ANA SAYFA arrow Hasta Bakım
Akut Bronsiolit Tedavisi Obstruktif Akciger
Hasta Bakimi
Bronşiolit, Akut Bronşiolit Tedavisi

Bronşiolit küçük hava yollarının akut iltihabi bir hastalığı olup daha çok iki yaşından bebeklerde ve küçük çocuklarda görülür. Bronşiyolların obstrüksiyonu ya­nında hava hapsi (air trapping), hiperinflasyon ve atelektazi izlenir. Üst solu­num yollarının hastalık belirtilerinden birkaç gün sonra bronşiyolitin tipik be­lirtileri olan inspirasyon ve ekspirasyonda sibilan railer duyulur. Taşipne, in-terkostal ve suprasternal çekilmeler,toraksda hiperrezonans, hırıltı ve inspiratuar railer başlıca klinik belirtileridir. Hastalık çok kez ateşsiz bir seyir göste­rerek birkaç günde iyileşir. Akciğer radyografisinde hiperinflasyonla ilgili diyafrağmalarm düzleşmesi, peribronşiyal kalınlaşma, çok kez atelektazi veya bronkopnömoniyle ilgili bir parenkima konsolidasyonu görülür.

Bronşiyolitin en önemli etkeni sinsitial virüsdür. Bundan başka para-inlüenza virüsü, inflüenza A ve B virüsleri, adenovirüs, kızamık ve rinovirüs bronşiyolite sebep olabilir. Bronşiyolit belirtileri astma hastalığında izlenen­lere yakın bir benzerlik gösterir. Ancak astma bir yaşından küçük çocuklarda seyrek izlenir.
 
Akut Bronsit Obstruktif Akciger Hastaliklari
Hasta Bakimi
Obstrüktif Akciğer Hastalıkları, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı

Akut Bronşit, Akut Bronşit Tedavisi

Akut Bronşitin başlıca belirtisi öksürüktür. Çok kez soğuk algınlığı virüs infeksiyonlarından bir hafta sonra husule gelir. Bundan başka pnömokok, streptokok, kızamık, boğmaca, inflüenza infeksiyonları akut bronşite sebep olabilir.

Akut bronşit semptomatik olarak öksürük ilaçlarıyla tedavi edilir. Bakteriyle ilgili akut bronşitte antibiyotikler kullanılır.

Akut bronşit hastalarında ciddi bir öksürük vardır. Hastalık geniş ve orta çap bronş mukoza membranlarının inflamasyonudur. Akut bronşit öksü­rüğü çok kez A virüs inflüenza ve rinovirüs soğuk algınlığı infeksiyonlarından bir hafta sonra husule gelir ve esas virüs hastalığından daha uzun süre devam eder. Akut bronşit daha sıklıkla trakeobronşit karakterindedir. Bu hastalığı bu­run ve farenksin kataral infeksiyonu izleyebilir. Pnömokok, streptokok, hemofılus inflüenza, neisseria kataralis gibi organizmaların oluşturduğu infeksiyon-lar kataral trakeobronşite sebep olabilir. Bundan başka akut bronşit veya trakeobronşit kızamık, boğmaca, inflüenza, çiçek gibi spesifik infeksiyonlarla ilgili olabilir. Bazı iritan gazların inhalasyonu ciddi akut bronşite sebep olur. Enfekte bir diş, fasulye, nohut gibi maddelerin aspirasyonu da inflamasyon ve ödemle akut bronşit oluşturur.

Viral infeksiyonlarda öksürüğün başlıca nedenleri respiratuar muko­zanın zedelenmesi, infeksiyona yanıt olarak iltihap maddelerinin açığa çıkma­sı, solunum yollarında sekresyonların artması, bu sekresyonların arınmasında güçlük ve solunum yollarının iritan reseptörlerinin stimülasyonudur. înfeksi-yon hava yollarının reaktivitesini artırarak soğuk havaya ve hava kirliliği mad­delerine duyarlılığı artırır. Pnömokoklar, streptokoklar ve hemofılus inflüenza, respiratuar bakteriler ve respiratuar virüsler sağlıklı kişilerde akut bronşite se­bep oldukları gibi daha önce mevcut kronik bronşit, astma hastalıklarının iler­lemesine veya alevlenmesine yol açarlar.

