüzebilirsiniz. Kalp hızınızı normal hızından dakikada ortalama 25 – 30 oranında artıran bu aktiviteler, metabolizmanızı hızlandırmanın ve kalori yakmanın en iyi yolu.

40’lı yaşlar

Günümüzde yaş ortalaması 80’lere dek uzadığı için, 40’lı yaşları sağlıklı geçirmemiz yaşlılık dönemimizin sorunsuz geçmesi için özel bir önem taşıyor. Bu dönemden itibaren yumurtalıklar daha az  östrogen üretmeye başlıyor. “Perimenopoz” dönemine girildiği için; sıcak basması ve terleme gibi sorunlar baş gösteriyor. Menopozun belirtilerinden biri de bazal metabolizma hızının azalması. Bu yüzden menopoz döneminde ortalama 3-5 kilo alıyoruz maalesef. Bunun yanı sıra diyabet hastalığına yakalanma riski de artıyor.  Çünkü, vücudun “insülin” adı verilen hormona direnci artıyor. Bu dönemde zayıflama ve kilo kontrolü estetik bir sorun olmaktan çıkıp, sağlık için gerekli hale geliyor.

Ne yapmalı? 40’lı yaşlarda zayıflamak daha fazla emek gerektiriyor. Dolayısıyla daha düşük kalorili diyet uygulamalı ve daha fazla spor yapmalısınız. Osteoporozdan korunmak için kalsiyum içeren süt, yoğurt, beyaz peynir tüketin, sebze ve meyve ağırlıklı beslenin.  Ayrıca, mutlaka check-up yaptırın, kolesterol ve şeker düzeylerinizi de ölçtürün. Kolesterol düzeyiniz yüksekse, yağlı besinlerden, kızartmalardan ve kırmızı etten uzak durun. Tabii düzenli olarak egzersiz yapmaya da devam edin. Ancak siz siz olun, sağlığınızı riske atmamak için ağır egzersizlerden kaçının ve spora başlamadan önce mutlaka bir uzmana başvurun.

Bazal Metabolizma Nelerden etkileniyor?

1 – Genetik: Bireylerin kilolu olduğu bazı ailelerde metabolizma hızı yavaş çalışıyor.

2 – Cinsiyet: Kadınlara göre erkeklerde kas kitlesi fazla, yağ kitlesi daha düşük olduğundan metabolizmaları daha hızlı çalışıyor. Buna karşılık biz kadınlarda ise metabolizma erkeklere oranla yavaş çalışıyor.

3 – Yaş: Yaş ilerledikçe metabolizma hızı düşüyor. Her on yıl için bazal metabolizma hızında yüzde 2 azalma oluyor.

4 – Vücut ağırlığı: Kilonuz fazla ise vücut metabolizma hızı da göreceli olarak artıyor.

5 – Diyet: Yoyo diyeti tarzında inişli – çıkışlı ağır diyetler yapılması metabolizma hızını yüzde 30 oranında azaltıyor.

6 – Vücut ısısı: Vücut ısısının her 0.5 derece artışı, metabolizma hızını yüzde 7 artırıyor.

7 – Egzersiz: Sadece kalori yakılmasını sağlamıyor, aynı zamanda kasları da geliştirerek vücut metabolizma hızını artırıyor.

Düşük metabolizma hızının yarattığı kilolardan kurtulmanın en kolay yolu, düzenli egzersiz yapmak. Eğer daha az kilo almak istiyorsanız, daha çok egzersiz yapmalı ve daha çok yağsız kas kitlesine sahip olmalısınız. Yani, ortalama metabolik hızınızı artırarak daha fazla kalori yakmalısınız.

 
Erken Ergenlik ??
Hasta Bakicisi
Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Can’ın Form Sante Dergisi’nden Muhabir Funda Çatar ile yapılan röportajından alınmıştır. Sorular ve Haber Başlığı Gazeteci Muhabir Funda Çatar’a aittir.

ERGENLİK YAŞI 9, CİNSELLİK YAŞI 14’E DÜŞTÜ…

SORU -1 Son yıllarda ergenlik yaşının 9’a düştüğü söyleniyor.  Bu artışın altında yatan faktörler nelerdir?

2000 yılının başından beri ergenlik yaşının düştüğünü birçok hastada gözlemledik. Aslında bu eğilim son 20–30 yılda gelişti, ancak ülkemizdeki vaka sayısındaki artış son yıllarda en üst düzeye ulaştı. Ergenlik normalde kızlarda 8–13, erkeklerde 9–14 yaşları arasında başlar. Bu alt sınırlar ergenliğin ilk belirtilerinin açığa çıkma yaşlarıdır. Örneğin kızlarda meme başının büyümesi gibi. Ergenliğin tamamlanması 2 ile 6 yıl arasında bir süreyi kapsar. Bu süreç aileden aileye ve çocuktan çocuğa değişir. Ergenliğin başlaması ve bitmesi ortalama 5 yıl sürer. Erken ergenlik çok önemli hastalıkların habercisi olabilir. Erken ergenliğe sebep olan en sık tıbbi nedenler:

1-     Beyin tümörleri,

2-     Yumurtalıklarda veya böbrek üstü bezinde gelişen hormon salgılayan tümörlerdir.  

Beyin tümörleri hipofiz bezi dediğimiz beynin alt ucundaki bezi harekete geçirip ergenliği başlatabilir. Erkek çocuklarının testislerinden, kız çocuklarının yumurtalıklarından gelişen hormon salgılayan tümörler ergenliği erken başlatan nedenler arasındadır. Konjenital adrenal hiperplazi dediğimiz sendromda böbrek üstü bezinde hormon sentezi ile görevli enzimlerde genetik bir defekt vardır. Bu durum annesi babası akraba evliliği yapan çocuklarda sık görülür ve erken ergenliğe girişe neden olur. Böbrek üstü bezinde tümör veya ur gelişimi de erken ergenliğe girişi tetikleyebilir. Bu hastalıkların teşhisi bir pediatrik endokrinoloji uzmanının muayenesi ve kanda cinsel hormonların düzeyinin laboratuarda ölçümü ile konulur. Ancak bu tür tetikleyici tümörler sık değildir ve erken ergenliğe giren birçok çocukta tam bir neden tespit edilemez. Prematüre bebekler ve doğum kilosu normalden anlamlı olarak düşük olan bebekler erken ergenliğe giriş için risk altındadırlar. Çocukluk döneminde fazla kilo alan çocukların böbrek üstü bezi aşırı faaliyete geçer ve koltuk altı kıllaşmasını başlatır. Böbrek üstü bezi hipofiz bezini etkileyerek kızlarda overlerin erkeklerde testislerin çalışmasını başlatır. Bu durum erken ergenliğe girilmesine neden olur. Bir bebek doğuştan kilolu ise ve erken çocukluk çağını kilolu geçiriyorsa ileride bir ergenlik sorunu çıkma ihtimali fazla değildir. Ancak zayıf bir çocuğun hızlı ve kısa sürede kilo alması erken ergenliği başlatabilir.  

Bazı erken ergenlik vakaları genetik faktörlere bağlıdır. Geçmiş yıllara oranla çocuk beslenmesinin değişmesi, proteinli gıda tüketiminin artması ve tüm dünyada sosyoekonomik olarak zenginleşme, ergenlik yaşını düşürmüştür. Bu konu ile ilgili en dramatik örnek Japon genç kızlara aittir. Japonya’da 1955 yılında kızlar 16 yaşında ergenliğe giriyordu. 1995 yılında Japonya’da ergenlik yaşı 12’ye düşmüştür. 1955 yılında ortalama bir Japon vatandaşı yılda sadece 5 kg süt tüketirken, 1995 yılında 60 kg tüketmiştir. 1955 ve 1995 yılları karşılaştırıldığında Japon kızların kilosu 11 kg artmış, boyları 12 cm uzamıştır. Çocuklar ve gençler tüm dünyada eskisinden daha uzun boylu ve daha obez yetişiyorlar. Bu da ergenliğin erken başlamasına sebep oluyor. Ergenliğe girmenin biyolojik alt sınırı 9 yaştır. 9 yaşında veya daha önce ergenlik belirtilerini gösteren çocuklar endokrinoloji uzmanları tarafından tetkik edilmelidirler. Ancak ergenlik yaşının düşmesini tamamen çocukların iyi beslenmesine bağlayamayız. Çevresel faktörler, yani yediğimiz yemekte, yaşadığımız ortamda, kullandığımız eşyada vs bulunan hormon sistemini bozucu (İngilizce tabiri ile endocrine-distrupting chemicals) maddeler de erken ergenliğe girişten sorumludurlar. 

SORU 2:  Çocukların erken yaşta ergenliğe girmesinde hormonlu besinlerin etkisi var mı? Buna karşı nasıl bir önlem almalı?  

