ANA SAYFA arrow Hasta Bakım
Aids ile Tukruk Ter İdrar İliksisi
Hasta Bakici
Aids ile Tükrük, Ter, İdrar, Gözyaşı İlişkisi, Aids Korunma

Tükürükte ne kadar virüs bulunmak­tadır?

Sperm, kan ve anne sütüne kıyasla tükrükte oldukça az miktarda virüs bulunur. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan araştırmalarda tükürükte bulunan bazı maddelerin yarım sa­atte AİDS etkenini öldürücü nitelikte oldukları belirlenmiştir.

Gözyaşı, idrar ve terde durum nasıl?

Gözyaşında virüs konsantrasyonu öyle düşük­tür ki, saptama yapabilmek için ortalama 2 İt. gözyaşına gereksinim vardır. İdrar ve dışkıda da ancak büyük miktarlar işleme tabi tutuldu­ğunda etkenin varlığı belirlenebilmektedir. Terde de hastalık etkenine çok az miktarda rastlanılmaktadır. Bu miktarlara günlük ortala­ma değerlerle ulaşılması olanak dışı olduğun­dan enfeksiyon kaynağı olarak rol oynadıkları kabul edilmemektedir.

Tükrük, idrar ya da dışkı enfeksiyon açısından ne zaman tehlikelidir?

Dışkı, idrar ya da tükrüğün bir başkasının kan dolaşımına karışması tehlikelidir.

Vücuda ne kadar virüs girdiği önem taşır mı?

Evet. Enfeksiyon hastalıklarının çoğunda bili­yoruz ki, ancak belirli miktarda hastalık etkeni vücuda alınırsa hastalık meydana geliyor. Bu miktar enfeksiyon dozu olarak adlandırılmak­tadır. Değişik hastalıklarda farklılık gösterir bu doz. Birçok araştırma gösteriyor ki AİDS'te de enfekte olma tehlikesi alınan virüs miktarı ile ilişkili. Çok az sayıda hastalık etkeni vücuda girdiğinde immün sistemin pek öyle kolay pes etmeyeceği düşünülmektedir.

Risk gruplarından söz ediliyor sürekli olarak. Kimler HIV ile enfekte olma tehdidi altındadır?

Öncelikle sık eş değiştiren homoseksüel er­kekler ve kendi tek kullanımlık enjektörünü kullanmayan uyuşturucu bağımlıları AİDS'e en çabuk yakalanabilecek konumdadırlar. Test edilmemiş kan ürünlerini kullananlar ve AİDS virüsünün yaygın olduğu ülkelerde yaşayan halk (Afrika'nın belli kesimleri ve Karayib'dekiler gibi) tehdit altındadır. Bu gruptakilerle ya­kın seksüel ilişki içinde olanlar da aynı risk grubuna dahildirler. Bu gün risk grupları ile de tehlikeyi sınırlandırmak mümkün değildir. Çünkü enfeksiyon bu risk gruplarından kay­naklanarak cinsel ilişkide bulunan çiftlerden eş değiştirme yoluyla diğer çiftlere çığ gibi büyü­yerek yayılma göstermektedir.

Risk gruplarına ait değilim, ne ölçü­de güvenlikte sayılırım?

Mikrop bulaşma tehlikesi risk grubuna ait ol­makla sınırlı değildir. Günlük yaşamda riskli bir durumda olmak veya tehlikesi olan bir ilişki yaşamak da olumsuzluğa işarettir. Örneğin prezervatifsiz cinsel ilişki Enfeksiyonu taşıyan bir kişi ile birlikte olmuş olabilirsiniz. Bu ne­denle şöyle bir söylem geliştirilmiştir: AİDS'i kimse vermez, insan kendisi alır.

Herkes AIDS'e yakalanabilir mi?

Evet. Partnerinizin yüzde yüz hasta olmadı­ğından emin değilseniz onunla korunmasız cinsel ilişki size hastalığı sunacaktır.
 
Aids Hastaliginin Etkeni
Hasta Bakici
Aids Hastalığının Etkeni, Aids Ne Zaman Ortaya Çıkar

AIDS hastalığının etkeni tanınıyor mu?

Evet. AİDS hastalarından özel bir virüs türü olan retrovirüsler izole edilmiştir. Bütün virüs­ler gibi retrovirüsler de kendi özümleme yete­nekleri olmadığından yalnız canlı organizma­larda çoğalabilmektedirler. 1980 yılına kadar bilim adamları retrovirüslere insanda değil, yalnız hayvanlarda rastlandığını düşünmek­teydiler.

AIDS etkeni vücutta neler yapıyor?

Virüs; öncelikle vücut savunma sisteminin ku­manda merkezini oluşturan, vücuda giren ya­bancı cismi yok etmeye yönelik T-hücrelerine ve makrofajlara musallat olur. Makrofajlar has­talık etkenini ya da onun bir kısmını içlerine alarak sindirebilmektedir. AİDS etkenini bu denli tehlikeli kılan immün sistemi kör topal bı­rakıp görevini yerine getiremez hale koyması­dır. Virüsün sinsi bir özelliği de insan beyninin hastalık etkenlerinden koruyan engeli kolaylık­la aşmasıdır. Böylelikle beyin hücreleri zarara uğrar. Bu hücrelere yerleşen virüs, onların ge­netik özelliklerini de bozarak ürer ve normal fonksiyonlarını yerine getirmelerine engel olur.

AIDS etkeninin adı nedir?

HIV. Daha önce LAV ve HTLV III gibi isimler kullanılmışsa da Dünya Sağlık Örgütü WHO tarafından Cenevre'de bu isimde karar kılın­mıştır. HIV İngilizcede bir kısaltmadır. Açık ya­zılışı olan Human-lmmuno Deficiency-Virus, insan immün sistemini tahrip edici virüs olarak da türkçeleştirilebilir.

LAV ve HTLV III kısaltmaları nereden kaynaklanmaktadır?

Birbirinden bağımsız ve aşağı yukarı aynı ta­rihlerde AİDS etkenini keşfeden iki bilim ada­mının kendilerine özgü tanımlamalarından. Pasteur Enstütüsü'nden Luc Montagnier lenfa-denopatisi olan, ki bu AİDS 'in tipik belirtilerin-dendir, bir erkek hastasında bulduğu bu yeni hastalık etkenine "Lymphadenopathie Assozii-ertes Virüs" LAV, türkçesiyle lenfadenopati ya­ratan virüs, adını vermiştir. ABD'deki Ulusal Kanser Enstitüsü'nden Robert Gallo ise löse­mi araştırmalarında hastalık etkeni ile karşı­laşmış, daha sonra bunun AİDS etkeni oldu­ğunu farketmiştir. Etkenin vücut lenfatik siste­minin belli hücrelerini, T hücrelerini yok ettiği­ni saptadığından, HTLV III, yani "Humanes T-Cell Lymphotropes Virüs" adını vermiştir.

Etkenin nasıl ve nerede ortaya çıktı­ğı biliniyor mu?

Bu konuda varsayımlar sözkonusu. Bu güne kadar hastalığın ilk kez nerede ortaya çıktığı tam olarak belirlenebilmiş değil. Hastalığa ilk kez Afrika'da rastlandığı görüşü de kesinlik kazanmamıştır. Yeşil maymunlar denilen bir Afrika maymun türünden insanlara geçmiş ol­duğu da yine yalnızca bir varsayımdır.

Virüs gen teknolojisi üzerinde çalı­şan bir laboratuvarda üretilmiş ola­maz mı?