Sağlıklı kişilerde oluşan akut bronşit öksürük ilaçlarıyla tedavi edilir. Palyatif tedaviye inatçı inflüenza akut bronşiti tedavisinde amantadin tavsiye edilmektedir. Bu tedaviyle inflüenza virüs titrasyonunda %60 azalma izlenir. İlacın günlük dozu 200 mg dir ve tedaviye 10 gün, nükseden vakalarda 30 güne kadar devam edilir
 
Gaz Degisimi Gaz Degisim Akciger Testi
Hasta Bakimi
Gaz Değişimi, Gaz Değişim(Akciğer Fonksiyon Testi)

Ventilasyon Bir dakikada akciğerlere giren veya çıkan hava volü-müne " dakika ventilasyonu" denmektedir. İstirahatta 6-8 litredir.

Bazı hastalıklarda gerektiğinden az ventilasyon (hipoventilasyon), bazı hastalıklarda gerektiğinden fazla ventilasyon (hiperventilasyon) oluşur.
Hipoventilasyon nedenleri Kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, pnömoni, tüberküloz, yaygın fıbroz, plevra sıvısı, pnömotoraks, genel anestezi, morfin ve luminal gibi ilaçların alınması istirahatta hipoventilasyona sebep olur.

Uykuda değişik stimülüslere göre ilişkili spontan ve tekrarlayan ven­tilasyon episotları oluşmaktadır. Uykuda oluşan bu ventilasyon episotları bazı hastalarda bir apneye kadar değişebilir (Uyku apne sendromu). Böyle olunca bu şahıslarda belirgin bir hipoksemi ve hiperkarbi (respiratuar asidoz) oluşarak respiratuar ve kardiyak yetersizlikler gelişebilir. Uykuda oluşan apnede arter kan gazlarındaki değişiklikler sempatik ve parasempatik tonusu artırır. Örneğin vagus tonusunun artması bradikardiye sebep olur Bu bradikardi atropinle or­tadan kaldırılabilir.
Uykuda gelişen apnenin başlıca nedenleri solunum motor kaslarının fonksiyonlarının azalması ve yukarı solunum yollarında gelişen obstrüksiyondur.

Hiperventilasyon nedenleri Normalde eforun derecesine göre artan bir hiperventilasyon oluşur. Hipoksi, hipertiroidism, ateş, heyecan (anksiyete), hiperventilasyon sendromu, serebral kanama, travma ve andrenalin, proges-teron gibi ilaçların alınması ile istirahatta hiperventilasyon gelişir.

Difüzyon Bir gazın yüksek basınçlı bir bölgeden daha az basınçlı bir bölgeye geçmesidir. Akciğer difüzyon kapasitesi (DA) 1 dakikada 1 mm Hg alveol-kapiler oksijen basınç farkında {(A-a)02} alveollerden kapilerlere geçen oksijen volümü (V02) dir. DA=V02/(A-a)02 formülüyle hesap edilir.

V02 = 250 ml/dakika, (A-a)O2=10 mm Hg ise DA= 250/10=25 ml/mmHg/dakikadır. Beden yüzeyi arttıkça difüzyon kapasitesi artar.

Difüzyon kapasitesinin azalmasının önemli nedenleri alveoler hipo-ventilasyon, alveol-kapiler blok, ventilasyon/perfüzyon dengesinin bozulması ve akciğer dolaşım anormallikleridir.

Perfüzyon (akciğer dolaşımı) Akciğerden gaz difüzyonu için önemli bir etken ventilasyona uygun perfüzyon olmasıdır. Ventilasyon/perfüzyon den­gesizliği difüzyonu azaltarak hipoksemi (02 azalması) ve hiperkapniye (C02 artması) sebep olur. Böylece anormal ventilasyon-normal perfüzyon veya nor­mal ventilasyon-anormal perfüzyon bölgeleri gaz değişimini etkiler ve gaz di-füzyonunu azaltarak hipoksemiye ve daha ciddi durumlarda hiperkapniye se­bep olur.

Özellikle kronik bronşit, amfızem hastalıklarında ve yaygın pulmoner fıbrosis, akciğer rezeksiyonları ve mültpl emboli vakalarında akciğer damar­larının çapları küçülerek, tıkanarak ve sayıları azalarak perfüzyon anormallik­leri ve pulmoner hipertansiyon gelişir. Kalp hastalıkları, anemilerde ve tirotok-sikozlarda perfüzyon anormallikleri oluşabilir.