Endocrine-distrupting chemicals grubuna giren kimyasallar ve hormonlar erken ergenliği tetikleyebilirler. Endocrine-disrupting chemicals yani hormon sistemini bozucu kimyasallar hormonlu gıdaları, tarım ilaçlarını, DDT’yi ve plastik sanayinde kullanılan ürünleri kapsar. Hormonlu gıdalar insan sağlığını tehdit eden çağımızın gizli vebasıdır. Bu gıdalardaki hormon oranı aslında çok düşüktür. Bu yüzden normal kan verilen laboratuarlarda bu gıdaların hormon düzeyi ölçülemez. Ancak ileri derecede donanımlı ve kendini bu işe adamış uzman laboratuarlar bu ölçümleri yapabilirler. Hormonlu gıdalardaki hormon oranı çok düşük olduğundan on-yirmi defa yemek ile hiç bir sorun çıkmaz. Ancak bu gıdaların yıllar boyu tüketilmesi ile düşük düzeydeki hormon zamanla vücutta birikir. Vücudun neresinde birikir?  Cevap: Tabii ki yağ dokusunda. Bu yüzden fazla kilolu çocuklar hormonlu gıdalardan daha fazla etkilenirler. Özellikle tavuk eti, kırmızı et, süt, süt ürünleri, çilek, domates gibi ürünler zan altındadırlar. Hormonlu gıdaları analiz eden uzman laboratuarlarımız olmadığından olayın ispatı günlük hayatımızda imkânsızdır. Estrogen maddesi etlerdeki yağ oranını, etin yumuşaklığını ve etin hacmini arttırır. Et - tavuk yetiştirme çiftliklerinde ekonomik karlılığı arttırmak için hormonlar kullanılmaktadırlar. Ancak kullanılan bu hormonların ve özellikle estrogen türevlerinin uzun vadede çocuklar üzerine olumsuz etkisi vardır. Bu tip hormonlar erkek çocuklarında memelerde büyüme dediğimiz jinekomasti sorununa neden olurlar. Kız çocuklarında ise memelerde gelişme, kilo artışı, hızlı boy uzaması, irilik, erken adet görülmesi sorunlarına yol açarlar. Hormonlu gıdalara bireysel önlem almak zor bir işlemdir. Bu konu Tarım Bakanlığı nezdinde yönetmelikler, denetleme ve kurallara uymayanların cezalandırılması ve toplum önünde sergilenmesi ile çözülür. Bireysel alınacak önlem organik süt, organik yiyecek tüketmek, et açısından güvenilir olmayan yerlerden alışveriş yapmamaktır.  

          İnsan vücudunun dışarıdan alınan kimyasalları tarafsız hale getirme kapasitesi vardır. Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan araştırmalarda biberon, saklama kapları, plastik tabaklar gibi polikarbonat bileşiği içeren plastik mamullerin erken ergenliğe yol açtığı ileri sürülmüştür. Bu plastik kaplardaki kimyasallar yiyeceklere bulaşmış ve buradan çocukların sindirim sistemine geçmiştir. Bu polikarbonat türevi kimyasallar vücutta estrogen benzeri etki göstererek vücudun hormon dengesini bozarlar.  

SORU 3: Ergenlik yaşının düşmesi kızlarda mı, yoksa erkeklerde mi daha sık gözleniyor? Neden?  

Ergenlik yaşının düşmesi kızlarda erkeklere oranla daha fazla görülür. Doğumdan itibaren kız çocuklarının büyüme hızı erkeklerden daha fazladır. Erkek çocukları daha hareketli olduklarından daha zayıftırlar. Yağ dokusu androgeni östrojene çeviren ve hormonları birbirine dönüştüren enzimler içerir. Kız çocukları daha fazla yağ dokusuna sahip olduklarından vücutları daha fazla hormon depolama yeteneğine sahiptir. Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan bir araştırmada 17.000 kız çocuğunda ergenliğe giriş temposu ölçülmüştür. Sonuçlar oldukça dikkat çekici ve moral bozucudur. 3 yaşındaki çocukların % 1’inde memelerde büyüme ve/veya genital bölgede kıllanma başlangıcı tespit edilmiştir. 8 yaşındaki kızların % 14’ünde ergenlik belirtileri görülmüştür. Bu araştırma sonucunda Amerikan kızlarında meme gelişiminin ortalama 9,9 yaşında; genital bölgede kıllanmanın 10,5 yaşında; ilk âdetin 12,2 yaşında başladığı tespit edilmiştir. Bu güncel çalışmada tespit edilen ergenliğe giriş yaşı çocuk sağlığı ile ilgili pediatri kitaplarında yazanlardan 6 ay daha önce bulunmuştur. Kitaplarda yazan klasik bilgilere göre kız çocuklarının %1’i erken ergenliğe girmektedir. Ancak en son araştırmalar güncel rakamın % 14 olduğunu gösteriyor.

SORU 4: Erken ergenliğe giren çocuklar, hangi yaşta ne tür değişimler yaşıyorlar? (Örneğin göğüsler artık dokuz yaşında büyümeye başlıyor, 10 yaşında adet görülüyor vs… gibi detaylı yazarsanız sevinirim) Değişimleri, birkaç yıl öncesiyle kıyaslayabilirsek sevinirim…  

Örneğin bana başvuran Didem (gerçek ismi değil) adlı bir kız çocuğunda bu değişimler bir tiyatro temsilini andırıyordu ve dramatik idi. 10 yaşındaki bu kız çocuğu akşamları odasına girip Barbie bebekleri ile oynayıp onları süslemek istiyordu. Kronolojik yaşına uygun olarak 10 yaşındaki bir kız çocuğunun beynine sahip olan Didem’in dış görüntüsü ise çocuk doğurma yaşına gelmiş bir kadının ki ile aynı idi. 8 yaşında memeleri sert ve ağrılı hale gelip, büyümeye başlamıştı. 9 yaşında koltuk altı ve pubik kıl dediğimiz cinsel bölge kılları gelişmişti. 10,8 yaşında ilk âdetini görmüştü. Boyu 161 cm, ayakkabı numarası 36 idi. Çevresindekiler onun bir genç kız gibi davranmasını bekliyordu ancak o hala daha bebekleri ile oynamak istiyordu. Bu örnekte verdiğim hastamda olduğu gibi erken ergenlik çağına giren çocuklar tüm gelişim sürecini belli bir sıra ile ancak olması gereken yaşlardan 2–3 yıl erken geçirirler. 

          Son yıllarda bazı gazetelerde hormonların orkestra şefi diye tiroit bezinden bahsedildiğini görüyorum. Nükleer tıp uzmanlarının verdiği bu bilgi yanlıştır. Hormonların orkestra şefi tiroit değil hipofiz bezidir. Beyin ile ilişkili olan hipotalamus bölgesinden salgılanan GnRH hormonu hipofizi harekete geçirir. Hipofizden salgılanan LH hormonu genç kızların yumurtalıklardan estrogen ve progesteron salgısını başlatır. Yine hipofizden salgılanan FSH överlere yumurtlamayı emreder. Böylece ilk adet görülür. Bu arada boy büyümesi de tamamlanır. Kızlarda ergenliğin ilk belirtilerinden biri kemik gelişimi ve boy büyümesidir. Sekonder seks karakterleri anlamında ergenliğin ilk belirtisi meme büyümesidir. 10’lu yaşlarda koltuk altında kıllanma ve pubik kıllanma başlar. 11’li yaşlarda vulva dediğimiz vajina dudakları büyür, rengi koyulaşır. Bu sırada iç genital organlar dediğimiz tüpler ve rahim genişler. Kız çocuklarında rahim gövdesi ufak, servis denilen rahim boynu göreceli olarak daha uzundur. Artan estrogen etkisi ile rahim gövdesi büyür, hamileliğe hazır hale gelir. 10 yaşında erken ergenliğe giren bir kız çocuğu cinsel ilişkiye girerse hamile kalabilir.  

          Mesleki kariyerimin başlangıcında yani bundan on yıl önceki gözlemlerimde kız çocuklarının memeleri 10–11 yaşlarında gelişmeye başlıyor, 12 yaşında genital kıllar çıkıyor ve 13–15 yaşlarında adet oluyorlar idi  

SORU: 5 Çocukların daha erken yaşta ergenlik dönemine girmesi ne tür sakıncaları beraberinde getirebilir?  

          Çocukların erken ergenliğe girmesinin en büyük sakıncası boylarının kısa kalmasıdır. Kemikler büyüme kıkırdağı denilen noktalardan büyürler. Büyüme kıkırdakları kemiklerin uçlarında bulunur. Ergenlik çağının sonunda kızlarda salgılanan kadınlık hormonu estrogen ve erkeklerde salgılanan erkeklik hormonu testosteron büyüme kıkırdaklarını kapatır. Büyüme kıkırdağı kapanınca boy büyümesi durur. Erken ergenlik büyüme kıkırdaklarını zamanından önce kapatarak çocukların boy büyüme potansiyelini bitirir. Bu durumu önlemek için hipofiz bezine etkili ergenliği durdurucu ilaçları kullanıyoruz. Bu ilaçlar ergenliği geçici bir süre için durduruyor.  Bunlara ek olarak yaptığımız kalsiyum ve vitamin takviyeleri ile boy büyümesini maksimum düzeye çıkartıyoruz. Tiroit bezinin yavaş çalıştığı çocuklarda tiroit hapı tedavisi boy büyümesini arttırır. Tiroit tembelliği olan çocuklar mutlaka endokrinoloji uzmanına başvurmalıdırlar.