Hayır. Virologların bu kadar karmaşık bir virü­sü genler üzerinde oynayarak üretmelerini dü­şünmek çok uç bir hayal olur. Bu varsayımdan hareket edilecek olsa, virüsün 1975 yılından önce elde edildiğini gözönünde bulundurma­mız gerekmektedir. Çünkü 1975 yılına ait don­durulmuş kan örnekleri üzerinde AİDS etkeni­ni araştıran ve hastalığın varlığını kanıtlayan serolojik testler bulunmakta. Bilim adamları bugün virüsleri yeni baştan meydana getire­cek aşamada olmadıklarına göre, 1975 yılı öncesinde bunun hiç mi hiç mümkün olama­yacağı açıktır. Etkenin ortaya çıkışı tam olarak aydınlatılmadan bu tip kuşkular gündeme ge­lecektir. Araştırmacılar da sonuca ne zaman ulaşabilecekleri konusunda kuşkudadırlar. Bu­gün sifiliz etkeninin nerede ortaya çıktığı tam olarak bilemediğimiz gibi.

AIDS'i meydana getiren daha değişik virüsler var mı?

Evet. Şimdiye kadar iki etken belirlenmiştir. İkinci etken, kısa bir süre önce İsveçli ve Fran­sız iki bilim adamının Batı Afrika'da gerçekleş­tirdikleri kan tahlillerinde ortaya çıkmıştır. İkin­ci virüs de HlV'a benzemektedir. HIV 1'den ayırdedilebilmesi için HIV 2 olarak adlandırıl­mıştır.

HIV 2 virüsü nerelerde karşımıza çıkmaktadır?

Bu virüsün Batı Afrika ülkelerinde bulunduğu ve Batı Afrikalılarla riskli ilişkide bulunanlarda rastlandığı bilinmektedir. HIV II virüsünün dün­ya üzerindeki yaygınlığı, sürdürülmekte olan araştırmalar sonucu belirlenecektir.

HIV II virüsü ile enfekte olmuş Al­man vatandaşı var mıdır?

Evet. Batı Afrikalı partnere sahip bir kadın bu mikrobu almıştır. Frankfurt'ta da enfekte ol­muş iki kişi belirlenmiştir. Bu iki kişinin hangi yolla enfekte oldukları aydınlatılamamıştır. Yi­ne de bu virüs türünün Alman toplumunda yaygınlık kazanmadığı görülmektedir. Münih'de 120 kişiye uygulanan ve HIV II virüsünü araştıran testlerde pozitif sonuca rastlanma­mıştır.

AIDS etkeni nasıl bulaşır?

Başlıca üç bulaşma yolu vardır: Kan yoluyla bulaşma: Burada enfekte, yani vi­rüsü taşıyan kanın dolaşım sistemine karış­ması gerekmektedir. Örneğin uyuşturucu bağımlılarının ortak kullandıkları enjektörler, ya da 1985 yılı sonbaharı öncesinde test edilme­miş kanların kullanımı gibi yollarla kişi kolayca mikrobu alabilmektedir.
Cinsel ilişki: Virüsü taşıyan vücut sıvıları ge­nellikle küçük ve farkedilmeyen yaralardan do­laşıma karışabilirler. Yeni yapılan araştırma­larda kadınlarda ikinci bir bulaşma yolu daha belirlenmiştir. Virüs kadınlara dölyolu mukoza­sı yarasız da olsa bulaşabilmektedir. Anneden çocuğa: Hamilelik sırasında, doğum esnasında, ya da daha sonra emzirme yoluy­la.

Hangi vücut sıvıları tehlikelidir?

Kan ve sperm sıvılarında virüs en yüksek kon­santrasyonda karşımıza çıkıyor. Anne sütün­de de yüksek konsantrasyonda virüs belirlen­miştir. Bu vücut sıvıları mikrop bulaştırıcılıkları açısından en tehlikelileridir
 
Aids Hastaliginin Etkeni
Hasta Bakici
Aids Hastalığının Etkeni, Aids Ne Zaman Ortaya Çıkar

AIDS hastalığının etkeni tanınıyor mu?

Evet. AİDS hastalarından özel bir virüs türü olan retrovirüsler izole edilmiştir. Bütün virüs­ler gibi retrovirüsler de kendi özümleme yete­nekleri olmadığından yalnız canlı organizma­larda çoğalabilmektedirler. 1980 yılına kadar bilim adamları retrovirüslere insanda değil, yalnız hayvanlarda rastlandığını düşünmek­teydiler.

AIDS etkeni vücutta neler yapıyor?

Virüs; öncelikle vücut savunma sisteminin ku­manda merkezini oluşturan, vücuda giren ya­bancı cismi yok etmeye yönelik T-hücrelerine ve makrofajlara musallat olur. Makrofajlar has­talık etkenini ya da onun bir kısmını içlerine alarak sindirebilmektedir. AİDS etkenini bu denli tehlikeli kılan immün sistemi kör topal bı­rakıp görevini yerine getiremez hale koyması­dır. Virüsün sinsi bir özelliği de insan beyninin hastalık etkenlerinden koruyan engeli kolaylık­la aşmasıdır. Böylelikle beyin hücreleri zarara uğrar. Bu hücrelere yerleşen virüs, onların ge­netik özelliklerini de bozarak ürer ve normal fonksiyonlarını yerine getirmelerine engel olur.

AIDS etkeninin adı nedir?

HIV. Daha önce LAV ve HTLV III gibi isimler kullanılmışsa da Dünya Sağlık Örgütü WHO tarafından Cenevre'de bu isimde karar kılın­mıştır. HIV İngilizcede bir kısaltmadır. Açık ya­zılışı olan Human-lmmuno Deficiency-Virus, insan immün sistemini tahrip edici virüs olarak da türkçeleştirilebilir.

LAV ve HTLV III kısaltmaları nereden kaynaklanmaktadır?

Birbirinden bağımsız ve aşağı yukarı aynı ta­rihlerde AİDS etkenini keşfeden iki bilim ada­mının kendilerine özgü tanımlamalarından. Pasteur Enstütüsü'nden Luc Montagnier lenfa-denopatisi olan, ki bu AİDS 'in tipik belirtilerin-dendir, bir erkek hastasında bulduğu bu yeni hastalık etkenine "Lymphadenopathie Assozii-ertes Virüs" LAV, türkçesiyle lenfadenopati ya­ratan virüs, adını vermiştir. ABD'deki Ulusal Kanser Enstitüsü'nden Robert Gallo ise löse­mi araştırmalarında hastalık etkeni ile karşı­laşmış, daha sonra bunun AİDS etkeni oldu­ğunu farketmiştir. Etkenin vücut lenfatik siste­minin belli hücrelerini, T hücrelerini yok ettiği­ni saptadığından, HTLV III, yani "Humanes T-Cell Lymphotropes Virüs" adını vermiştir.

Etkenin nasıl ve nerede ortaya çıktı­ğı biliniyor mu?

Bu konuda varsayımlar sözkonusu. Bu güne kadar hastalığın ilk kez nerede ortaya çıktığı tam olarak belirlenebilmiş değil. Hastalığa ilk kez Afrika'da rastlandığı görüşü de kesinlik kazanmamıştır. Yeşil maymunlar denilen bir Afrika maymun türünden insanlara geçmiş ol­duğu da yine yalnızca bir varsayımdır.

Virüs gen teknolojisi üzerinde çalı­şan bir laboratuvarda üretilmiş ola­maz mı?