Arter kan gazları, Arter Kan Gazı Akciğerin ana fonksiyonu alveollerden kapilerlere gereken oksijenin geçmesini ve kapilerlerden fazla C02 nin atılmasını sağla­mak olduğundan anormal pulmoner fonksiyonun anlaşılmasında objektif bir yol arter kanında 02 ve C02 nin ölçülmesidir.

Ancak önemli bir fonksiyon bozukluğu gelişmemişse 02 ve C02 nor­mal düzeylerde kalır. 02 azalması ve C02 artmasının başlıca nedenleri akciğer ve kardiyovasküler hastalıklardır. Anemiye de bağlı olabilir.

Dudakların, dil ve parmak uçlarının syanozu hipokseminin klasik kli­nik belirtisidir. Ancak bu tür değerlendirme yanıltıcı olabilir. Anemi syanozu azaltarak veya maskeleyerek hipoksemiyi daha azmış gibi gösterir, buna karşın polisitemi syanozu artırdığından hipoksemiyi olduğundan daha çokmuş gibi gösterir. Bu nedenlerle arter kanında 02 basıncının (P02) ve C02 basıncının (PC02) ölçülmesi hipokseminin ve hiperkarbinin daha objektif değerlendiril­mesini sağlar. Hipokseminin başlıca klinik belirtileri syanoz, ciddi efor dispnesi, konjestif kalp yetersizliği, polisitemi ve huzursuzluk, uykusuzluk ve kişilik değişiklikleri gibi serebral bozukluklardır. Deniz düzeyinde oturan sağlıklı bir erişkinin P02 si 90-100 mm Hg dir. Yaş arttıkça P02 azalır. 75 mm HgP02 normal alt değer olarak kabul edilebilir. Solunum yetersizliğinde P02 genel­likle 60 mm Hg den azdır. İlgili tedaviyle hipoksemi düzelmemişse hastaya %25-35 02 verilmelidir. Bu yoğunlukda 02 uzun süre kullanılabilir. %100 gibi yüksek konsantrasyon 02 tedavisi " Oksijen zehirlenmesine" sebep olabilir.

Normalde arter kanında PC02 35-45 mm Hg dir. Kronik C02 artması (hperkapni veya respiatuar asidoz) solunum yetersizliğinin başlıca belirtisidir.
Respiratuar asidozun klinik belirtileri uyuklama, konfüzyon, konuşma güçlüğü, distal tremor, kas sıçramaları, baş ağrısı, küçük pupilla, sıcak nemli el, papiler ödem ve komadır. Bu belirtiler spesifik değildir. Arter gazları (P02, PC02 ve bikarbonatlar) ölçülerek asidozun respiratuar veya metabolik olduğu değerlendirilir.

Preoperatif Değerlendirme, Preoperatif Hazırlık

Cerrahi girişimle ilgili komplikasyonlarda anestezinin önemli bir yeri vardır. Akciğer, kalp ve üst karın ameliyatlarında ilk 24 saatte oluşan başlıca anormallikler: Akciğer volümlerinde örneğin vital kapasitede %50 veya daha fazla bir azalma olur. Bu azalma düzelerek bir hafta kadar sürer. Akciğer vo-lümlerinin azalması ağrı ve kas fonksiyonlarının geçici bozulmasıyla ilgilidir.

Cerrahi girişimlerde hipoksemi oldukça sıktır. Cerrahiden hemen sonra oluşan hipoksemi genellikle akciğer volümlerinin azalmasıyla ilgilidir.Bu dönemden sonra geriler veya bazan haftalarca sürer. Postoperatif dönemde akciğerlerin iki önemli savunması olan öksürük ve mukosilyer arınma azalır.
Ameliyat komplikasyonları preoperatif ve intraoperatif etkenlerle yakından ilgilidir.

Preoperatif Etkenler


Kronik akciğer hastalıklarının, özellikle kronik obstrüktif akciğer has­talıklarının ameliyat komplikasyonlarında önemli bir yeri vardır. Bu dönemde ölçülen akciğer fonksiyon testlerinin anormallik derecesi arttıkça cerrahi komplikasy onlarının ciddiyeti artar. Zorlu vital kapasite 1. saniye (ZVK1)0.8 litreden az ise genellikle cerrahi girişim uygulanmaz. Sigara, şişmanlık, yaş ve beslenme bozukluklarınında cerrahi komplikasyonlarında ilgisi vardır. Cerrahi girişimden önce hastanın akciğer, kalp ve diğer organlarının fızyopatalojik anormallikleri birlikte değerlendirilmelidir.