          Erken ergenlik çocuk psikolojisini derinden etkiler. Erken gelişen bir çocuğu genç kız gibi gören yaşça büyük ergenler ve yetişkinler onu bir seks objesi yerine koyabilirler ve kötü amaçlarına alet edebilirler. Erken serpilen çocukların daha gösterişli durması bu duruma yol açabilir. Erken ergenliğe giren çocukların okul başarılarının daha kötü olduğu tespit edilmiştir. 11 yaşından önce ilk âdetini gören kızlar 15–16 yaşlarına girdiklerinde daha kural tanımaz, daha kendi başlarına buyruk olurlar. Avrupa’da yapılan araştırmalarda erken ergenlik çağına giren çocukların ilk cinsel deneyimlerini daha erken yaşlarda yaşadıkları görülmüştür. Aynı çocuklar 27 yaşlarında takip edildiğinde eğitim hayatlarının ve akademik başarılarının oldukça kötü olduğu müşahede edilmiştir. Aynı kişiler 43 yaşında incelendiğinde ise daha kısa boylu ve kilolu oldukları bulunmuş, zayıflamak için diyetisyenden diyetisyene dolaşan çaresiz insanlar grubundan oldukları anlaşılmıştır. Görüldüğü gibi erken ergenliğe girmek çocukları sadece kısa boylu yapmak ile etkilemiyor, tüm hayatlarının akışını orta yaşlara kadar karartabiliyor. Erken ergenliğe giren erkek çocuklarda ise anti sosyal davranış bozuklukları ve eğitimini tamamlayamama sorunları tespit edilmiştir. 

SORU 6: Yurtdışında veya ülkemizde erken yaşta ergenlikle ilgili araştırmalar varsa, yazmanızı rica ediyorum…  

          Hollanda’da yaşayan Türk çocuklarının ergenlik gelişimini belgeleyen ve 2005 yılında basılan çok yeni bir araştırma var. 0–20 yaş arasındaki 2904 Türk’ün değerlendirildiği bu araştırmada Türk kızlarda ilk âdetin ortalama 12,8 yaşında gerçekleştiği ve Türk kızlarının aynı çevrede yaşayan Hollandalı kızlara göre 5 ay daha önce ergenlik basamaklarını tırmandığı tespit edilmiştir. Türk çocukları aynı yaştaki Hollandalı çocuklara göre daha kilolu ve daha kısa boylu bulunmuştur. Ergenlik çağı sonunda Türk erkek çocuklarının boy ortalaması 174 cm, Türk kız çocuklarının boy ortalaması 160 cm olarak bulunmuştur. Çalışmayı yapan Dr. Fredriks Türk çocuklarının büyüme eğrilerinin Avrupalılara göre hazırlanmış grafiklerden değil Türk çocuklarına özgü grafiklerden hesaplanması gerektiğini söylemiştir. 

          Türkiye’de Harran Üniversitesinde yapılan bir araştırma kemik yaşının Türk çocuklarında doğru hesaplanamadığını ortaya koymuştur. Kemik yaşı için çekilen filmler bir atlasa bakarak değerlendirilir ve kemik yaşı tayin edilir. Bu atlas Amerika Birleşik Devletlerinde 1917 ve 1942 yılları arasında doğan çocukların kemik filmleri çekilerek oluşturulan ve uzun yıllardan beri tüm dünyada kullanılan meşhur bir atlastır. Türk araştırmacılar yaşları 7 ile 17 arasında olan 225 sağlıklı erkek çocuğun röntgen filmlerini bugün halen Türkiye’de de kullanılan meşhur Amerikan kemik yaşı atlasına göre irdelemiştir. Yapılan karşılaştırma sonucunda Amerikan kemik yaşı atlasının 7–13 yaşları arasındaki Türk erkek çocuklarında kemik yaşını yarım yıl geri gösterdiği tespit edilmiştir. Türk çocuklarının ergenliğe giriş temposunun Amerikan çocuklarından farklı olduğu düşünülmüş ve erken gelişim gösteren çocukların değerlendirilmesinde bu farklılığın hesaba katılması gerektiği bildirilmiştir.  

          Başka bir çalışmada erkek çocukların ergenlik gelişimi araştırılmıştır. Türk erkek çocuklarında ergenliğin ilk belirtilerinin 11,6 yaşında genital organlarda esmerleşme ve büyüme ile başladığı ve 12,2 yaşında pubik kıllanmanın başladığı bulunmuştur. Genital gelişme ve pubik kıllanma ortalama 15,7 yaşında tamamlanmıştır. Penis ve testislerin çocuk görünümünden erişkin şekle geçiş süresi 4,2 yıl; pubik kıllanmanın tamamlanması 3,6 yıl sürmüştür. Bu süre erkek çocuklarda en fazla boy büyümesinin olduğu dönemdir. 

          Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan bir araştırmada ergenliğe erken giren 24 kızın kan kolesterol düzeyleri ve tansiyonları normal çocuklardan çok daha yüksek bulunmuştur. Bu çocukların ileri yaşlarda kalp hastalığı tehlikesinde oldukları görülerek, bir endokrinoloji uzmanına muayene olmaları ve kalp sağlığını koruyucu tedbirleri almaları önerilmiştir. 

          Belçika’da yapılan bir çalışmada Hindistan ve Kolombiya gibi üçüncü dünya ülkelerinden göç eden çocuklarda erken gelişme riskinin 80 kat daha fazla olduğu bulunmuştur. Bu çocukların %75’inin kanında DDT seviyesi yüksek bulunmuştur. Böcek öldürücü olarak kullanılan DDT yiyeceklere bulaşarak insan vücuduna giriyor. Vücuttaki enzimler DDT’yi DDE adlı östrojene benzer etki gösteren bir maddeye çeviriyor. Böylece DDE maddesinin etkisiyle ergenlik erken yaşta başlayabiliyor. Belçika’da doğup büyüyen çocukların kanında DDT yoktur, çünkü Avrupa ve Amerika DDT’nin hem hormonları bozduğunu hem de kansere yol açtığını 20 yıl önce keşif ederek kendi ülkelerinde yasaklamışlardır. Ancak az gelişmiş ülkelerde DDT kullanımı halen daha sürmektedir ve tarımsal ihracatın serbest bırakılması durumunda birçok ülkede DDT önemli sağlık sorunlarına yol açabilir. 20 yıl önce ABD’de yapılan bir çalışmada emziren kadınların kan ve sütünde DDT seviyesi ölçülmüştür. 600 kişi üzerinde yürütülen bu çalışmada kanında ve sütünde yüksek oranda DDT bulunan annelerin kız çocuklarının diğerlerine göre ergenliğe 11 ay önce girdikleri tespit edilmiştir. Sonuçta ABD’de ve Avrupa’da çok uzun zaman önce DDT yasaklanmıştır. 

SORU 7: Erken ergenlikte nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz? 

Erken ergenliğin tedavisinde ergenliği ve hormonları durdurucu tedavi uygulanır. Ben sadece erken ergenlik teşhisi, gerekli kan ve hormon testlerinin yapılması aşamasında devreye giriyorum ve bana başvuran çocukların erken ergenliğe girip girmediğini tespit ediyorum. Erişkinlere (büyüklere) yönelik endokrinoloji uzmanı olduğum için böyle ergenlik durdurucu tedavi gerektiğinde hastalarımı pediatrik (çocuk) endokrinoloji uzmanına sevk ediyorum, bu tedaviyi kendim uygulamıyorum.

 
Testosteron ve östrojen hakkında
Hasta Bakicisi

Testosteron ve östrojen hakkında bilgi verebilir misiniz?

Testosteron erkeklik hormonu, östrojen ise kadınlık hormonudur. Östrojen ve testosteron steroid grubu hormonlardır. Vücutta ön maddeleri kolesteroldür. Yumurtalıklar ve böbrek üstü bezleri kolesterolü enzimlerle dönüştürerek testosteron ve östrojeni üretirler. Testosteron ve östrojen insan vücudu tarafından üretilebileceği gibi laboratuar koşullarında sentetik olarak da üretilebilinir. Doğada hiçbir şey siyah ve beyaz kadar net ayrılmadığı gibi cinsiyet hormonları da birbirlerinin tam zıttı değildirler. Testosteron ve östrojen sex hormonları dediğimiz geniş bir hormon grubu içerisinde yer alırlar. Erkek tipi yani androjen hormonları testosteron, dihidrotestosteron, androstenedion, 17 alfahidroksiprogesteron ve dehidroepiandrosteronu (kısaltılmışı DHEA) kapsar. Kadın tipi yani östrojen hormonları estradiol, estriol, estron ve türevlerini kapsar. Hem androjenler hemde östrojenler hem erkeklerin hem de kadınların vücudunda bulunurlar ve bunlara sex hormonları denilir. Ancak erkek ve kadınlarda gerek östrojenlerin gerekse androjenlerin miktarları birbirlerinden çok farklıdır. Erkeklik hormonu testosteron erkeklerde yüksek miktarlarda kadınlarda ise düşük miktarlarda salgılanır. Tam tersi olarak erkeklerde de kadınlık hormonu östrojen çok düşük düzeylerde salgılanır. Bu normalde görülen düşük salgılanma düzeylerinde bir hastalık neticesinde artma gerçekleşirse ortaya hormon dengesizlikleri çıkar. Sex hormonlarının %80’i yumurtalıklardan, %20’si ise böbrek üstü bezlerinden salgılanır. Sex hormonları bireyin penis veya vaginasının görüntü, renk ve büyüklüğü gibi cinsel organların şeklini, meme gelişimi gibi ikincil seks karakterlerini; boy büyümesi ve vücutta yağ miktarı ve yağın kalçalara dağılıp dağılmaması gibi cinsellik dışı etkileri gerçekleştirirler. Cinsel organların dış görünüşü yanında testosteron ve östrojenler daha biz dünyaya gelmeden anne karnında beyin üzerine çalışarak iz bırakırlar, böylece bebek ve çocukların ileri yaşamlarında cinsel kimliklerinin gelişmesinde rol oynarlar. Cinsel kimlik erkek çocuğunun daha bebek ve çocukken kendisini erkek olarak tanımlayıp, erkek oyuncakları ile oynaması, erkek arkadaşları tercih etmesi, kız çocuklarından farklı olduğunu bilmesidir. Kız çocukları da östrojenin anne karnında ve erken çocukluk döneminde yaptığı etki ile kendilerinin kız olduklarını çocukluktan itibaren bilmektedirler. Testosteron veya östrojende yani seks hormonlarında gerek doğuştan gelebilecek gerekse sonradan başlayacak bir problem bireyin ileri hayatını yönlendirerek, karşı cinsle ilişkilerini çıkmaza sokabilecek aksaklıklara ve kendisini hiç yaşamak istemediği duyguların içinde bulmasına yol açar. Testosteron ve östrojende bir sorun varsa bundan beyniniz yani içinde bulunduğunuz ruh hali ve zekanız direk olarak etkilenir.