Hayır. Virologların bu kadar karmaşık bir virü­sü genler üzerinde oynayarak üretmelerini dü­şünmek çok uç bir hayal olur. Bu varsayımdan hareket edilecek olsa, virüsün 1975 yılından önce elde edildiğini gözönünde bulundurma­mız gerekmektedir. Çünkü 1975 yılına ait don­durulmuş kan örnekleri üzerinde AİDS etkeni­ni araştıran ve hastalığın varlığını kanıtlayan serolojik testler bulunmakta. Bilim adamları bugün virüsleri yeni baştan meydana getire­cek aşamada olmadıklarına göre, 1975 yılı öncesinde bunun hiç mi hiç mümkün olama­yacağı açıktır. Etkenin ortaya çıkışı tam olarak aydınlatılmadan bu tip kuşkular gündeme ge­lecektir. Araştırmacılar da sonuca ne zaman ulaşabilecekleri konusunda kuşkudadırlar. Bu­gün sifiliz etkeninin nerede ortaya çıktığı tam olarak bilemediğimiz gibi.

AIDS'i meydana getiren daha değişik virüsler var mı?

Evet. Şimdiye kadar iki etken belirlenmiştir. İkinci etken, kısa bir süre önce İsveçli ve Fran­sız iki bilim adamının Batı Afrika'da gerçekleş­tirdikleri kan tahlillerinde ortaya çıkmıştır. İkin­ci virüs de HlV'a benzemektedir. HIV 1'den ayırdedilebilmesi için HIV 2 olarak adlandırıl­mıştır.

HIV 2 virüsü nerelerde karşımıza çıkmaktadır?

Bu virüsün Batı Afrika ülkelerinde bulunduğu ve Batı Afrikalılarla riskli ilişkide bulunanlarda rastlandığı bilinmektedir. HIV II virüsünün dün­ya üzerindeki yaygınlığı, sürdürülmekte olan araştırmalar sonucu belirlenecektir.

HIV II virüsü ile enfekte olmuş Al­man vatandaşı var mıdır?

Evet. Batı Afrikalı partnere sahip bir kadın bu mikrobu almıştır. Frankfurt'ta da enfekte ol­muş iki kişi belirlenmiştir. Bu iki kişinin hangi yolla enfekte oldukları aydınlatılamamıştır. Yi­ne de bu virüs türünün Alman toplumunda yaygınlık kazanmadığı görülmektedir. Münih'de 120 kişiye uygulanan ve HIV II virüsünü araştıran testlerde pozitif sonuca rastlanma­mıştır.

AIDS etkeni nasıl bulaşır?

Başlıca üç bulaşma yolu vardır: Kan yoluyla bulaşma: Burada enfekte, yani vi­rüsü taşıyan kanın dolaşım sistemine karış­ması gerekmektedir. Örneğin uyuşturucu bağımlılarının ortak kullandıkları enjektörler, ya da 1985 yılı sonbaharı öncesinde test edilme­miş kanların kullanımı gibi yollarla kişi kolayca mikrobu alabilmektedir.
Cinsel ilişki: Virüsü taşıyan vücut sıvıları ge­nellikle küçük ve farkedilmeyen yaralardan do­laşıma karışabilirler. Yeni yapılan araştırma­larda kadınlarda ikinci bir bulaşma yolu daha belirlenmiştir. Virüs kadınlara dölyolu mukoza­sı yarasız da olsa bulaşabilmektedir. Anneden çocuğa: Hamilelik sırasında, doğum esnasında, ya da daha sonra emzirme yoluy­la.

Hangi vücut sıvıları tehlikelidir?

Kan ve sperm sıvılarında virüs en yüksek kon­santrasyonda karşımıza çıkıyor. Anne sütün­de de yüksek konsantrasyonda virüs belirlen­miştir. Bu vücut sıvıları mikrop bulaştırıcılıkları açısından en tehlikelileridir.
 
Aids Hakkında Sık Sorulan Sorular
Hasta Bakicisi
AIDS Nedir, Aids Hastalığı Hakkında Bilgiler

Yeni bir immün yetersizlik tablosu olan AİDS herkesi öğrenmeye zorluyor: HIV, LAV, HTLV III, antikor, pozitiflik testi, bulaştırma, pozitif, ARC, LAS... Bilim böyle pek çok tanım üreti­yor, basın ise kamuya iletiyor. Bu kavramların çoğu insanlara yabancı
Bilmek AlDS'den korunmanın en etkin yön­temi, bizi gereksiz korku, gereksiz tedbirlerden koruyacak bir yöntem.

AIDS İngilizce bir kısaltmadır. Açık şekliyle anlamı "kazanılmış (yani doğumsal olmayan) bağışıklık yetmezliği"dir. Bu tıp terimini oluş­turan harflerin tek tek anlamı ise: Acquired (kazanılmış) İmmune Defiency (bağışıklık yet­mezliği) Syndrome (sendrom aynı anda baş gösteren hastalık belirtileri grubu). AİDS kı­saltması bütün sözlüklere alındığından, yayın­ların tümünde tek bir sözcükmüş gibi büyük harfli bu kısaltma kullanılmaktadır.

AIDS ne türde bir hastalıktır?

AİDS bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Vi­rüsler aracılığıyla bulaşmakta, bu virüsler be­lirli hücreleri tutmakta ve onları zarara uğrat­maktadırlar. Bu etki vücut savunma gücü tah­rip olana dek sürmektedir. İmmün sistem vü­cudun kendisini hastalık etkenlerine karşı sa­vunduğu sisteme verilen addır.

İmmün sistem nasıl çalışır?

Akyuvarlardan bir grup, sürekli olarak vücudu temasda bulunduğu yabancı maddelere, man­tar, tek hücreli ve virüs gibi mikroorganizmala­ra karşı kontrolde tutar. Bu akyuvarlar T-, ve B-Lenfositler adını taşımaktadırlar. Kemik ili­ğinde üretilen bu hücreleri, savunma hücreleri ya da immün hücreler olarak adlandırabiliriz.

Bunlar hastalık etkeni ile karşılaştıklarında çok özel yöntemlerle hastalık etkenini yok edecek savunma cisimleri ve katil hücreler oluşturur­lar. Bir anahtarın kilide uyması gibi son derece özgün biçimde çalışan bu hücreler hedef al­dıkları yabancı maddelere saldırıp onları öldü­rürler. Bu savunma maddeleri kanda antikor adı altında dolaşırlar. Interlökin ve interferon adlı kimyasal maddeler ise vücudun savunma gücünü arttırırlar. Savunma sisteminin bütünü zincirleme bir işleyiş içindedir. Etkene karşı savaş başarıya ulaştığında vücut normal işle­yişine geri döner. Ama geriye etkenle müca­delenin izlerini taşıyan bir hücre grubu kalır ki bu hücre grubu aynı etken tekrar vücudu girdi­ğinde derhal aynı savunma gücünü ortaya ko­yar.

Bu karmaşık işleyiş T-Lenfositlerin bir alt gru­bunu oluşturan T-Yardımcı hücreleri ya da T4 hücreleri adı verilen hücreler tarafından yöne­tilirler. Çok yönlü savunma sistemi bu yönlen­dirici güç olmadan kumanda edilmeyen bir it­faiye ekibine benzer. T-Yardımcı hücreleri ay­nı zamanda savunma sisteminin normale dö­nüşünden de sorumludur. T-supresor hücrele­ri ya da T8 hücreleri adındaki diğer T lenfosit­ler de savunma sisteminin gerektiği yerde frenlenmesine yardımcı olurlar.
 