İntraoperatif etkenler

Bu konuda anestezi özellikleri, ameliyat türü, yeri ve insizyon büyük­lüğü başlıca etkenlerdir.

Cerrahi Girişim İçin Genel Değerlendirme
Hastanın özgeçmişi ve muayenesi, akciğer radyografisi, solunum fonk­siyonları ve kan gazları incelenir. Cerrahi girişimin türü ne olursa olsun akci­ğer radyografisi çekilmelidir. ZVKl 2 litreden fazla veya normal değerin %80'i ise pnömonektomi için uygundur. ZVKl 2 litreden veya %80 den az ise postpnömonektomi ZVKl aşağıda yazılı formüle göre hesab edilir.
Postpnömonektomi ZVKl = Preoperatif ZVK1X kalan akciğerin % perfüzyonu
Eğer postpnömonektomi ZVKl 800 mi den fazla veya normalin % 40'ı veya fazlası ise pnömonektomi uygulanabilir.

Hastanın ameliyat öncesi hazırlanması

1. Cerrahi girişimden en az 8 hafta önce sigaranın bırakılması.
2. Mevcut akciğer, kalp ve diğer hastalıkların tedavi edilmesi.
3.Özellikle kronik obstrüktif akciğer hastalarında cerrahi girişimden 48-72 saat öncesine kadar ilgili tedavi sağlanmalı. Örneğin bronkodilatör ilaçlar (gerekirse steroid) ve antibiyotikler verilmelidir.
4. Şişman hastaların zayıflaması.
5. Hastaya postoperatif öksürüğün ve solunum egzersizlerinin önemi iyice anlatılmalı ve gereken uygulama yapılmalıdır
 
Solunum Mekanigi Akciger Fonksiyon Testi
Hasta Bakimi
Solunum Mekaniği (Akciğer Testleri)

Inspirasyon ve ekspirasyonda hava giriş çıkışını kolaylaştıran veya güçleştiren etkenler solunum mekaniğiyle ilgilidir. Bu etkenler 3 grupta top­lanır: 1. Akciğerlerin esnekliği, 2. bronş ve bronşiyoUerde hava akımına karşı direnç, 3. toraks ve akciğer dokularının şekil değiştirmesiyle ilgili sürtünme direnci.

Akciğer esnekliğini ölçen bir test kompliyansdır. Basınç ve volüm değişmesi arasındaki ilişkiyi gösterir. Normalde akciğer kompliyansı 0,2 L/smH20 dur. Yani plevra içinde 1 sm su basıncı azalmasıyla akciğerler 0,2 Litre genişler (akciğerlere 0,2 litre hava girer) veya plevra içinde 1 sm su ba­sıncı artmasıyla akciğerler 0,2 Litre küçülür (akciğerlerden 0,2 Litre hava çı­kar). Kompliyans az ise akciğerlerin esnekliği azalmıştır (fibrosis, silikosis, mitral stenozu).

Solunum yollarındaki direnç hava akımı ve basıncı arasındaki ilişkiyi ölçerek değerlendirilir. Normalde solunum yolları direnci 1.6 sm H20/L/sani-yedir. Yani 1 saniyede 1 litre havanın solunum yollarından giriş veya çıkışı için 1.6 sm su basıncı bir güç gerekmektedir. Solunum yolları direnci amfızem, astma gibi obstrüktif hastalıklarda artar. Solunum mekaniğini ölçen testler gelişmiş örgütlü ve iyi yetişmiş uzmanları olan laboratuvarlarda yapılır. Bu nedenle bu testler yerine daha kolay ölçülebilen ve solunum mekaniğindeki bozukluğa paralel değişme gösteren testler, örneğin zorlu vital kapasite, maksimal ekspirasyon akım-volüm eğrileri, maksimal solunum kapasitesi kullanılır.

Zorlu vital kapasite (ZVK) Buna zamanlı vital kapasite de denir. Vital kapasitenin mümkün olduğu kadar hızlı yapılmasıdır. ZVK testinde vo­lüm ve zaman ilişkisi incelenir. Normalde ZVK'nın %75'i birinci saniyede (ZVKl), %85'i ikinci saniyede (ZVK2) ve %95'i üçüncü saniyede (ZVK3) ekspire edilir. Özellikle ZVKl obstrüktif anormalliğin değerlendirilmesinde pratik ve önemli bir testtir, obstrüktif anormalliğin artmasına paralel olarak azalır. ZVK eğrisinden ölçülen maksimal ekspirasyon akımı ve maksimal eks­pirasyon ortası akımı solunum mekaniğini değerlendirmede kullanılan diğer testlerdir.