Östrojen ve testosteron kadın sağlığı açısından neden önemli?

Vücutta hormonlar ahenk içinde çalışır. Kadınlarda cinsel hormonların salgısı oldukça karışıktır. Bebeklik ve çocukluk çağında östrojenin fizyolojik bir rolü yoktur. Salgılanıp salgılanmaması çocukluk çağında sağlık için önemli değildir. Yani çocuğunuzda doğuştan gelen bir östrojen sorunu varsa bunu anlamanız imkansız gibidir. Tek anormal durum boy kısalığı olabilir. Ergenlik çağında vücudun orkestra şefi dediğimiz hipofiz bezinden salgılanan FSH ve LH hormonları genç kızlarda yumurtalıkları uyararak östrojen salgısını başlatır. Genç kızlarda boy büyümesi erkeklere nazaran ergenliğin başında başlar, hızlı olur ve daha çabuk biter. Östrojenin etkisi ile genital bölgede kıllanma, kalça bölgesinde yağlanma, memelerde büyüme, meme başının renginde koyulaşma ve gelişme görülür. Vücut hatları yuvarlaklaşır, meme ve kalçalar dolgunlaşır. Yumurtalıkların hacmi artar, rahim iç ve dıştan kalınlaşır, vagina boy olarak uzar ve içindeki hücreler kayganlığı sağlayan mukus maddesini salgılar. Kadınlarda ergenliğin son noktası olarak adet kanaması gerçekleşir ve bununla beraber boy büyümesi durur. Genital organlar çocuk formundan çıkar, cinsel birleşmeye uygun hale gelir. Östrojen kadın psikolojisi üzerine son derece etkilidir. Beyine etki ederek özellikle geometrik zekanın gelişimine, aşk tutkunluğunun, sevecen duyguların ve ana rolunün gelişmine katkıda bulunur. Östrojen sayesinde kadınlar sevgiyi önemserler, agresif davranışlar sergilemezler, içgüdüsel olarak sakin ve huzurlu hayatı ararlar. Östrojen progesteron dediğimiz diğer bir hormonla harmoni içinde çalışır. Adetin ilk iki haftasında östrojen salgılanıp, rahmi büyütür ve yumurtanın rahme düşmesinde rol oynar. Adet döneminin son iki haftasında progesteron salgılanarak rahim salgılarını arttırır, eğer bu dönemde hamilelik gerçekleşirse progesteron rahmi hamileliğe hazırlar, gebelik oluşmaz ise progesteron adet kanaması oluşmasına yol açar. Kadınlığın vazgeçilmez hormonu östrojen yanında erkeklik hormonu testosteron da kadın sağlığında önemlidir. Genç kızlarda testosteron böbrek üstü bezinden salgılanarak ergenlik döneminde koltuk altı bölgesi ve apış arasında kıllanma olayını başlatır. Boy büyümesinin tamamalanmasına yardımcı olur. Kadınlarda düşük oranda salgılanan testosteron kadınlarda şehvet duygusunun oluşmasında, kadının cinsel isteğinin artışında rol oynar. Testosteronun kadında normal seviyelerde olması kadınların sekste doyuma ulaşması için önemlidir.

Testosteron ve östrojen erkek sağlığı açısından neden önemli?

Testosterone erkeklerde testis dediğimiz yumurtalıklardan salgılanır. Erkeklerde 46XY kromozom tipi vardır. Erkekteki Y kromozomu testislerin gelişimini sağlar. Y kromozomunda genetik bir bozukluk varsa testis doğal olarak gelişemez, erkeklik hormonu salgılanamaz ve doğacak çocuk çift cinsiyetli olur. Y kromozomu, testis ve testosteron üçgeni erkek cinsel kimliği ve rolünün temelini oluşturur. Testislerin bebeklik çağında bir önemi yoktur, o dönemde uykudadırlar ve faaliyet göstermezler. Ancak bebeklerin testislerine dıştan kaza sonucu bir darbe gelmesi veya ateşli hastalık sonucu tahribat olması ileride kısırlığa sebep olabilir. Ergenlik çağında beynin altındaki hipofiz bezinden salgılanan FSH ve LH hormonlarının uyarması ile genç erkeğin testisleri uyanır, toy delikanlı erkekleşmeye başlar. Cinsel belirtilerin gelişmesi ile beraber testosteron kemik dokuya etki ederek boy uzamasına neden olur. Alından saç dökülmesi başlar. Ses kalınlaşır. Yüzde sivilceler çıkmaya başlar. Kemikler enine kalınlaşır, boyuna büyür. Cilt kalınlaşır ve yağlanır. Önce genital bölge, ardından koltuk altları ve sonra tüm vücutta kıllanmalar olur. Sakal ve bıyıklar çıkmaya başlar, ter bezleri sayı ve hacimce büyür. Tesislerin rengi koyulaşır, boyu büyür. Penis boyu artar ve sertleşme fonksiyonu kazanır. Testislerde meni oluşmaya başlar. Genç delikanlı cinsel doyuma ulaşma ve cinsel birlikteliği gerçekleştirme kapasitesini kazanır. Sperm sayısı artar, sperm en kaliteli halini alır. Testosteron kasları geliştirir, fiziksel gücü maksimuma ulaştırır. Artık toy delikanlı büyümüş bir kadını hamile bırakma kapasitesine ulaşmıştır. Bu ergenlik çağının sonudur. Testosteron erkeklerde matematik zekanın ilerlemesinde rol oynar, beyne etki ederek erkeklerde rekabet ve yarışma duygusunu arttırır. Testosteron erkekleri daha agresif hale sokar. Burada kasıt edilen agresivite ile sadece kavga dövüşe yatkınlık değil; başarı, para, ün kazanma hırsı ve işkolik halde yaşamadır. Erkeklerde östrojenin bu noktada kader vtayin ettirici rolu vardır. Erkeklerde östrojen kişinin daha sakin ve toplumsal yaşama daha uyumlu olmasını sağlar. Östrojen düzeyi yeterli ise erkeklerde doğal olarak bulunan matematik zeka östrojenin etkilediği geometrik ve duygusal zeka ile birleşerek erkeğin iş hayatında veya akademik hayatta üstün başarı sağlamasına neden olur.


Östrojen ve testosteronun eksikliği ve fazlalığı, her iki cinsiyet üzerinde ne tür sorunlara yol açıyor.

Kadınlarda östrojen fazlalığı en sık yumurtalık faaliyetlerinin bozulması sonucu gelişir. Polikistik over hastalığı dediğimiz sendromda düzenli aylık yumurtlama yoktur ve kısırlık vardır. Overler östrojeni fazla salgılarsa armut tipi şişmanlık başlar, yani kalçalarda yağ birikir, sellülitlerde patlama olur. Kalça ve bacakları kalın orantısız bir vücut açığa çıkar. Fazla östrojenin en kötü sonucu kanser hücrelerini uyarmasıdır. Östrojen hap olarak alınsa da vücut kendi kendine aşırı salgılama yapsa da fazlası kanseri tetikleyebilir. Östrojen dğzeyinin kanda yüksek olması rahim ve meme kanseri için direk bir risk faktörüdür. Burada püf noktası yağ dokusunun erkeklik hormonlarını kadınlık hormonlarına çevirme kapasitesine sahip olmasıdır. Östrojen fazlalığı yağ dokusunun miktarını arttırır. Artan yağ dokusunda daha fazla testosteron östrojene çevrilir, bu da yağ dokusu miktarını daha da artırır. Sonuçta bir kısır döngü oluşur. Daha fazla östrojen daha fazla yağ; bu da yine daha fazla östrojen demektir. Sonuçta hücreler uyarılır ve vücutta kadınlık organlarında kanser gelişimi başlayabilir. Östrojen fazlalığı vücudun su ve tuz tutmasına neden olur. Yüz yuvarlaklaşır, el ve ayaklarda şişlik ve ödem gelişir. Östrojen fazlalığı bacak damarlarının tıkanmasına, akciğere pıhtı kaçmasına, safra kesesinde taş oluşmasına ve tansiyonda bir iki puanlık artışa sebep olabilir. Ergenlik çağında hormonlar yerine otururken testosteronun dengesizliği fizyolojik olarak görülen doğal bir olaydır. Ancak 20’li yaşlardan itibaren testosteron fazlalığı bir endokrinoloji ve metabolizma uzmanının muayenesini gerektirecek anormalliklere neden olur. Testosteron fazlalığının ilk belirtileri yüzde sivilceler çıkması, her iki meme arasında, göbekte, kalça üzerinde ve bacakların üst kısmında sert, siyah ve kalın kılların çıkmasıdır. Hormon problemleri nedeni ile gelişen kıllarda devamlı hormon uyarısı olduğundan epilasyon iyi sonuç vermez. Epilasyon devamlı hormon uyarısı devam ettiği için başarısız olur. Öncelikle testosteron artışının bir endokrinoloji uzmanınca tedavisi gereklidir. Testosteron fazlalığı adet düzensizliğine, kısırlığa ve adetten aşırı kan kaybına neden olur. Testosteronun ileri derecede yükselmesi kadınlarda sesin kalınlaşmasına, vücudun kaslı, yüz hatlarının sert görünmesine neden olur. Testosteron daha da artarsa kadınların saçı dökülür, klitoriste büyüme ve vaginada daralma meydana gelir. Testosteronun yüksek olması bir kadını lezbiyen yapmaz, homoseksüellik bir psikolojik sapmadır.