Aids Korunma Yollari Yontemleri
Hasta Bakici
Aids Korunma Yöntemleri, Aids Korunma Yolları

AİDS bulaşıcı bir hastalıktır.Âmili olan LAV/HTLV-III virüsü cinsel temasla, kan ve kan ürünlerinin alınmasıyla ve hamile kadından çocu­ğuna intikal suretiyle geçer. Avrupa'da virüs özellikle iki yoldan geç­mektedir:

a) Homoseksüel erkeklerin biribirleriyle temasları sonucu,

b) Damar yolundan uyuşturucu kullanan toksikomanların iğneleri ve şırıngaları müşterek kullanmaları sonucu.
Heteroseksüel geçiş şekli henüz Avrupa'da pek önemli değildir.
Bugün Avrupa'da 100 bin kişinin bu virüsle enfekte olduğu tahmin edilmektedir. Bunların ne kadarının ileride AİDS hastalığına tutulaca­ğı bilinmemektedir. Hastalığın ne kadar zaman sonra ortaya çıkabileceği de bilinmemektedir. Yine tahminlere göre, enfekte yani seropozitif kişilerin yıllar boyunca yüzde 5-20 oranında hastalığın çeşitli kli­nik formlarına tutulabileceği hesaplanmaktadır.
Böyle bulaşıcı, yüksek ölüm oranı gösteren ve hasta sayısı git­tikçe artan bir hastalığın koruyucu hekimlik ve halk sağlığı açısından büyük önemi olduğu kuşkusuzdur. Birçok ülkelerde bu yüzden panik olmuş, âcil önlemler istenmiştir. Tıbbî yönü yanında hastalığın eko­nomik yönü de önemlidir ve çok masraflıdır. Bunu da hesaplamak ge­rekir. Meselâ, ABD'de AlDS'li hastaların tedavi masraflarıyla toplum­da alınan önlemlerin toplam maliyetinin 1.5 milyar doları aştığı tah­min edilmektedir.
Avrupa'da en önemli noktalardan biri, virüsün yayılmasını önlemek için çalışmaktır. Bu maksatla, birtaraftan toksikomanlar ve homosek­süeller üzerinde çalışılırken bir taraftan da halk kitlelerieğitilmektedir. Önce bazı bilgilerin halka verilerek panik havasının önlenmesi la­zımdır. AİDS virüsü vücut dışında dayanıksız bir virüstür. Bu nedenle,


AİDS, GRİP, KABAKULAK YA DA SARILIK GİBİ HALLERİN AKSİNE, KOLAY BULAŞMAZ.

EL SIKMAKLA, KAPI TOKMAKLARINI TUTMAKLA, TUVALETE OTURMAKLA, SOFRADA, YEMEKLE AİDS BULAŞMAZ.

Bununla beraber, aşağıdaki önlemlerin alınmasında büyük yarar­lar vardır.
Sayın okuyucular,
Gördüğünüz gibi AlDS'den korunmanın yolları vardır. Temiz, dik­katli ve titiz yaşamak pek çok sorun gibi, AİDS sorununu da büyük öl­çüde çözmektedir.

1. Homoseksüel ve biseksüel erkeklere, AİDS enfeksiyonunu azal­tacak önlemler öğretilmeli, duyurulmalıdır.
2. Cinsel eş sayısının azaltılarak asgariye indirilmesinin enfeksi­yon riskini azaltmada çok etkin olduğu belirtilmelidir.
3. Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılması tavsiye edilmeli­dir.
4. Homoseksüel faaliyetin azaltılarak yok edilmesine çalışılmalı­dır. Aynı şekilde oral-anal ve oral-genital\ilişkilerin de zararları anlatıl­malıdır.
5. Diş fırçası, tıraş makinesi gibi şahsi eşyaların paylaşılmasının çok sakıncalı olduğu belirtilmelidir.
6. Damar yoluyla ilaç kullanan toksikomanlara iğne ve şırıngaları paylaşmamaları tenbihlenmelidir.
7. Yüksek risk grubundaki kişilerin, kan, plazma, nakil organları ve sperma bağışlamaları önlenmelidir.


1. Kişilerde LA V/HTLV-III virüsüne karşı antikor testi yapılırken, ön­ce muvafakatname alınmalıdır.
2. Seropozitif kişilere (erkek ya da kadın) cinsel temasla, kan ve sperma (meni) yollarıyla virüsü başka kişilere geçirebilecekleri söylen-melidir.Seropozitif kadınlara hamile kaldıklarında,doğuracakları bebe­ğin AİDS riskinde olacağı anlatılmalıdır.
3. Cinsel eşlerine durumlarını açıklamaları gerektiği kendilerine ha­tırlatılmalıdır.
4. Cinsel temas sırasında prezervatif tavsiye edilmelidir.
5. Kan, plazma, diğer kan ürünleri ve sperma bağışı yapmaları ön­lenmelidir.
6. Tıraş makinesi ve diş fırçası gibi eşyaları başkalarıyla birlikte kul­lanmamaları gereği anlatılmalıdır.
7. Hastanelere ve diğer sağlık kuruluşlarına (özellikle cefrahi ve diş hekimliği), her ne sebeple olursa olsun başvurduklarında, kişiler, AİDS'e karşı seropozitif olduklarını bildirmelidirler.
8. Bu insanların çalışmalarını engellemek gereksizdir.


1. Yüksek risk gruplarına giren kişilerden (özellikle homoseksüel­ler ve toksikomanlar) kan alınmamalıdır. Bunlarda AİDS virüsü olma­sa bile diğer birçok virüs ve bakteri esasen bulunabilir.
2. Alınan bütün kanlar ELİSA testiyle kontrol edilmelidir. Pozitif olanlar atılmalıdır.
3. LAV/HTLV-III virüsünün az bulunduğu toplumlarda (meselâ şim­dilik ülkemizde), ELİSA ile yanlış pozitif testler fazlaca çıkacağından, pozitif bulunan her kan bir başka metotla (meselâ, VVestem blot tek­nikle) tekrar kontrol edilmelidir.
4. Kanı pozitif bulunan kişiler, kan merkezi veya ilgili bir başka ku­ruluş tarafından durumdan haberdar edilmeli, onlara yardımcı olunma­lıdır. Bu kişiler muayeneden geçirilerek AİDS belirtilerinin varlığı araş­tırılmalıdır (lenf bezlerinde büyüme, ağızda pamukçuk, zayıflama, Ka-posi sarkomu varlığı gibi). AİDS belirtileri gösterenlerin yurdumuzda Sağlık Bakanlığı'na ihbarı mecburidir.

1. Biseksüel erkeklerle cinsel temasta bulunan kadınlarda AİDS ih­timali artar.
2. Erkek toksikomanlarla cinsel temasta bulunan kadınlarda AİDS ihtimali artar.
3. Hayat kadınlarıyla temasla bulunan erkeklerde AİDS ihtimali ar­tar.
4. Mutlak olmamakla beraber, prezervatif kullanımı tehlikeyi bir mik­tar azaltır.

2. AlDS'lilere bakan hastane ve laboratuvar personelinde seropozitivite (virüsle bulaşma) yok.
3. AlDS'lilerin bulunduğu hastane servislerindeki diğer hastalar için de tehlike yok.
4. Bununla beraber, hastanelerde bazı önlemlerin alınması gerek­lidir. (Tıpkı sarılıklı hastalar için olduğu gibi).