Maksimal ekspirasyon-akım volüm eğrileri (MEAV) Bu testler zorlu vital kapasite gibi ölçülür, yani maksimal bir inspirasyondan sonra ya­pılan maksimal ve hızlı bir ekspirasyonda akım-volüm ilişkisi değerlendirilir. MEAV eğrisinde özellikle maksimal ekspirasyon akımı (Vmax) ve ZVK orta­sında ölçülen akım (V50) obstrüktif ve restriktif anormallikleri değerlendirme­de pratik ölçülerdir. Normalde Vmax yaklaşık 8L/saniye, V50 yaklaşık 4L/sa-niyedir. Normal Vmax ve V50 boy arttıkça artar, yaş arttıkça azalır.

ZVK ve MEAV eğrileri bronkodilatör tedaviden önce ve sonra ölçü-lürse obstrüktif amormaliğin düzelmesi değerlendirilir. ZVK ve MEAV eğri­leri hastalık tanısı ve progmozunun saptanmasında önemli solunum fonksiyon testleridir.
 
Akciger Testi Akciger Volum Vital Kapasite
Hasta Bakimi
Akciğer Testi, Akciğer Fonksiyon Testleri

Akciğer fonksiyon testleri özellikle solunum sistemi hastalıklarında rutin incelemeler niteliğindedir. Başlıca endikasyonları: Hastalık tanısı ve prognozunun değerlendirilmesinde önemli katkısı vardır. Ve cerrahi gi­rişime karar vermek için gereklidir.
Akciğer fonksiyon testleri 3 grupta incelenebilir:

1. Akciğer volümleri
2. Solunum mekaniği
3. Gaz değişimi (ventilasyon, difüzyon, perfüzyon ve arter kan gazları)

1. Akciğer volümleri, Akciğer Volüm

Statik olarak ölçülürler. Başlıcaları:

Vital Kapasite (VK) Maksimal bir inspirasyondan sonra yapılan maksimal ekspirasyon havasının volümü. Orta yaş ve orta boyda normal bir kişinin vital kapasitesi yaklaşık 4500 ml'dir.

Rezidüel Volüm (RV) Maksimal bir ekspirasyon sonunda akciğerler­de kalan hava hacmi. Normalde yaklaşık 1000 ml.dır. Yaş arttıkça artar. Kro­nik obstrüktif akciğer hastalıklarında (amfızem, astma ve kronik bronşit) artar ve bunun artmasıyla rezidüel volümün total akciğer kapasitesine oranı (RV/TAK) artar. RV/TAK'nın artışı obstrüktif akciğer hastalıkları için önemli bir bulgudur.

Total akciğer kapasitesi (TAK) Maksimal inspirasyon sonunda akci­ğerde mevcut gaz. TAK=VK+RV volümüdür. Yaklaşık 5-8 litredir.

Tidal Volüm (TV) Solunum süresince yapılan inspirasyon veya eks­pirasyon volümü. İstirahatta 500-800 ml.dir.

TAK = Total akciğer kapasitesi, TV = Tidal volüm, İK= Inspirasyon kapasitesi, FRK = Fonksiyonel rezidüel kapasite, EY = Ekspirasyon yedeği, VK = Vital kapasite, RV = Rezidüel volüm.

Vital kapasite en çok kullanılan akciğer fonksiyon testlerinden biridir. Vital kapasitenin azaldığı başlıca hastalıklar :
Akciğer parenkinıa hastalıkları: Yaygın fıbrosis, tüberküloz, tümör atelektazi, cerrahi girişimler.

Toraks hareketlerinin kısıtlanması: Şişmanlık,kaburga kırığı, kifos-kolyoz, poliomyelit, myastenia gravis.

Akciğer genişleme kapasitesinin kısıtlanması: Plevra sıvısı, pnö-motoraks, diyafrağma hernisi, fıbrotoraks, kalp büyümesi.

Hava yollarının tıkanması: Astma, amfızem,bronş stenozu.
 