Kadınlarda östrojen azlığı memelerde küçülme, vaginada kuruluk, cinsel ilişki esnasında ağrı, cillte kırışıklık, saç dökülmesi, vaginada sarkma, cinsel isteksizlik ve cinsel ilişkiden zevk almama sonuçlarını doğurur. Östrojen azalırsa kadın erken menopoza girebilir, bu durumda sıcak basmaları, terleme atakları ve psikolojik dengesizlikler görülür.

Erkeklerde östrojen fazlalığı kas kitlesinin azalmasına, vucüt konturlarının deforme olmasına, memelerin büyümesine, vücut kıllarının incelip azalmasına, sesin incelmesine, testislerin küçülmesine, cinsel isteksizlik ve iktidarsızlığın başlamasına neden olur. Östrojenin fazlalığı erkeklerde göbek ve kalçanın büyümesine, bacakların bir kütük gibi genişlemesine ve lenfödem gelişimine neden olur. Östrojeni fazla olan erkekler daha sevecen, sakin ve anlayışlı olur. Östrojeni yüksek olan olan erkeklerin cilt rengi bembeyaz olabilir. Transseksüeller kadın görünümüne sahip olabilmek için östrojeni kokteyl halinde hem hap hem de iğne yoluyla belli bir şemaya göre yaptırmaktadırlar ve bu durum erkekte östrojenin neleri değiştirebileceğinin en uç noktasını oluşturur.

Erkeklerde testosteron fazlalığı erkeği aşırı agresif, seks düşkünü, kavgacı, hırçın ve uyumsuz yapar. Bazı antisosyal kişilik bozukluğu olan yani şiddetten zevk alan, kavga çıkarmaya meyilli, gerek potansiyel gerekse sabıkalı suçlularda testosteron düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. Testosteron yüksekliği erkeklerde kellik yapar. Testosteronun yükselmesi kanda kötü kolesterolü yükseltir, koruyucu kolesterol HDL’yi düşürür, kalp büyümesine neden olarak hem kalp damarlarında tıkanma ve infarktüse hem de kalp yetmezliğne neden olur. Testosteron yükselmesi damar sertliğini arttırır. Felç, bacak damarlarında tıkanma ve kalp krizine zemin hazırlar. Testosteron fazlalığı yaşlı erkeklerde prostatın büyümesine neden olur, bu da idrar yaparken mesanenin tam boşalamamasına, zor idrar yapmaya, idrar yaparken yanmaya neden olur. Testosteron yükselmesi devam ederse prostat kanseri de gelişebilir.

Testosteron eksikliği erkek dış genital organlarının yani penis ve testisin boyunun küçülmesine, peniste cinsel ilişki esnasında sertleşme sorunu olmasına, sperm sayısının azalmasına ve kısırlığa neden olur. Testosteron eksikliği ergenlik çağında başlarsa boy kısalığı gelişir. Testosteron eksikliği olan erkekler kadınlarla sevişme isteği duymazlar, cinsel ilişkiye başlamada zorluk çekerler. Ancak testosteronun düşmesi erkeği eşcinsel yapmaz.

Bu hormonların değerleri, doğuştan ya da sonradan neden azalıyor ya da yükseliyor? Hangi faktörler etkili oluyor.

Kadınlarda doğuştan östrojen azlığı Turner Sendromu adı verilen boy kısalığı, kısırlık, adet görememe ve bazende zeka geriliği ile seyreden hastalıkta görülür. Bu nadir doğumsal bir hastalıktır. Kadında doğuştan östrojen fazlalığı olan bir hastalık yoktur. Kadında doğuştan erkeklik hormonunun fazla olması konjenital adrenal hiperplazi denilen durumda olur. Kız bebeğinde daha d oğumda klitoris büyümüştür ve penis şeklini almıştır, vagina dardır ve çift cinsiyetlilik bulunur. Akraba evliliği neticesinde ülkemizde bu nadir hastalık sıklıkla görülebilmektedir.

Erkeklerde doğuştan testosteron azalması Klinefelter sendromu adı verilen kromozom bozukluğunda ve Kallman Sendromu adı verilen hormonların orkestra şefi hipofiz bezinin tam çalışamadığı durumlarda görülür. Bu hastalıkların kesin nedeni tam bilinememektedir. Doğuştan testosteron fazlalığı Y kromozom fazlalığında görülebilinir. Örneğin normal bir erkeğin kromozom yapısı 46 XY’dir. Doğuştan gelen ve nedeni tam çözülemeyen bir anormallik neticesinde bebeğin kromozomları 47 XYY olursa yani iki erkeklik kromozomu YY bulunursa ilerki yaşlarda testosteron fazlalığı ve antisosyal kişilik bozukluğu gelişebilir. Erkek çocuklarında doğuştan östrojen fazlalığı çift cinsiyetlilik durumunda görülür, burada testosteron sentez ve metabolizmasında görev alan enzimlerde doğuştan bir eksiklik söz konusudur.

Doğuştan gelen hormon dengesizlikleri nadir görülen hastalıklardır, sık olanlar yetişkin çağında görülen hormon dengesizlikleridir. Bunların binbir çeşidi vardır ve hepsini anlatmak için yüzlerce sayfalık kitap yazmak gerekir. Ancak bir endokrinoloji uzmanı olarak her gün karşımıza çıkanlardan bahsetmekte fayda var. Yağ dokusu fazlalığı vücutta hormon dengesizliği yapan baş sebeplerdendir. Yağ dokusu erkeklik hormonu testosteronu kadınlık hormonu östojene dönüştüren aromataz hormon sistemine sahiptir. Şişman kadınlarda fazla östrojen adet düzenini bozar, yumurtlamayı engeller ve kısırlığa neden olur. Östogen daha fazla yağ dokusu sentezine sebep olarak obeziteyi daha da arttırır. Şişman erkeklerde de kadınlık hormonu düzeyi artar. Morbid obez dediğimiz ileri derecede kilolu erkeklerde kadınlık hormonu artışına bağlı memelerde büyüme, iktidarsızlık ve kısırlık gelişir. Erkek psikolojisi olumsuz etkilenir. Kadınlık hormonu yüksek erkeklerde dış olaylardan çabuk etkilenme ve en ufak problem karşısında çözüm üretememe sonucunda obsesyon veya depresyon sorunlarına rastlanılır.

Hormon dengesizliğinde en sık ikinci neden yanlış veya bilinçsiz tedavilerdir. Zayıflıktan şikayet eden kadınlara verilen kilo arttırıcı anabolizan ilaç ve iğneler erkeklik hormonu içermektedirler ve hiçbir şekilde kullanılmamalıdırlar. İçeriği bilinmeyen ve Tarım Bakanlığından onaylı vitaminler veya katkı maddeleri erkeklik hormonu testosteron içerebilirler ve kullanılmamalıdırlar. Bazı eski model doğum kontrol haplarında bulunan bileşimler testosteron etkisi yaratabilerek kıllanmaya neden olabilirler, günümüzde bunları hastalarına yazan hekim neredeyse kalmamıştır. Ancak bilinçsiz bir doğum kontrol hapı tavsiyesi hayatınızı alt üst edebilir. Kadınların başına gelebilecek en kötü olay erkeklik hormonu testosteronu bilinçsiz veya yanlış tedavi sonucu almaktır. Meme kanseri ve endometriosis hastalıklarında kadınlarda erkeklik hormonu onkolog veya jinekolog tarafından kontrollü bir şekilde verilebilinir.