1. AlDS'li hastalardan gelen materyelin başka kişilerin açık yara­lama teması önlenmelidir.
2. AlDS'li hastalarda kullanılmış makas ve bisturi gibi aletlerin baş­ka kişilere değmesi önlenmelidir.
3. AlDS'li hastaların kanı, cerahati, salgıları, dışkısıyla bulaşmış mal­zeme ve satıhlara dokunmadan evvel eldiven takmalıdır.
4. Yine böyle mikroplu maddelere dokunmak ihtimali olduğundan ayrı önlük giymelidir.
5. AlDS'li hastanın odasından çıkarken önlük ve eldivenler çıkarı­lıp eller iyice yıkanmalıdır. Eğer hasta kanına dokunulmuşsa eller yi­ne yıkanmalıdır.
6. Hastaların kan örnekleri taşınmadan önce ikinci bir kutu veya torba içine koyulmalıdır. Kan ve diğer numunelerin koyulduğu kapla­rın üzerine AİDS rumuzu konulmalıdır.
7. Kanla bulaşmış her yer derhal %0,5'lik sodyum hipoklorit (ça­maşır suyu) gibi bir dezenfektanla silinmelidir.
8. Hastanın kanlı ve diğer ifrazatıyla bulaşmış maddeler ve malze­meler sağlam torbalara konulup, hastanenin diğer enfekte maddele­riyle birlikte tahribe gönderilir.
9. Hastalarda plastik enjektörler kullanılmalı ve sonra iğnelerle bir­likte atılmalıdır Eğer cam enjektörler ve madeni cihazlar kullanılacaksa, sonra sterilize edilmelidirler.


1. AlDS'li hastaların sıvı materyeli ve kanı mekanik pipetlemeyle manipüle edilmelidir. Ağızla pipetleme yapılmamalıdır.
2. İğneler ve şırıngalar cetvel XV'deki gibi kullanılmalıdır.
3. Eldivenler ve özel önlükler, enfekte materyelle çalışırken kulla­nılmalı ve laboratuvarı terkederken çıkarılıp dikkatle saklanmalıdır.
4. Personel eldiven giymek suretiyle cildini, hastaların kan ve sıvı­larından ve bunlarla bulaşmış materyelden korumalıdırlar.
5. Laboratuvar masaları, tezgâhlar ve diğer yüzeyler sodium hipok­lorit (%0,2-0,5) eriyiğiyle silinmelidir. Tıbbi cihazlar %25 etanol (alkol)
ile sterilze edilebilir. Diğer malzeme otoklavda sterilize edilip kullanı­labilir.
6. Personel, işleri bittiğinde ellerini yıkamalıdır.

1.AİDS virüsü gözyaşında da bulunduğu için, bu yoldan bulaşma ih­timaline karşı, bazı önlemler gerekebilir. Burada anlatılanlar, sağlık ku­ruluşlarında, kişiler arası buluşmayı önlemek içindir. Kişinin evinde, kendi lensiyle uğraşması sırasında önlem gerekmez.
2. Hastaların gözlerini muayene eden hekim ve diğer personel mu­ayeneden önce ve sonra ellerini yıkamalıdır. Derideki muhtemel sıy­rıkları korumak için eldiven takılabilir. Maske ve özel gömlek gerekmez.
3. Göz muayenesi sırasında kullanılmış olan aletler 10 dakika ka­dar %3'lük tazı hidrojen peroksid eriyiğinde veya %0,5'lik sodyum hipoklorit eriyiğinde veya 10 kere sulandırılmış çamaşır suyunda, ya da %70 etanol içinde tutulduktan sonra yıkanıp kullanılabilir.
4. Denemelerde kullanılacak sert kontakt lensler 80 derecede 10 dakika tutularak temizlenebilir. Yumuşak lensler özel hidrojen perok­sid eriyiğinde temizlenirler.
 
Aids Hastaligi Sik Sorulan Sorular Nelerdir
Hasta Bakici
Aids Hakkında Sık Sorulan Sorular

AİDS yalnızca eşcinsellere ve uyuşturucu kullananlara özgü bir hastalık mıdır?


Hayır. HIV virüsü karşı cinsle normal ilişki kuran kişilere de bulaşabi­lir. Batı toplumlarında hastalık daha çok eşcinseller ve her iki cinsle de ilişki kuran erkekler arasında yaygındır. Ama Afrika'nın orta, doğu ve güney bölgeleriyle Antiller'de virüs çoğunlukla karşı cinsle ilişki yoluyla bulaşmaktadır. İstatistikler önümüzdeki yıllarda karşı cinsle ilişkinin başlıca bulaşma yolu olacağına ilişkin işaretler vermektedir.

Cinsel ilişki kurulan eşin enfeksiyonu taşımadığından nasıl emin olunur?


Kesin anlamda olunamaz. Uzmanlar son on yıl boyunca hem kendisi, hem de eşi tekeşli cinsel yaşam sürdürmüş kişilerin bu konuda rahat olabileceği görüşündedirler. Kan testlerinin olumsuz sonuç vermesi kesine yakın ölçüde güvenilir bir göstergedir, ama enfeksiyonu taşıdı­ğı halde henüz kanında antikorların bulunmadığı kişilerin kan testleri­nin de olumsuz sonuç verebileceği unutulmamalıdır.

Cinsel ilişkide prezervatif virüse karşı yeterli koruma sağlar mı?


Cinsel ilişkide en kesin korunma güvenli eştir. Bu koşulun gerçekleş­mediği durumlarda kaim tip ya da çift prezervatif yeterli koruma sağ­layabilir. Ama gene de kesin bir koruma söz konusu değildir. Prezer­vatif kullanımının bulaşma olasılığım onda bire indirdiği söylenebilir.

Virüs kulak deldirme sırasında bulaşabilir mi?


Bulaşabilir. Bugüne değin virüsün bu yolla bulaştığı bildirilmiş bir ol­gu yoktur. Ama kulak deldirme, akupunktur, dövme gibi işlemlerde mutlaka steril iğne kullanılmalıdır.
 
Hiv Enfeksiyonu Kaposi Sarkomu Nedir Lenfoma
Hasta Bakici
HIV Enfeksiyonuyla İlgili Tümörler

• Kaposi sarkomu nedir - Kaposi sarkumu AİDS'in sık görülen bir belirti­sidir ve hastalığın başladığını gösterir. 1872'de tanımlanan bu tümör deri, mukoza ve iç organların yüzeyinde yeni kan damarlarının oluş­masıyla ortaya çıkar. İlk evrelerinde pembemsi ya da kırmızı-mor renkli leke ya da yumrular vardır.
AIDS'li hastalarda Kaposi sarkomu bazı tipik özellikler taşır:
- Bilinmeyen bir nedenle erkek eşcinsellerde çok sık, kadınlarda ise seyrek görülür.
- Deri lezyonlan genellikle birden fazladır ve yalnız bacaklarda değil, kafada (burun ve kulak kökünde), boyunda, gövdede ve kollarda da görülür.

- Hızla ilerleyerek mukoza, lenf düğümleri ve solunum-sindirim siste­mi başta olmak üzere iç organlara da yayılır; mukoza lezyonlan en çok ağız boşluğunda, özellikle bademcikler, damak ve dişetlerinde gö­rülür. Leke biçimindeki lezyonlar pembemsi, mor, bazen de eflatun renkte olabilir.
- Kötü gidişlidir. Kötüleşme tümörün iç organlara yayılmasından çok fırsatçı enfeksiyonların eklenmesinden kaynaklanır. Tedavi çok güç­tür, çünkü bilinen tedavi yöntemleri bağışıklık sisteminin daha da za­yıflamasına ve fırsatçı enfeksiyonlara daha da elverişli bir ortamın doğmasına yol açar.