Halsizlik İstahsizlik Zayiflama Akciger
Hasta Bakimi
Akciğer Hastalıkları Belirtileri

Halsizlik, İştahsızlık ve Zayıflama

Kronik akciğer infeksiyonlarında, özellikle kronik reinfeksiyon tüberkülozunda, akciğer kanserinde, kronik obstrüktif akciğer hastalıklarının ileri dönemlerinde halsizlik, iştahsızlık, zayıflama husule gelir. Zayıflama tü­berkülozda infeksiyonun toksik ve metabolik etkisiyle, akciğer kanserinde tü­mörün sistemik ve salgısal etkisiyle, kronik obstrüktif akciğer hastalarında hi­poksemiyle ve dispepsi ile ilgilidir. Tüberküloz hastalarında iyileşme başlayın­ca hastaların iştahı artar ve kilo almağa başlarlar.

Tambur Çomağı Parmak ve hipertrofik Pulmoner Osteoartropati

Tambur çomağı şeklinde parmak uçları (clubbing) ve osteoartropati viseral bir hastalığın özellikle intratorasik bir hastalığın varlığını endike eder. Bu iki anormallik birarada bulunduğu gibi ayrı olarakta izlenebilir.

Pulmoner osteoartropati vakalarında parmak, el, ayak bileklerinde ve dizlerde, şişme ve sertlik gösteren artralji belirtileri vardır. Alt ekstremite kemiklerinde süperostal yeni kemik oluşunu gösteren Röntgen filmi pulmoner osteoartropati için örnek bir bulgudur. Tambur çomağı parmak kanser, bron-şektazi, pyojenik abse gibi kronik akciğer hastalıklarında,konjenital kalp has­talıklarında, kronik kor pulmonale, arteriyövenöz fıstüla, Hamman-Rich sendromunda görülür. Daha nadir olarak siroz, kronik ülseratif kolit, bölgesel ar­terit ve bakteriyel endokardit vakalarında izlenir. Pulmoner osteortropati vaka­larının büyük çoğunluğu maliğn akciğer tümörlerinden ileri gelir.
 
Akciger Hastalik Belirtiler Syanoz ve Ates
Hasta Bakimi
Akciğer Hastalık Belirtiler

Ateş

Beden ısısının incelenmesinin, akciğer hastalıklarının tanısı, ayırıcı tanısı, derecesi, gidişi ve tedavi etkisinin değerlendirilmesinde önemli bir yeri vardır. İki haftadan uzun süren ateşli hastalıkların önemli bir bölümü subkronik ve kronik infeksiyonlardır.

Uzun süreli ateşli hastalıklar

İnfeksiyonlar: Tüberküloz, bakteriyel endokardit, bruselloz, salmonella.
Kolagen hastalıklar: Lupus eritematosis, periarteritis nodosa, romatoid artritis, romatizma.
Neoplastik hastalıklar: Kanser, Hodgkin, sarkoma
Kan hastalıkları: Lösemi, hemolitik hastalıklar
Tekrarlayıcı ateşli hastalıklar: Malarya, febris rekürens, pyojenik infeksiyon, Hodgkin.

Syanoz

Syanoz ciddi hipoksemiyle ilgilidir. Akciğer hastalıklarının çoğunda ileri dönemlerinde syanoz görülür.

Kronik obstrüktif hastalıkları, ciddi akciğer infeksiyonları örneğin yaygın pnömoni,milyer tüberküloz, ilerlemiş tüberküloz, spontan pnömotoraks, plörezi, kanser ve diğer nedenlerle ilgili atelektazi, fıbrosis, skleroderma sya­noz oluşturan başlıca akciğer hastalıklarıdır. Kalp hastalıklarında da syanoz ö-nemli bir belirtidir. Daha nadir olarak arter-ven santiarı, karaciğer sirozu, Raynaud hastalığı ve zehirlenmelerde syanoz görülür.
 
Akciger Hastalik Belirtileri Gogus Agrisi
Hasta Bakimi

Akciğer Hastalık Belirtileri

Göğüs Ağrısı

Göğüs ağrısının başlıca nedenleri kalp hastalığı, kanser, pnömoni, tü­berküloz ve plörezidir. Bundan başka trakeobronşit, pulmoner emboli, pnömotoraks, pulmoner hipertansiyon, Tietze sendromu (kondritis) gibi hastalıklar göğüs ağrısına sebep olabilir.