Polikistik over hastalığı denilen adet düzensizliği, kıllanma, kilo artışı ve diyabete yatkınlık ile seyreden hastalıkta östrojen hormonu fazla salgılanır. Kadın sağlığı için östrojen ve progesteronun bir harmoni içinde salgılanması gerekir. Östrojenin fazla salgılanması kadını daha da kadınlaştırmaz, tam tersi yumurtlama için gereken ahenk bozulduğundan kısırlık ve beraberindeki sorunlar açığa çıkar. Polikistik over hastalığında yumurtalıklar üzerinde toplu iğne başından 1 santimetreye kadar büyüklükte birçok kist gelişir. Pankreastan salgılanan insülin hormonuna yağ hücrelerinde direnç vardır ve kan şekeri bir inip çıkarak dengesiz seyerder. Kan şekerini dengelemek isteyen hasta daha fazla kilo alarak metabolizmasını ve hormon dengesini iyice bozar. Erken menopoz veya ameliyat ile yumurtalıkların alınması östrojenin ani azalmasına en iyi örnekleri teşkil ederler.

Yetişkin erkeklerde testosteron seviyesinin düşmesi en sık testis travması, testislerin virütik infeksiyonu, testis iltahabı ve testis kanseri sonucu testislerin ameliyatla çıkarılması sonucu gelişir. Hastalarda iktidarsızlık, kısırlık, kendini miskin, tembel ve işe yaramaz hissetme görülür. Prostat kanseri vakalarında onkologlar kanser hücrelerinin yayılmasını önlemek için bilinçli olarak testosteron düzeyini düşürürler. Yetişkin erkeklerde testosteron fazlalığı en sık doping yapan sporcularda görülür. Anti-aging uygulamalarında yaşlı erkeklere testosteron takviyesi yapılabilmektedir. Erkeklerde kadınlık hormonunun azaldığı ve bunun önemli belirtilere sebep olduğu sık görülen bir hastalık yoktur. Erkeklerde kadınlık hormonu fazlalığı böbrek üstü bezi kanseri veya yumurtalık kanseri gibi ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Ancak sıklıkla görülen sebep ilaç yan etkileridir. Mide ilaçları, tansiyon ilaçları, kolesterol düşürücü ilaçlar ve bazı kalp ilaçları bazı erkeklerde ters tepkimeye girerek kadınlık hormonunu arttırır, bu da memelerde büyümeye neden olur. Bu gibi durumlarda hormon hastalıkları konusunda uzmanlaşmış bir endokrinoloji doktoruna başvurarak probleminizi çözmeniz mümkün olacaktır. Hormonlar erkeklere hiç farkında olmadan bulaşabilir. Örneğin menopozdaki kadınlar cinsel organlarındaki kuruluğu gidermek için östrojen içeren kremler kullanırlar. Bu tür kremleri kullanan kadınlarla cinsel temasa giren erkeklerin gerek penisine gerek sürtünme nedeni ile vücutlarına östrojen kremi bulaşır. Bu durum süreklilik arz ederse bu erkeklerde temas nedeniyle östrojen düzeyleri artar. Karı ve kocanın ilaçlarını dikkatsizlikle yanlış kutulara koymaları sonucunda birbirlerinin hormon takviyelerini kullandıkları da tıp literatürüne geçmiştir.


Her iki hormonun eksikliği ya da fazlalığı, kadın ile erkek üzerinde ne tür belirtiler veriyor?

Kadında erkeklik hormonu testosteron fazlalığı
a) Adet düzensizliği
b) İstenmeyen bölgelerde kıllanma
c) Sivilce
d) Saç dökülmesi
e) Ciltte yağlanma
f)  Ses kalınlaşması
g) Göbek bölgesinde yağlanma
h) Kısırlık
i) Takıntılı, hırçın ruh hali

Kadında erkeklik hormonu testosteron azlığı
a) Koltuk altı ve genital bölge kıllarında dökülme
b) Cinsel isteksizlik
c) Cinsel ilişkiden zevk almama
d) Kasların hacim ve güç olarak azalması
e) Ciltte erken yaşlanma belirtileri

Erkekte kadınlık hormonu östrojen fazlalığı
a) Memelerde büyüme
b) Kalçada yağ toplanması ve kilo artışı
c) Sperm sayısının azalması ve kısırlık
d) Meme kanserine meyil
e) Kadınlarla cinsel ilişki kurmada zorluk
f) Bacaklarda kalınlaşma

Erkekte kadınlık hormonu östrojen azlığı
a) Prostat problemleri
b) Geometrik zekada azalma
c) Ciltte kırışıklıklar ve erken yaşlanma
d) İyi kolesterol HDL düşüklüğü
e) Kötü kolesterol LDL yükselmesi

Hormonların normal seviyelerine ulaşması için ne tür bir tedavi yöntemi izleniyor? Tedaviden başarılı sonuç alınabiliyor mu?

Hormon dengesizliği doğuştan geliyorsa çift cinsiyetlilik hastalığı vardır. Bunun düzeltilmesi öncelikle cerrahi ve kozmetik girişimleri, psikolojik terapiyi, aile terapisini ve hormon tedavisini gerektirir.

Erişkin çağda ortaya çıkan durumlarda öncelikle durumun bilinçsiz bir şekilde yapılan hormon tedavisinden veya yanlış ilaç kullanımı neticesinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir durumda sebep olan ilaç kesilir. Ancak anabolik steroidler ve doping ilaçları kesildikten sonra dahi vücutta kalıcı değişiklikler yapabilmekte, psikolojik rahatsızlıklar, kalıcı kıllanma ve kalıcı şişmanlığa sebep olabilmektedirler. İkinci nokta hormon dengesizliğinin obeziteden kaynaklanıp kaynaklanmadığının tesbitidir. Kilo verme tedavisi bu durumda işe yarar, obezite ve şeker ilaçları faydalı olur. Bu basit sorunlar yoksa daha karmaşık problemler bulunabilir. Bu noktada zincir bir yerden kırılmalıdır. Değerlendirme bir endokrinoloji uzmanı tarafından veya hasta kadınsa jinekoloji uzmanı tarafından yapılmalıdır. Son yıllarda cinsel isteksizliği olan kadınlara düşük doz testosteron tedavisi yapılması gündeme gelmiştir. Ayrıca anti-aging uygulamalarında azalan böbrek üstü bezi ve sex hormonlarının takviyesi yapılmaktadır. Her iki metodda doğru ellerde yapıldığında başarılı sonuç vermektedir. Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Can “Başarıyı sadece hastanın bazı laboratuar değerlerinde düzelme olarak değil hastamızın kilo verdiğini görmek ve psikolojisinin düzelerek hayata tekrar pozitif baktığını sağlamak ile tesbit ediyoruz” dedi.

 
Osteoporozda doğru teşhis:
Hasta Bakicisi
Osteoporoz kemiklerin yoğunluğunun azalması ile kendini gösteren bir hastalıktır.  Kemikleri oluşturan kollogen dediğimiz madde ile kalsiyumun azalması sonucu oluşuyor.  İleri yaşlarda kemikler yoğunluk kaybına bağlı olarak en ufak bir çarpma ile kırılacak hale geliyor.  Hastalarda kalça kırığı ve ön kol kırığı görülüyor. Omurgada kırık oluşması ile bel ağrıları, sırt ağrıları, boyda kısalma ve kamburluk görülüyor. Özetle, osteoporoz  hayat kalitesini düşüren, kişinin dış görünüşünü olumsuz bir şekilde değiştiren ve sürekli ağrılara sebep olan bir hastalık.

Osteoporozun nedeni:

Osteoporoza zemin hazırlayan bazı faktörler var.  İnsanda kemikler kişi 30 yaşına gelinceye dek gelişiyor. Bu yüzden ergenlik çağında spor yapmak, süt, yoğurt ve peynir gibi kalsiyumdan zengin gıdalarla beslenmek kemiklerin yoğunluk ve kuvveti için çok önemli.  Yaşın ilerlemesi ile her yıl kemiklerde %0,5 kayıp oluyor. Bu kayıp özellikle kadınlarda menopozdan sonra hızlanıyor. Sigara, aşırı kahve tüketimi, hareketsizlik, zayıf ve ince bir kemik sistemine sahip olma, kalsiyumdan eksik beslenme, kara çarşaf kullanarak güneş ışığı ve D vitaminine az maruz kalma, ailede kemik erimesi olması osteoporoz riskini arttırıyor. 

Osteoporoz teşhisi nasıl konur ?

Osteoporoz teşhisi için kemik mineral yoğunluğunun ölçülmesi gerekir.  Bunun için dansitometre denilen cihaza girilmesi gerekiyor. Menopozdan sonra kadınlara kemik dansitesi çekilmesi önerilmektedir.  Kemik yoğunluğu düşük çıkanlarda tedavi müddetince kemik dansitesi senelik ölçülmelidir.

Ülkemizde nasıl uygulanıyor?

Kemik dansitesi ölçümünde aletin hastada bulduğu sonuçlar 25 yaşındaki normal kişilerin ortalama sonuçları ile karşılaştırılıyor.  Standart sapma dediğimiz bir yöntem ile kemik kaybının derecesi belirleniyor ve osteoporoz teşhisi konuluyor. Ancak kemik dansitesini ölçen cihazlar Amerika'da üretildiği için bu cihazlar normal kişiler olarak Amerika'daki sağlıklı kişileri kabul ediyorlar.  Böyle olunca 60 yaşındaki bir Türk kadınının alette ölçülen kemik sonucu 25 yaşındaki bir Amerikalı genç kızın ölçüm sonucu ile karşılaştırılıp teşhis konulmuş olunuyor.  Amerikalılar bol süt içip sağlıklarına çok önem verdiklerinden kemik yoğunlukları dünada en yüksek seviyede. Türk kadınlarında ise süt içme alışkanlığı olmadığı ve sigara ve kahveyi bolca tükettikleri için kemik dansiteleri düşük çıkıyor. Ancak bu oldukça sağlıksız bir karşılaştırma ve yanlış teşhislere neden oluyor.