• Lenfom, Lenfomlar - HIV enfeksiyonlu hastalarda lenfom türü kötü huylu tümörler sık görülür. Lenfom genellikle lenf düğümleri dışında mer­kez sinir sistemi, kemik iliği, sindirim sistemi ve deri gibi organ ve dokulara yerleşir. İlaç tedavisine (kemoterapi) genellikle olumsuz ya­nıt verir ve birkaç ay içinde ölümle sonuçlanır
 
Aids Tedavisi Aids Korunma Teshisi Hakkinda
Hasta Bakimi
Aids Teşhisi, Aids Tedavisi, Aids Korunma

Önemle belirtmek gerekir ki, AİDS teşhisi bugüniçin hâlâ büyük ölçüde klinik bulgulara dayanmaktadır. LAV/HTLV-Ill virüsünün anti­korlarını tarayan testlerin varlığına rağmen kliniğin önemi büyüktür. AlDS'li hastaların yüzde 90'ından fazlasında kanda antikorlar bulun­makla birlikte, bazı hastalarda kan testleri negatif bulunabilmektedir. Buna karşılık, birçok sağlıklı kişilerde de antikorlar müsbet bulunabi­liyor. Seropozitif kişilerde AİDS hastalığının ne oranda ortaya çıkaca­ğı da bir araştırma konusu. Tahminlere göre, seropozitif kişilerin yüz­de 5-20 kadarı, 5 yıl içinde AİDS hastalığına tutulabilecektir. AİDS hastalığı teşhisini kesinlikle koyduracak bir test olmamakla beraber, an­tikor tayinleri ve virüsün hasta kanından elde edilmesi gibi yöntemler teşhiste çok yardımcı olurlar. Kandaki lenfositlerin ve alt gruplarının sayımı da değerli bilgiler verir. Dolaşımdaki yardımcı T hücrelerinin süpresör T hücrelerine oranı normalde 1,2'den büyük iken; AlDS'li has­talarda 0,9'dan küçük olmaktadır ve bu da değerli bir testtir. Bu test vücutta hücresel bağışıklığın zayıfladığını gösteren bir kanıttır ve AİDS için faydalanılabilir. Klinik bölümde belirttiğimiz diğer immünolojik özelliklere de bakmamızın yararlı olacağını hatırlatırız (Cetvel VIII).

AlDS'li bir hastaya yaklaşımın özellikleri vardır. Hastadaki belirti­lerin aktif bir şekilde incelenmesi gerekir. Meselâ, akciğerde bir infilt-rasyon varsa biyopsi yapıp nedenini anlamalıdır. Merkezi sinir sistemi bozukluğunda bir bilgisayarlı tomografi, belkemiğinden su almak ve hatta beyin biyopsisi yapmak gerekebilir. Hastada ishal varsa dışkı­da kültür yapmalı, bakteri, mantar ve protozoer parazitler aranmalıdır. Herhangi bir şişlik veya kitle bulunduğunda biyopsi yapılmalıdır. Bu hastalarda birkaç enfeksiyon veya kanser birlikte bulunabileceğinden, devamlı gözlenmeleri gerekir.Meselâ biyopsiyle pneumocystis carinii pnömonisi bulunan AlDS'li bir hastada, aynı zamanda yaygın toksoplazmosis veya atipik tüberküloz da olup olmadığını düşünmek de ge­rekmektedir. Şu halde klinik ve laboratuvar bulgularının dengeli bir şe­dide yapılıp yorumlanması büyük önem taşır.

Antikor Testleri, Aids Testleri

LAV/HTLV-III virüsüne karşı oluşan antikorların saptanmasına ya­rayan testler son yıllarda ticarete verilmiş bulunuyor. AİDS'ti hasta­ların ve lenfadenopatili (ARC = AİDS related complex) hastaların hemen hepsinde antikorların pozitif olması teşhise çok yardımcı olmak­tadır.


Kişilerin kanında antikorların görülmesi virüsle bulaşma için öz­gül ve duyarlı bir test olarak kabul edilmektedir. Çünkü seropozitif olan kişilerin büyük çoğunluğunda virüs kandan elde edilip üretilmiştir. Bu­nunla beraber bulaşmayla antikor varlığı arasındaki ilişki yüzde 100 mutlak değildir. Küçük miktarlarda da olsa, yalancı pozitif ve yalancı negatif sonuçlar alınabilmektedir. Antikor negatif olan bazı AlDS'li has­talarda kandan virüs üretmek de mümkün olmuştur. Halen, virüs anti­jenini tarayan bir test geliştirilmektedir. Antijen testinin antikor tes­tinden daha özgül ya da daha duyarlı olup olmayacağı henüz bilinmi­yor.

Anti - LAV/HTLV-III antikorlarını gösteren yöntemler şunlardır:

1. Enzime bağlı immünosorbent test (ELİSA),
2. İmmünofluoresans testi (İF),
3. Katı faz radyo-immun ölçte testi,
4. VVestern blot testi,
5. Radioimmüno-presipitasyon testi.

Tarama maksadıyla en çok kullanılan testler ELİSA ve İF'dir. Bu iki testin yapılışı kolaydır; birçok iaboratuvarda yapılabilir ve 2 günde sonuç verir. Bir hastada eğer bu iki test müsbet çıkarsa iki türlü hare­ket edilebilir:

a) Aynı testler, bu defa başka bir fabrikanın ayraçları kullanılarak tekrarlanır.
b) Daha spesifik olan ve virüsün bazı proteinlerine karşı antikorla­rı gösteren radyoimmünopresipitasyon veya Western-blot yöntemle­rinden birini kullanmak. Bu son yöntemler zor ve zaman alıcı olup, sa­dece belli başlı bazı merkezlerde yapılmaktadır.

Aids Tedavisi, Aids Tedavi

AİDS tedavisi 3 kısımda incelenebilir. Birinci kısımda esas neden olan LAV/HTLV-III virüsünün yok edilmesi. İkinci kısım, hastalığın ya­rattığı bağışıklık yetmezliğinin tedavi edilmesi ve nihayet fırsatçı enfeksiyonların ve refakat eden kanserlerin tedavisi. Şimdi bunları daha yakından görelim:

1. Spesifik antivirüs tedavisi: Virüse karşı ilaçlar. Bunlar virüsün çoğalmasını sağlayan önemli "ters transkriptaz" anzimini bloke eden ilaçlarla, virüsün T lenfositlerine girmesini önleyen ilaçlar olup, halen daha deneysel durumdadırlar ve kesin etkileri ve sonuçları bilinme­mektedir. Bu ilaçların en önemlileri Ribavirin Suramine Fosfonoformat HPA - 23 olup, halen çeşitli hasta gruplarında denenmektedirler.

2. Bağışıklık sistemini uyaracak tedavi:
Bu maksatla da birçok ilaç denenmektedir. Bunlar arasında en önemlileri:
İnterleukin - 2 Gamma interferon Lenfosit nakli Kemikiliği nakli
İnterleukin - 2, T hücrelerinde yapılan bir glikoprotein olup, özel­likle T ve B hücrelerinin çoğalmasını kolaylaştırır. Gamma interfero-nun da yine bağışıklığı uyardığı bilinmektedir. Lenfosit transferi ve kemikiliği nakilleri de azı hastalarda yapılmakla beraber, şimdilik sonuçlar pek parlak değildir. Yine bu maksatla, hastalara bağışıklığı kuvvetlen­diren bir ilaç olan isoprinine verilmektedir. Hastalığın aşısı da çok araş­tırılmakla beraber henüz bulunamamıştır.