Plevra ağrısı

Akciğer parenkiması ve viseral plevrada sinir uçları olmadığından has­talık parietal plevraya kadar yayılmamışsa göğüs ağrısı duyulmaz. Plevra ağrısı inspirasyonda veya öksürükle bıçak saplar gibi olabildiği gibi ancak maksimal inspirasyonda belli belirsiz veya gerginlik niteliğinde hafif olur. Plevra ağrısı ekspirasyonda veya soluk tutunca kaybolur veya azalır. Plevra ağrısının duyul­duğu interkostal bölgeye bastırıldığı zaman belirli bir ağrı duyulmaz, buna kar­şın göğüs duvarı ile ilgili ağrıda, örneğin Tietze sendromunda, o bölgeye yapı­lan baskıda şiddetli bir ağrı duyulur. Diyafrağma plevrasının santral iritasyonu omuza ve boyuna yayılan ağrıya sebep olur. Diyafrağma plevrasının perifer iritasyonu ise alt toraks, lomber ve karın bölgesinde ağrıya sebep olur.

Kardiyovasküler hastalıklarda göğüs ağrısı

Kardiyovasküler hastalıklarda göğüs ağrısının başlıca nedenleri angina pektoris, myokard infarktüsü, perikardit, valvüler kalp hastalıkları, kardiyom-yopatiler ve aort anevrizmasıdır.

Göğüs duvarı ağrısı

Başlıca nedenleri nörojen kökenli hastalıklar (interkostal ve frenik si­nirle ilgili nöropati, Pancoast tümörü, herpes zoster), kaburga kırığı, Tietze sendromu, miyaljiler (kas hastalıkları) ve posttorakotomiyle ilgilidir.

Travma veya uzun süreli ciddi öksürüklerin sebep oldukları kaburga kırıkları göğüs duvarında ağrı oluştururlar. Herpes zoster ağrısı yakıcı tiptedir, bir veya birkaç interkostal sinir yolu boyunca yayılır ve ilgili ağrı bölgesinde herpes deri lezyonları vardır.

Ekstratorasik göğüs ağrısı

Gastro intestinal, safra kesesi, pankreas, dalak hastalıkları ve subfrenik abseler göğüs duvarında ağrıya sebep olabilirler.

 
Hemoptizi Nedenleri Nedir Hiriltili Solunum
Hasta Bakimi

Akciğer Hastalıkları ve Belirtileri

Hırıltılı Solunum

Hırıltılı solunumda ıslık gibi müzikal nitelikte bir ses duyulur. Bu ses daralmış hava yollarında giren ve çıkan havanın titreşimiyle oluşur. Reverzibl hırıltılı bir solunum astma hastalığında önemli bir belirtidir. Başlıca nedenleri allerjenlerin inhalasyonu, infeksiyonlar, sigara, kirli hava ve egzersizdir. Bun­lardan başka aspirin, penisilin gibi ilaçlar ve bazı gıda maddeleri, gıda madde­leri koruyucuları ve bazı psikolojik etkenler astma hırıltılı solunumuna sebep olabilir. Üst solunum yolları infeksiyonları, sol kalp yetersizliği, yabancı ci­sim aspirasyonu ve akciğer tümörlerinde de hırıltılı solunum izlenebilir.

Hemoptizi Nedir, Hemoptizi Nedenleri

Hemoptizinin (kan tükürme) başlıca nedeni akciğer hastalıklarıdır. Pnömoni, tüberküloz, akciğer tümörleri, kronik bronşit, bronşektazi, akciğer infarktüsü, akciğer absesi, mantar hastalıkları ve kistler hemoptiziye sebep o-lan en önemli akciğer hastalıklarıdır.

Hemoptizi bazan akciğer hastalığının ilk belirtisi olarak izlenir. Kardiyovasküler hastalıklarda, örneğin konjestif kalp yetersizliği ve mitral steno-zunda hemoptizi sık izlenen bir belirtidir.

Burun kanamasında kan nazofarankse toplanarak öksürük ve kan tü­kürmesine sebep olabilir. Farenks, özofagus kanamaları veya hematemez he-moptiziyle karıştınlabilir. Klinik inceleme ile birlikte, akciğer radyografisi ve diğer yöntemlerle hemoptizi tanı ve ayırıcı tanısı değerlendirilir. Kan miktarı ve hastalık tanı ve derecesi arasında bir ilişki olmayabilir. Örneğin balgamın hafif kırmızıya boyanması gibi az miktarda kan bir bronş kanserinin veya bir bronşitin belirtisi olabilir.