Bu konuda rakam:

Kemik dansitesi cihazında Amerikan standartları kullanıldığında Türk kadınlarının %60'ında kalçada, %50'sinde ise belde düşük kemik yoğunluğu tesbit ediliyor. Yani ortalama kemik dansitesi çektiren her iki kadından birinde yanlış olarak osteoporoz teşhisi konuluyor.

Gerçek osteoporoz oranı:

2000 yılında yayınlanan bir araştırmada Türkiyedeki gençlerin kemik dansiteleri ölçüldü. Ve Türk toplumunun kemik değeri referansları tesbit edildi.  Türk referansları kullanıldığında osteoporoz oranının %60 değil %15 olduğu görüldü.  Yani Türkiye'de gerçekte her iki kadından birinde değil her 7 kadından birinde düşük kemik dansitesi var.

Osteoporoz teşhisinde Türk standartlarının kullanılmaması hangi sonuçları doğuruyor?

Bu durumda osteoporozu olmayan birçok kişiye osteoporoz teşhisi konuluyor.  Tedavi yapılıyor.  Osteoporoz ilaçlarının hormon içeren östrogen haplarında meme kanserini arttırıcı etki mevcuttur. En son çıkan ilaçların ise mide barsak sistemi üzerine olumsuz etkisi var.  IMS adlı şirket raporlarına göre Türkiye'de en çok satan ilaçlar arasında osteoporoz ilaçları ilk on içindedir. Eğer gereksiz veriliyorsa yan etkileri yanında, bu tedavi aynı zamanda ülkemiz için önemli maddi kayıplara da sebep olmaktadır.

Benim çektirdiğim kemik ölçümünde doğru değerlendirilme yapılıp yapılmadığını nasıl anlayarım ?

Kemik dansitesi ölçümünüzü elinize aldığınızda üzerinde kalça veya bel omurları resmi olan sayfaya geliniz. Bu sayfanın altında numaralar ve açıklamaları bulunmaktadır.  2 numaralı açıklamada Amerikan Referans Populasyon . Genç Erişkin Yaşları 20-45 yazıyorsa sizin kemik ölçümünüz Türk ölçümleri ile değil Amerikan ölçümleri ile karşılaştırılmıştır.  Bu durumda ölçümünüz hatalı yorumlanmıştır. Tekrar yorumlanması gerekir. Filmin olduğu sayfada hiçbir açıklama yoksa ölçüm sonucunuz güvenilir değildir. Bu durumda doktorunuza tekrar danışmanızda fayda var. Türk referansları kullanan bir cihazda ölçüm yaptırmanız gerekir. 

Osteoporoz tedavisi:

Eğer menopoza yeni girmişiseniz ve fazla kilolarınız yoksa hormon ilacı almanızda yarar var.  Kadınlarımızda oluşan yanlış kanının aksine hormonlar yasaklanmadı. Sadece fazla kilolu, kalp hastalığı, şeker, yüksek tansiyon gibi durumlarda kullanılmaması gerektiği ortaya çıktı.  Bir de hormon kullanımının 5 yıl ile sınırlı kalmasının ve 60 yaşının üzerindekilerin östrogen kullanmaması gerektiği saptandı. Bifosfonat grubu olan ve haftalık alınan osteoporoz ilaçları oldukça etkilidir ve kullanılması tavsiye edilir.  Menopoz öncesi 1000 mg menopoz sonrası 1500 mg kaliyum alınması osteoporoz tedavisine olumlu katkı sağlar. Bir bardak sütte 300 mg kalsiyum olduğu düşünülürse bunun beslenme ile alınamadığı durumlarda kalsiyum tableti olarak alınması gerekir.

 
Aşırı terleme ne zaman problem olur?
Hasta Bakicisi

Aşırı terleme ne zaman problem olur?
Bir topluluk önünde konuşma yapacağınız zaman yüzünüzün, patronunuza yeni projenizi açmaya gittiğinizde koltuk altlarınızın veya sevgilinizle el-ele tutuşurken ellerinizin aşırı terlediğini farkedebilirsiniz.  Aşırı terleme kişinin sosyal, fiziksel, psikolojik ve mesleki yaşamında çok önemli problemlere yol açabilir. Örneğin elleri fazla terleyen kişiler hiç kimsenin elini sıkmak istemezler, arkadaş edinmekte zorluk çekerler.  Aşırı terleme kişinin arkadaş çevresini kısıtlar ve bireyin kendisini yetersiz hissetmesine neden olur. 

Terleme vücudun sıcaklığını ayarlayan sistemin önemli bir parçasıdır.  Terleme doğal bir tepki olmasına karşın, insanların %1'inde aşırı terleme görülür.  Aşırı terleme sempatik sinir sistemi dediğimiz adrenalin içeren sistemin fazla uyarılması ile açığa çıkar.  Avuç içleri, koltuk altı, yüz ve başta terlemenin fazla olması problem yaratır ve buna tıp dilinde hiperhidrosis denilir. 

Aşırı terleme nedenleri:
Aşırı terlemeye tiroid bezinin hızlı çalışması, iç guatr, hormon hastalıkları, psikiyatrik hastalıklar, obezite, menopoz, sinir ilaçları ve hormon tedavisi sebep olur.  Amerikan Hastanesi Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Can aşırı terleme şikayeti bulunan hastalara önce hormon ve metabolizma tetkiki yapılması gerektiğini ondan sonra tedaviye başlanması gerektiğini söyledi.  "Özellikle hipertiroidi dediğimiz tiroid bezinin hızlı çalışması, şişmanlık ve hipoglisemi adı verilen kan şekeri düşüklüğü aşırı terlemeye neden olur. Aşırı terleme şikayeti olan kişilerde bunlar mutlaka araştırılmalıdır."  Aşırı terleme genelde çocukluk ve ergenlik çağında başlar ve hayat boyu devam eder.  Bu yüzden erken teşhis ile terlemenin sebebi bulunmalı, doğru tedavi yapılmalıdır.

Aşırı terlemenin bir çözümü var mı?
Nedenli yada nedensiz aşırı terleme kişinin yaşamını olumsuz etkiler, bireyin duygusal, sosyal ve iş ortamında kendisini kötü hissetmesine neden olur.  Ter transparan, renksiz, kötü kokulu asidik bir sıvıdır.  Erkeklerde testosteronun etkisi ile hem daha fazla ter salgılanır hem de ter daha kötü kokar.  Ter yağ asitleri ve elektrolitler içerir.  Aşırı terleme sıvı kaybına ve vücudun su ve tuz dengesinin bozulmasına neden olabilir. 

Aşırı terlemenin tedavisi
Aşırı terleme tedavisinde ancak geçici çözümler mümkündür. Bunlardan en etkilileri botox uygulaması ve endoskopik torasik sempatektomi adlı cerrahi girişim yöntemidir.  Botox bir bakteriden elde edilen ve felç yapan bir toxindir.  Terleyen bölgeye çok küçük dozlarda hekim tarafından injekte edildiğinde terlemeyi 6-12 ay müddet ile durdurur.  Her sene injeksiyonun tekrarlanması gerekir.  Endoskopik torasik sempatektomi yöntemi yüz ve el terlemesinde etkili bir girişimdir. Burada terlemeye neden olan sinir kökleri ameliyat ile alınır.  Bu bölgelerdeki tüm terlemeler durur.  Bu kalıcı bir yöntemdir.  Alternatif yöntemler olan masaj, hipnoz, akapunktur gibi metodların terlemeyi azaltıcı etkisi yoktur. Iontoforezis adı verilen ellerin elektirik akımı ile terlemenin engellenmesi yapıldığı sürece etkilidir ve haftada 3-4 kez sürekli yapılmalıdır. 

Yaz için uyarılar
Terleme yazın vücutta ısı birikimini önler ve faydalıdır.  Bu yüzden terleme tedavisi kış ayları ve ilkbaharda yapılmalıdır.  Sinir ilaçları, antihistaminikler ve antidepressanlar terlemeyi engelleyerek vucüt ısısnın artmasına neden olurlar, bu yüzden bu ilaçları havanın özellikle sıcak olduğu yaz aylarında kullanmaktan kaçınmak gerekir.  Yüksek kan şekeri ve fazla kilolar terlemeyi arttırır. Terleme şikayeti olanlar mutlaka şeker yükleme testi yaptırtmalıdırlar.

 
 
Kıllanma
Hasta Bakicisi
Kıllanma ülkemizde gerek toplumumuzda gerekse tıp dünyasında fazla gündeme gelmeyen ancak çok sık rastlanan bir sorundur. İstatistikler genç kızların % 25 inin, orta yaşlı kadınların % 85 inin istenmeyen kıllarını çeşitli yöntemlerle yok ettiklerini bildiriyor. Tüylenmenin gençkızlarda yarattığı belirtiler ve derin psikolojik baskılar hastanın bizlere başvurmasını da engelleyebiliyor. Kıllanması olan kişiler yaz aylarında evlerinden dışarı çıkmaktan çekinirler, arkadaşlarıyla plaj veya havuza gitmek istemezler. Kolları açık bir bluz veya mayo giymek onlar için bir azaptır. Kıllanma basit bir kozmetik sorun olmaktan çok psikolojik ve sosyal yönleri olan bir hastalıktır. Özellikle adolesan dönemde kıllanma acilen araştırılmalı, nedeni bulunup, tedavi edilmelidir.