3. Fırsatçı enfeksiyonların ve habis hastalıkların tedavisi: Klinik bö­lümünde sözünü ettiğimiz gibi, AİDS sırasında pek çok fırsatçı mik­rop (mantarlar, bakteriler, virüsler, protozoerler) çeşitli hastalık tablo­ları (pnömoni, menenjit, anfesalit, özofajit, anteritler, dermatit) yapmak­tadırlar ve bunun yanında bazı habis hastalıklar da görülmektedir. Bun­ların başarılı tedavisi için önce doğru bir teşhis gerekir. Enfeksiyonun teşhisine göre uygun antibiyotikler verilecektir.

Bu hastalarda pneumocystis carini enfeksiyonunun büyük prob­lem yarattığını düşünen bazı hekimler, daha baştan, koruyucu olarak AlDS'li hastalara trimethoprim - sulfamethaxazole vermektedirler. İlaca karşı alerjik reaksiyon göstermeyen hastalarda bu yol tavsiye edile­bilir.
Enfeksiyonların yanında ayrıca görülebilen Kaposi sarkomu veya lenfoma gibi kanserlerin de tedavisi gerekmektedir. Bunlar için duru­ma göre radyoterapi ve kemoterapi kullanılacaktır.

Yukarıda görüldüğü gibi, AİDS'in tedavisi zordur ve başarı oranı dü­şüktür. Bununla beraber her gün denenmekte olan yeni ilaçlar vardır ve bunlardan birinin etkili olması mümkündür. Yine aranmakta olan AİDS aşısının bulunduğu gün, insanlık büyük bir tehlikeden kurtulmuş olacaktır.
Öldürücü bir hastalık olan AİDS'in, tedavisi yanında, önlenmesi bu­gün için daha büyük önem taşımaktadır. Bu konuda alınması gereken önlemleri gelecek bölümde anlatacağız.
 
Aids Virusu Lav Htlv III Hakkinda
Hasta Bakimi
Aids Virüsü: Lav/Htlv-III

1982 yılı sonundaki bilgiler AİDS'in, cinsel yolla ya da kan trans-füzyonlarıyla geçen bir enfeksiyon hastalığı olduğunu gösteriyordu. Hemofiliklerde kullanılan kan fraksiyonlarının bakteri ve mantarları tu­tan süzgeçlerden geçirilerek hazırlandığı düşünülürse, enfeksiyon âmi­linin filtrelerden geçebilen çok küçük canlılar yani virüsler olması ge­rekiyordu. O güne kadar bilinen virüslerin (cytomegalovirüs, Epstein-Barr virüsü, hepatit virüsü, herpes virüsü) böyle bir hastalık tablosu yaptıkları da bilinmediğine göre, yeni bir virüsün söz konusu olması gerekirdi.

O sıralarda iki Amerikalı araştırıcı Max Essex ve Robert Gallo, bili­nen bir virüsün yani HTLV'nin (human T Leukemia Virüs) AİDS'in âmi­li olabileceğini düşündüler. HTLV, hayvanlarda kanser ve lösemi çe­şitleri yapan retrovirüslerailesindendir ve aynı zamanda bağışıklık sis­temi üzerine baskı yapabilir. HTLV-I diye bilinen bir virüs Japonya'da nadir bir T lösemisi yapmaktadır ve burada sonsuza kadar T hücresi çoğalması olmaktadır. Halbuki AlDS'li hastalarda T hücreleri azalmak­tadır. Ayrıca, Japonya'daki T lösemili hastaların hiçbirinde AİDS'e ben­zeyen bir hastalık tablosu bildirilmemiştir.

Aynı günlerde Paris'te F'asteurtnstitüsü'nde bir "AİDS Araştırma Grubu" kurulmuştu ve onlar da hastalığın virüsünü arıyorlardı. 1982 yılının son aylarında bu grup (Başkan Luc Montagnier) AlDS'li bir has­tanın lenf bezlerinden yeni bir virüsü elde edip ürettiler. Bunun için hastanın lenfositleri kültüre konuldu. İçine interlökin-2 ve anti-interferon ilave edildi. İnterlökin lenfositlerin çoğalmasını sağlarken, anti-interferon da virüslerin çoğalmasına yardımcı oluyordu.

1983 yılı Ocak ayında hücre kültüründe yeni bir virüs üretildi. Bu virüs bir retrovirüstü, çünkü kültür sıvısında ters transkriptaz (reverse trahscriptase)anzimi oluşmuştu;elektron mikroskobunda görünüşü HTLV'den farklıydı ve bu virüs yeni lenfositlere ilave edildikçe onların içinde çoğalıyor, fakat HTLV'nin aksine, bu lenfositleri çoğaltmıyor­du. Ayrıca Gallo tarafından gönderilen HTLV antikorları yeni virüsün proteinleriyle reaksiyona girmediğine göre, bu da iki virüsün birbirin­den farklı olduğunu gösteriyordu.


Bundan sonra, Pasteur grubu başka birçok AlDS'li hastadan da aynı virüsü elde ettiler. Elektron mikroskobunda hücrelerin (T lenfositleri­nin) içinde ve dışında virüsler tespit edildi. Boyları 100-140 nanometre arasında olup; yuvarlak veya çomak şeklinde yoğun, merkezi ya da merkezdışı (eksantrik) çekirdekleri vardır

Bu virüsün, yardımcı T hücrelerine büyük bir ilgisi olduğu saptan­dı; proteinleri tayin edildi; hastalarda.bunlara karşı antikorlar da sap­tandı.

Fransız grubu buldukları virüse LAV (lymphadenopathy Associa­ted Virüs) adını verdiler. Amerikalılar (Gallo ve arkadaşları) önce bu­nu kabul etmeyip HTLV virüsünde ısrar ettiler.

Fransızlar (Montagnier ve arkadaşları) bu virü­sün HTLV türünden olmadığını iddia etmektedirler. Günümüzde AİDS virüsü LAV/HTLV-III sembolleriyle gösterilmektedir.

AİDS virüsü T lenfositlerinin "yardımcı" bölümündeki hücrelere özel bir ilgi gösterir. Bunun mekanizması, hücrenin yüzeyinde bulu­nan T4 molekülüne (reseptörüne) virüsün yapışıp, buradan içeri gir­mesidir. Virüsün ayrıca monosit denilen hücrelerle beyin hücrelerine de girerek, bunların içinde de çoğaldığı anlaşılmıştır. Virüs T» (yardım­cı) lenfositlerinin bölünüp çoğalmalarını durdurmakta, onları biribirine yapıştırmakta ve böylece görev yapmalarını engellemektedir.

Virüste bulunan bütün proteinler antijeniktir yani hastaların ka­nında bunlara karşı antikorlar oluşmaktadır. Bu antikorlardan teşhis için yararlanmaktayız. Hastaların kanlarında bulunan antikorlar, maa­lesef virüsleri yok edici ya da durdurucu bir tepki göstermemektedir­ler.

Virüste genetik yapı yüksek oranda değişiklikler göstermekte ve bu yüzden virüs kendini antikorlardan ve bağışıklık sisteminden kur­tarabilmektedir. Yine bu yüzden, AİDS'e karşı bir aşı şimdilik gerçekleştirilememektedir.

Virüsün fizik etkenlere karşı duyarlılığı

Zarflı virüslerin pek çoğu gibi LAV/HTLV-III ısıya karşı duyarlıdır. 56 derecede 30 dakika ısıtıldığında virüs bulaştirıcılığını kaybetmek­tedir. Liyofilize preparatların ısıyla temizlenmesi için daha uzun süre ısıtmak gerekmektedir.