Hemoptizi niteliği mevcut hastalık konusunda bilgi verebilir. Örneğin kanla boyalı müköz balgam bronşitte veya tüberküloz ve bronş kanseri gibi da­ha ciddi hastalıklarda görülebilir. Cerahatla karışık kanlı balgam pnömoni veya akciğer absesi gib hastalıklarda veya bronşektazi gibi kronik bir hastalıkta izle­nir. Balgam yalnız kanla karışık olup, mukus ve cerahatli değilse ve birkaç gün değişmeden bu şekilde devam etmişse pnömoniden çok bir akciğer infarktüsü-nü düşünmelidir. Balgam az kanlı olduğu için pembe görünümde ise ve bazan da köpüklü ise sol kalp yetersizliğine bağlı akciğer ödeminden kuşkulanılır. Hemoptizi vakalarında klinik incelemeyle yetinmemeli, akciğer radyografisi gerekirse bilgisayar aksiyal tomografi ve diğer yöntemlerle ilgili hastalığı teş­his ederek, gereken tedavi uygulanmalıdır.

 
Akciger Hastalik Belirtileri Dispne Nedir
Hasta Bakimi

Akciğer Hastalıklarının Belirtileri

Dispne Nedir

Dispne, nefes darlığı, soluksuzluk (havasızlık duygusu veya hava açlı­ğı) ve solunum güçlüğü benzer anlamda kullanılır. Akciğer parenkimasında ve solunum yollarında oluşan anormallikler dispnenin başlıca nedenleridir. Kalp hastalıklarının önemli bir belirtisi olan ortopne (alçak yatıldığında oluşan ve yüksek yatınca düzelen dispne) amfızem, kronik bronşit hastalarında ve ciddi astma nöbetlerinde de izlenir. Kalp hastalarında oluşan paroksismal nokturnal dispne geceleri uyandırıcı niteliktedir. Gece dispneleri astmada da izlenebilir.

Bazı vakalarda dispne "psikonörotik" niteliktedir. Bazı vakalarda or­ganik ve psikolojik etkenlerle birlikde bulunur. Örneğin bazı astma hastala­rında akciğer fonksiyon testleri normal olduğu halde dispne vardır.

Cheyne-Stokes solunumunda periyodik düzensiz bir dispne vardır. So­lunum giderek artarak hiperventilasyon, sonra solunum giderek azalarak hipo-ventilasyon, hatta apne oluşur. Hastalar heperventilasyon döneminde de nefes darlığından yakınırlar. Cheyne-Stokes solunumu genellikle kalp hastalığıyla il­gilidir. Kusmaul solunumunda ciddi bir hiperpne vardır, eforda oluşan bir dispneye benzer ve üremi, diabet ve ciddi şok gibi vakalarda oluşan metabolik asidozla ilgilidir.

Başlıca dispne nedenleri

Solunum sistemi hastalıkları: KOAH (astma, kronik bronşit ve amfı­zem), akciğer infeksiyonları, akciğerin yaygın parenkima hastalıkları, trombo-emboli ve obstrüktif üst solunum yolları hastalıkları.
Kardiyovasküler hastalıklar, ciddi anemi, aşırı şişmanlık, nöropsişik düzensizlikler.

Kronik akciğer ve kalp hastalarında dispne derecesi prognoz bakımın­dan aydınlatıcı olur. Bu konuda pratik ve yararlı bir değerlendirme:

Dispne dereceleri:

1. derece dispne Hasta düz bir yerde aynı beden yapısı ve yaştaki kişiler gibi yürür. Ancak yokuş veya merdiven çıkışında dispne vardır.
2. derece dispne Hasta düz bir yerde kendine uygun bir yavaşlıkla 1,5 km dispne olmadan yürür. Ancak normal hızda dispne oluşur.
3. derece dispne Düz bir yerde 100 m kadar veya birkaç dakika yürü­mekle dispne.
4. derece dispne Az bir çaba ile örneğin giyinme veya konuşmakla dispne.Özellikle akciğer kanseri cerrahi girişimi için sık olarak başvurulan Fi­zik Yetenek değerlendirilmesi (Karnofsky ölçüsü) ile dispne dereceleri ara­sında yakın bir ilişki vardır

 
Bu bölümü görmek için yetkili değilsiniz.
Giriş yapmalısınız.
Bu bölümü görmek için yetkili değilsiniz.
Giriş yapmalısınız.
Devamı...
<< İlk < Önceki 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 Sonraki > Son >>

Sonuç 371 - 380 Toplam 799
COMERT BAKICI REKLAM HİZMETLERİ
HASTA BAKICI REKLAM HİZMETİDİR