Kadının hayatı boyunca dinamik seyreden hormon değişiklikleri kılların çıkış sürecini etkiler. Ergenlik evresinden önce yüzdeki kıllar açık sarı renkli ve incedir. Bunlara vellus tüyler denilir. Ergenlik sonunda hormonlar ince tüyleri kalınlaştırır, ve koyu renkli terminal kıl haline sokar. Terminal kılların koltuk altı ve genital bölgede çıkması normaldir. Ancak artan erkeklik hormonu testosteronun etkisiyle terminal kılların öncelikle yüzde, iki göğüs arasında, meme uçlarında, bel, göbek ve bacak üstlerinde belirmesine tıp dilinde hirsutizm yani erkek tipi kıllanma adı verilir.

Tüylenme her yaştaki kadında rastlanabilen önemli bir kozmetik sorundur ve en sık hormon araştırması gerektiren durumlardan biridir. Tüylenme nadiren ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Tüylenmeyi incelerken sorulacak ilk soru şudur: "Tüylenmeyi nasıl tanımlıyorsunuz ?"

İnsan vücudundaki tüyler kıl folikülü denilen derinin içerisinde gömülü cepçiklerde bulunur. Tüyler ancak bu foliküllerden beslenip, büyürler. Bir kılın ilk çıkışından dökülmesine kadar geçen süre 6 aydır. Bu yüzden hormon tedavisiyle kıl döktürttme en az 6 ay sürer. Bu tedavileri yaptıranlar oldukça sabırlı olmak zorundadırlar. Kılların büyümesinde genetik, hormonsal ve metabolik faktörler rol oynar. Ön kol, baldır ve bacağın diz altı kısmında her iki cinste görülen ve hormonlardan bağımsız gelişen tüyler vardır. Buralardaki tüyler hormon tedavisiyle eksilmezler. Erkek ve kadınlarda farklı kıllanma olmasının sebebi her iki sistemde farklı hormon aktivitesinin olmasıdır. Aslında erkeklerde kadınlık hormonu östrojen az miktarda, kadınlarda da erkeklik hormonu testosteron az miktarda bulunur. İşte bu testosteron seviyesinin artması kadınlarda kıllanmaya neden olur. Tıp dilinde bu durum "hirsutizm" olarak adlandırılır.

Hirsutizm bıyıklarda, çene altında, şakaklarda, meme uçlarında, iki göğüs arasında, omuzlarda, karında, kalçanın üstünde ve bacakların üst kısmında kıllanma olmasıdır. Dünya üzerindeki her milletin kıllanma derecesi birbirinden farklıdır. Ortadoğu ve Akdeniz'de yaşayan kadın ve erkekler Kuzey Avrupa'da yaşayanlara göre daha tüylüdür. Tüylerin bir görevide güneş ışınlarının veriği zararı azalmaktır. Bu yüzden bu bölge insanının diğerlerine göre niçin fazla tüylü olduğu kolayca anlaşılır. Sonuçta Türk milleti kıllı bir ırktan gelmektedir. Televizyonda veya sinemada Cladua Schiffer gibi Avrupa veya Amerika kökenli bir modele özenen ve onun gibi pürüzsüz bir cilde sahip olmak isteyen genç kızlarımız bize sıklıkla başvurmaktadır. Unutulmaması gereken nokta bu kızlarımızın Türk standartlarına göre tamamen normal olmasıdır.

Tüylenme bazen önemli bir hastalığın belirtisi olabilir. Adetin 3 ve 5 inci günü arasında alınan kanda estradiol, LH, FSH, testosteron, prolaktin, TSH, DHEAS, 17 hidroksiprogesteron testlerinin yapılması tüylenmenin nedenini aydınlatır. Bu tetkikler kaliteli bir araştırma laboratuvarında yapılmalı ve alanında uzmanlaşmış endokrinoloji uzmanlarınca tercüme edilmelidir.

Tüylenmenin en sık nedeni genetiktir. Ailesinde tüylü kişiler bulunan gençler daha fazla kıllıdırlar. Bu anne veya baba tarafında olabilir. Bu şekilde başvuran kişilerin adetleri düzenlidir, doğurganlıkları normaldir. Özellikle Malatya, Erzincan gibi İç veya Doğu Anadolu bölgesinden gelen ailelerde bu durum sık görülür. Genetik kıllanması olan kişiler önce hormon testlerinden geçmelidirler. Sonuçlar normal çıkarsa epilasyon ile kıllarını aldırmalıdırlar. Kıllanmanın ikinci büyük sebebi polikistik over hastalığıdır. Bu hastalıkta yumurtalıklarda çok sayıda milimetrik boyutta kistler bulunur. Kistlerin oluşmasının sebebi doğuganlık çağındaki her kadında normal olarak görülen yumurtlama işleminin olmamasıdır. Bu minik kistlerden östrojen hormonu az salındığı gibi, kadın cinsel yaşamı için ters etkiler gösteren testosteron hormonu fazla salınır. Sonuçta bizim hiperandrojenizm adını verdiğimiz hormon dengesizliği açığa çıkar. Hormonlar kan dolaşımı vasıtasıyla tüm organlara taşındığından bu dengesizlik tüm vücutta olumsuzluklar yaratır. Cilt yağlanır, yüzde ve sırtta hiçbir tedaviyle geçmeyen sivilceler çıkar, adetlerin düzeni bozulur, saçlar seyrelir, kilo artar. Poikistik over hastalığı şeker hastalığına istidatı olan veya ailesinde şeker hastalığı bulunan kişilerde görülür. Şeker yükleme testi yapılarak teşhis konulur. Bu hastalığın en kötü yönü kısırlığa yol açmasıdır. Hasta çocuk sahibi olmak istiyorsa yumurtalıkları uyaran hap veya aşı tedavisi, bu söz konusu değilse kıllanmayı azaltcı ilaçlar kullanılır. Etkinlik sırasına göre en sık kullanılan ilaçlar Diane-35, Desolett, Myralon ve Aldacton'dur. Her üç ilacın etki mekanizması ve özellikleri farklıdır. Bu ilaçlar yan etkilerini iyi bilen endokrinoloji uzmanlarınca kullanılmalıdır. Diane-35, Myralon ve Desolett östrojen hormonu içeren haplardır. Ödem, yüzde şişlik, tansiyon yükselmesi, safra kesesi taşı, migren ve sigara içenlerde bacaklarda pıhtı oluşumuna neden olabilirler. Bu ilaçları kullananlarda ortalama 2 ile 5 kilo arasında ağırlık artışı olur. Polikistik over hastalığı ve buna bağlı kıllanma aşırı kilolu kızlarda daha sık görülür.

Kıllanmanın daha nadir görülen bir sebebi böbrek üstü bezinden kaynaklanan hormon dengesizliğidir. Bu dengesizlik doğuştan gelir ancak ergenlik çağında açığa çıkar ve akraba evliliği bunda bir etkendir. Kıllanma şikayeti ile doktora başvuran hastaların %8'inde böbrek üstü bezi hastalığı görülür. Bu teşhisi koymak için böbrek üstü bezi ACTH denilen hormonla 1 saat boyunca uyarılır ve hormon testleri uygulanır. Böbrek üstü bezi fazla çalışan hastaların tedavisi düşük dozda kortizon ile yapılır.

Eğer kıllanan kişide saç dökülmesi, klitoriste büyüme, kas gelişimi, ses kalınlaşması varsa böbrek üstü bezi veya yumurtalıklarda ultrason ile tümör aranmalıdır. Kıllanma nadiren tümör veya kanser belirtisi olabilir, bu yüzden endokrinoloji uzmanının denetiminde gerekli testlerin ivedilikle yapılması önemlidir.

Kıllanmanın tedavisinde epilasyon önemli yer tutar. Şu an piyasada olan metodlardan laser epilasyon en iyi metoddur. Laser epilasyonunda kıl kökleri laser vasıtasıyla temizlenir. Daha eski bir yötem olan iğneli epilasyonda işlem iğneyle yapılır ancak daha fazla acı verir. Hassas ciltlere yapılan epilasyonla ciltte lekeler kalabilir. Epilasyondan sonra güneşe çıkmamak, denize girmemek ve koruyucu-besleyici kremler sürmek gerekir. Unutulmaması gereken nokta hormon dengesizliği olan kişilerin tam dengeye ulaşmadan epilasyon yaptırtmamalarıdır. Bu durumda epilasyonla alınan kıllar bir kaç ay içinde geri gelir. Hormon dengesi ancak bir hormon uzmanının (endokrinoloji) denetiminde kurulur. Kıllanmanın tedavisinde en başarılı sonuçlar aynı anda hem hormon hem de epilasyon tedavisi yaptıranlarda görülür.
 
Bu bölümü görmek için yetkili değilsiniz.
Giriş yapmalısınız.
Bu bölümü görmek için yetkili değilsiniz.
Giriş yapmalısınız.
Devamı...
<< İlk < Önceki 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 Sonraki > Son >>

Sonuç 371 - 380 Toplam 621
COMERT BAKICI REKLAM HİZMETLERİ
HASTA BAKICI REKLAM HİZMETİDİR