Virüs, iyonizan ışınlara (X ışınları) ve ultraviyole ışınlara oldukça dirençlidir. 250 bin rad gamma ışınları yada 5000 J/m2 (dalga boyu 254 nm) ultraviyole ışınları virüsü kısmen inaktive edebilmektedir.

Kimyasal etkenler ve virüs

Eter ve aseton virüsü hemen öldürür. Alkol (etanol) yüzde 20 kon­santrasyonda, sodyum hipoklorit yüzde 0.2, beta-propiolactone yüz­de 25, sodyum hidroksit 40 mmol/litre ve glutaraldehid yüzde 1 kon­santrasyonda virüsü yok edebilmektedir, insan plazmasından hepatit B aşısı hazırlanırken yapılan işlemlerin AİDS virüsünü yok ettiği tespit edilmiştir.

Görüldüğü gibi LAV/HTLV-III virüsü çok dayanıklı olmayan ve ol­dukça kolay inaktive edilebilen bir virüstür.

 
Aids Kanserler Kaposi Sarkomu Lenfomalar
Hasta Bakici
Aids ve Kanserler

AİDS'in seyri sırasında bazı kanserler dikkati çekecek kadar sık olarak görülmektedir. Bunlar, Kaposi sarkomu, lenfomalar, dil, rektum ve anüs kanserleridir.

Kaposi Sarkomu Nedir

Kaposi sarkomu ilk defa 1872'de Dr. Kaposi tarafından tarif edil­diği için, onun adıyla anılan nadir bir tümördür. En çok el ve ayaklara yakın yerlerde, mor, ya da kahverengi-kırmızı renklerde kabarık deri lezyonları şeklinde görülen bu kanser türü Batı dünyasında nadirdir. Da­ha çok, ileri yaşlardaki Akdenizli ve Doğu Avrupalı insanlarda görülür. Buna karşılık, Kongo'da çok sıktır ve oradaki kanserlerin yüzde 11'ini oluşturur. Fakat, 1979'dan itibaren ABD'de, homoseksüel erkeklerde Kaposi sarkomunun sık görüldüğü tespit edildi. Bunların ortak nokta­ları, hepsinin AlDS'li oluşlarıydı. Zamanla, Kaposi sarkomunun AlDS'li hastaların üçte birinde bulunduğu anlaşıldı.
Hastalığın en çok görülen şekli deridedir. Daha çok, bacaklarda, kollarda olur ve yıllarca süren bir gidiş gösterir. Fakat, AlDS'li hasta­lardaki Kaposi sarkomunun hızlı seyrettiği; deriden başka yerlere ya­yıldığı (lenf bezlerine, akciğerlere, kemiklere ve bağırsaklara) ve böyle hastaların yüzde 40'ının bir yılda kaybedildiği tespit edilmiş bulun­maktadır.

AİDS ve Kaposi sarkomlu kişilerde rastlanılan bir genetik özellik vardır: Bunlarda, doku gruplarından HLA-DR-5 yüksek oranda bulun­muştur. Bu, irsi bir etkiyi düşündürmektedir. Sarkomu yapan asıl et­kenin, AlDS'lilerde sık görüldüğünü yukarıda söylediğimiz Cytomegalovirüsü olduğu hakkında kanaatler gittikçe kuvvetlen­mektedir.


Kaposi sarkomunun tedavisi ilaç ve radyoterapiyle (ışın) yapılmak­tadır. Küçük alanlardaki hastalık ışınla; yaygın hastalık ise kanser Maç­larıyla (kemoterapi) tedavi edilir. Bu ilaçlar arasında en etkilileri Etoposide (VP-16) ve vinblastin'dir. Ayrıca, vücudun bağışıklığını ar­tırmaya yönelik ilaçlardan interferon da, yüksek dozlarda Kaposi sar­komuna tesir etmektedir. Yine aynı maksatla retinoidler(13-cis retinoik asid) ve isoprinosine isimli maddeler de denenmektedir.

Lenfoma Nedir, Lenfoma belirtileri, Lenfoma Tedavisi

Lenfomalar, lenf bezlerinin tümörleridir. AlDS'li hastaların yüzde 5-15 kadarında lenfomalar da görülmektedir. Bunlar, Hodgkin lenfoması ve Hodgkin olmayan lenfomalar diye iki gruba ayrılırlar ve AlDS'­lilerde daha çok Hodgkin olmayan lenfomalar görülür. Hodgkin olmayan lenfomaların iki tipi AlDS'de özellikle görülmektedir:

a. Burkitt lenfoması.
b. Lenfoblastik lenfoma.

Burkitt lenfoması, muhtemelen Epstein-Barr virüsünden olmakta­dır. Bu virüs, merkezi Afrika'da pek sıktır ve aynı bölgede Burkitt len­foması da çok görülmektedir. Bu virüsün AlDS'lilerde de enfeksiyon yaptığını yukarıda görmüştük. Burkitt lenfoması, yüz ve çenede (Afri­ka tipi) şişlikler yaptığı gibi, karında kitleler de (Amerikan tipi) oluştu­rabilmektedir.
Lenfomaların tedavisine, erken devrelerde radyoterapi, ilerlemiş devrelerde ilâç tedavisi (kemoterapi) kullanılır. Bazen her iki tedavi şek­linin birlikte kullanılması da gerekebilir.

Diğer Kanserler

AlDS'li hastalarda görülen diğer kanserler arasında ağız, anüs (ma­kat) ve rektum kanserleri sayılabilir. Bunlar cinsel faaliyetler sırasın­da zedelenen dokulardır ve bu hastalardaki enfeksiyonlarda görülen herpes virüslerinin bu kanserlere yol açtığı düşünülmektedir. Herpes virüsünün Vinci tipi ağız-dil kanseri, herpes virüsünün 2'nci tipi ise rektum ve anüs kanserleri yapmaktadır.


AlDS'li hastalarda bu çeşitli kanserlerin oluşunu şu şekilde izah etme eğilimi vardır: Önce LAV/HTLV-III virüsü vücuda girip enfeksi­yon yapar ve bağışıklığı yok eder. Bunun arkasından fırsatçı enfeksi­yonlar (cytomegalovirüs, Epstein-Barr virüsü veya herpes simplex I ve II virüsleri) vücudu istilâ eder ve yukarıda gördüğümüz kanserleri bu virüsler oluşturur.

Eğer bu hipotez doğruysa, kanser ihtimalinin virüs enfeksiyonlarıyla paralel gitmesi beklenir. Gerçekten de öyle olmaktadır. AlDS'li hastalar arasında virüslerin en çok bulunduğu grup, homoseksüel er­kekler grubudur, ve kanserler en çok bunlar arasında görülmektedir. Meselâ, homoseksüel ve biseksüel erkek AlDS'li hastalarda Kaposi sarkomu sıklığı yüzde 46 iken, heteroseksüel AlDS'lilerde bu sıklık yüz­de 7 dolaylarındadır.
 
Bu bölümü görmek için yetkili değilsiniz.
Giriş yapmalısınız.
Bu bölümü görmek için yetkili değilsiniz.
Giriş yapmalısınız.
Devamı...
<< İlk < Önceki 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 Sonraki > Son >>

Sonuç 371 - 380 Toplam 763
COMERT BAKICI REKLAM HİZMETLERİ
HASTA BAKICI REKLAM HİZMETİDİR